Kayıp yakınları: Daha neyin peşindesiniz?
ANF
11:59 / 20 Auğustos 2011
AMED - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta düzenlenen oturma eyleminin 132’inci haftasında konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, bu ülkenin yeterince acılar çektiğini vurgulayarak, “Son üç dört gündür bu halkın çocuklarının üzerine bombalar yağdırılıyor. Bu ülkenin insanları bunu kabul etmez. Ülkeyi yönetenlere soruyoruz; bu kayıplar size yetmiyor mu, bu katliamlar size yetmiyor mu? Siz daha neyin peşindesiniz?” diye konuştu.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlenen oturma eylemi 132’inci haftasına girdi. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan oturma eylemine, İHD yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi, KESK'e bağlı sendikaların temsilcileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı. Kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, Başbakan Erdoğan’ın çatışmaların fitilini ateşleyen konuşmaları ve PKK kamplarına yönelik gerçekleştirilen hava harekatına tepki gösterdi. Yıllarca bu ülkede acıların son bulmasını, kayıpların bulunmasını, faillerin yargılanmasını istediklerini belirten Bilici, “Biz artık ne diyeceğimizi şaşırdık. Bir ülke düşünün ki, Başbakanı, Cumhurbaşkanı, yargısı, muhalefeti, profesörleri ve gazetecileri, insan haklarından, demokrasiden, hukuktan insanlıktan nasibini almamışcasına savaş çığırtkanlığı yapmaktadır. Düşünün; o ülkede ne olur? O ülkede ölümler olur, acılar olur, gözyaşı olur, kayıplar olur” dedi.
BU KADAR KAYIP, BU KADAR KATLİAM YETMEDİ Mİ?
Ülkede demokrasiyi, özgürlüğü, barışı savunanların barış istemlerine savaşla karşılık verildiğini kaydeden Bilici, şunları söyledi: “Biz yıllardır kayıplarımızı bulun ailelere hesap verin diyorduk. Ama maalesef bu ülkeyi yönetenler, ‘bu kayıplar yetmez, bu kayıpların üzerine bir bu kadar daha eklememiz gerekir. Kürt sorununun çözümü için bu kadar can kaybı yetmez, bunun üzerine bir o kadar daha eklememiz gerekir’ diyerek hareket ediyorlar. İşte son bir haftadır bu ülkenin Başbakanı savaş kararı aldı. Son üç dört gündür halkın çocuklarının üzerine bombalar yağdırılıyor. Bu ülkenin insanları bunu kabul etmez. Biz buradan tekrar söylemek istiyoruz; bu yönteminiz doğru bir yöntem değildir.”
Yapılacak tek şeyin acil olarak savaş kararından vazgeçmek olduğunu ifade eden Bilici, “Denemediğiniz tek bir yöntem kalmıştır, o da diyalogdur, müzakeredir, bu halkın varlığını kabul etmedir. Bunun dışında hiçbir yöntemi kabul etmeyeceğiz. Biz kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak bu ülkeyi yönetenlere diyoruz ki; bu kayıplar size yetmiyor mu? Bu katliamlar size yetmiyor mu? Siz daha neyin peşindesiniz. Düşünün ki, siz 5 bin tane PKK militanını yok ettiniz, bütün Kürtleri yok ettiniz. Peki elinize ne geçecek? Başarı mı sağlamış olacaksınız? Bu nedenle bir an önce bundan vazgeçin” diye konuştu.
Bilici’nin konuşmasının ardından 6 Kasım 1997 tarihinde Diyarbakır’da kaybedilen Abdulselam Çelik’in kaybediliş hikayesi oğlu Salih Çelik tarafından anlatıldı.
Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakikalık oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.
ANF NEWS AGENCY
20 Ağustos 2011 Cumartesi
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Kayıp yakınları: Kürt sorunu güvenlikçi politikalarla çözülemez
ANF
12:10 / 13 Auğustos 2011
AMED - İHD ve kayıp yakınları tarafından her hafta düzenlenen oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, devlet ve hükümet yetkililerinin ortamı gerecek açıklamalar yapmak yerine barışın ve hoşgörünün dilini kullanması gerektiğini belirterek, “Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz” dedi.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlenen oturma eyleminin 131’incisi gerçekleştirildi. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan oturma eylemine, İHD yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri, KESK'e bağlı sendikaların temsilcileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı. Kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, İnsan hakları savunucuları ve kayıp yakınları olarak her hafta kayıpların faillerini açıkladıklarını belirterek, son olarak tetiği çeken itirafçıların, JİTEM’cilerin, özel harekatçıların bu cinayet ve kayıpları itiraf ettiğini söyledi.
Kendilerinin sadece tetiği çekenlerle ilgilenmediklerini asıl olarak bunların emrini kimlerin verdiğinin peşinde olduklarını kaydeden Bilici, “Bu emirleri veren bu konsepti uygulayan kimlerdir, devlet bunların hesabını vermelidir. Hiçbir polis, hiçbir özel harekatçı tek başına kendi inisiyatifiyle bu vahşeti gerçekleştiremez. Bütün bunlar ortadayken, bunlar bir bir çıkıp biz yaptık dedikleri halde halen Kürt sorununun çözümüne güvenlik eksenli yaklaşan bir zihniyetle, ‘Ben özel harekat polisleriyle bu sorunu çözeceğim’ diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz. Çözülseydi şimdiye kadar çözülürdü. Eğer varsa bir kotanız; ‘bu kadar insan daha ölmeli, şu kadar insan daha kaybedilmeli’ dediğiniz bir sınırınız varsa, bunu da açıklayın tüm halkımız bilsin. Ama bu bir çözüm değildir” diye konuştu.
TEHDİT EDEREK ÖLDÜMLER DURDURULAMAZ
“Biz şunu söylüyoruz; bir an önce bu kayıplarımızın nasıl kaybedildiğini, kimler tarafından kaybedildiğini ve nerede saklandığını açıklayın artık” diyen Bilici, “Aksi takdirde yine ölüm, yine gözyaşı olacak. Yine gencecik insanlar ölecek. Buna hakkınız yok. Hiçbirinizin çocuğu bu bölgede askerlik yapmıyor, polislik yapmıyor. Çıkıp tehdit etmekle hiçbir yere varamazsanız. İftar sofralarında yapacağınız tehditler yerine çıkıp şunu söylemeniz lazım; ‘evet bu ülkenin adalete, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, çağdaş demokrasiye ihtiyacı var. Biz bunları yapacağız. Biz geçmişimizle yüzleşeceğiz, bu ülkede yapılan bütün insanlık dışı uygulamaların hesabını vereceğiz. Bundan sonra tek insanın burnu kanamasın diye çalışacağız’ demelisiniz. Bunları diyeceğinize kalkıp tehdit ediyorsunuz. Bu tehditlerin bir anlamı yok artık. Bunları tekrar etmekle bu ölümleri durduramıyorsunuz” diyerek Cemil Çiçek’in BDP’yi hedef gösteren konuşmasına tepki gösterdi.
GÜVENLİK EKSENLİ YAKLAŞIM YERİNE MUHATAPLARLA GÖRÜŞÜLSÜN
İnsan hakları savunucuları olarak, anneler olarak, kayıp yakınları olarak artık tahammülleri kalmadığını söyleyen bilici şöyle devam etti: “Artık sabrımız kalmadı. İnsanların ölümüne dayanamıyoruz. Durdurun artık bu ölümleri. Gelin doğru yol nedir onu yapalım. Dünyanın başka yerlerinde sorunlar nasıl çözülmüş, onlara bakalım. Siz en lüks yerlerde, en güzel ülkelerde yaşıyorsunuz. Ancak burada ölenler gariban insanların çocuklarıdır, bizleriz. Bu ülkenin sahipleri olan insanlardır. Biz buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz; tehditlerinizden, güvenlik eksenli yaklaşımlarınızdan artık vazgeçin. Yapacağınız tek şey insan hakları ve demokrasi çerçevesinde, bireysel ve kolektif haklara saygı çerçevesinde bu sorunu çözmektir. Muhataplarıyla görüşme kanallarını açın ve bu sorunu bu şekilde çözün. Geçmişle yüzleşmek adına geçmişte yaşananları ortaya çıkaracak bir komisyon kurun ve bu bir an önce çalışmalarına başlasın. Ancak bunlar gerçekleştirildiğinde Kürt sorununda adil ve onurlu bir çözüm gelişir.”
YUSUF NERGİZ’İN KAYBEDİLİŞ HİKAYESİ
Yapılan konuşmaların ardından 1997 yılında Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nde askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Nergiz’in kaybediliş hikayesi eşi Sabiha Nergiz tarafından anlatıldı. Eşinin güvenlik güçleri tarafından kaybedildiğini söyleyen Sabiha Nergiz, yaptıkları tüm girişimlere rağmen eşi ile ilgili herhangi bir bulguyu rastlamadıklarını dile getirdi.
ANF NEWS AGENCY
ANF
12:10 / 13 Auğustos 2011
AMED - İHD ve kayıp yakınları tarafından her hafta düzenlenen oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, devlet ve hükümet yetkililerinin ortamı gerecek açıklamalar yapmak yerine barışın ve hoşgörünün dilini kullanması gerektiğini belirterek, “Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz” dedi.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlenen oturma eyleminin 131’incisi gerçekleştirildi. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan oturma eylemine, İHD yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri, KESK'e bağlı sendikaların temsilcileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı. Kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, İnsan hakları savunucuları ve kayıp yakınları olarak her hafta kayıpların faillerini açıkladıklarını belirterek, son olarak tetiği çeken itirafçıların, JİTEM’cilerin, özel harekatçıların bu cinayet ve kayıpları itiraf ettiğini söyledi.
Kendilerinin sadece tetiği çekenlerle ilgilenmediklerini asıl olarak bunların emrini kimlerin verdiğinin peşinde olduklarını kaydeden Bilici, “Bu emirleri veren bu konsepti uygulayan kimlerdir, devlet bunların hesabını vermelidir. Hiçbir polis, hiçbir özel harekatçı tek başına kendi inisiyatifiyle bu vahşeti gerçekleştiremez. Bütün bunlar ortadayken, bunlar bir bir çıkıp biz yaptık dedikleri halde halen Kürt sorununun çözümüne güvenlik eksenli yaklaşan bir zihniyetle, ‘Ben özel harekat polisleriyle bu sorunu çözeceğim’ diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz. Çözülseydi şimdiye kadar çözülürdü. Eğer varsa bir kotanız; ‘bu kadar insan daha ölmeli, şu kadar insan daha kaybedilmeli’ dediğiniz bir sınırınız varsa, bunu da açıklayın tüm halkımız bilsin. Ama bu bir çözüm değildir” diye konuştu.
TEHDİT EDEREK ÖLDÜMLER DURDURULAMAZ
“Biz şunu söylüyoruz; bir an önce bu kayıplarımızın nasıl kaybedildiğini, kimler tarafından kaybedildiğini ve nerede saklandığını açıklayın artık” diyen Bilici, “Aksi takdirde yine ölüm, yine gözyaşı olacak. Yine gencecik insanlar ölecek. Buna hakkınız yok. Hiçbirinizin çocuğu bu bölgede askerlik yapmıyor, polislik yapmıyor. Çıkıp tehdit etmekle hiçbir yere varamazsanız. İftar sofralarında yapacağınız tehditler yerine çıkıp şunu söylemeniz lazım; ‘evet bu ülkenin adalete, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, çağdaş demokrasiye ihtiyacı var. Biz bunları yapacağız. Biz geçmişimizle yüzleşeceğiz, bu ülkede yapılan bütün insanlık dışı uygulamaların hesabını vereceğiz. Bundan sonra tek insanın burnu kanamasın diye çalışacağız’ demelisiniz. Bunları diyeceğinize kalkıp tehdit ediyorsunuz. Bu tehditlerin bir anlamı yok artık. Bunları tekrar etmekle bu ölümleri durduramıyorsunuz” diyerek Cemil Çiçek’in BDP’yi hedef gösteren konuşmasına tepki gösterdi.
GÜVENLİK EKSENLİ YAKLAŞIM YERİNE MUHATAPLARLA GÖRÜŞÜLSÜN
İnsan hakları savunucuları olarak, anneler olarak, kayıp yakınları olarak artık tahammülleri kalmadığını söyleyen bilici şöyle devam etti: “Artık sabrımız kalmadı. İnsanların ölümüne dayanamıyoruz. Durdurun artık bu ölümleri. Gelin doğru yol nedir onu yapalım. Dünyanın başka yerlerinde sorunlar nasıl çözülmüş, onlara bakalım. Siz en lüks yerlerde, en güzel ülkelerde yaşıyorsunuz. Ancak burada ölenler gariban insanların çocuklarıdır, bizleriz. Bu ülkenin sahipleri olan insanlardır. Biz buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz; tehditlerinizden, güvenlik eksenli yaklaşımlarınızdan artık vazgeçin. Yapacağınız tek şey insan hakları ve demokrasi çerçevesinde, bireysel ve kolektif haklara saygı çerçevesinde bu sorunu çözmektir. Muhataplarıyla görüşme kanallarını açın ve bu sorunu bu şekilde çözün. Geçmişle yüzleşmek adına geçmişte yaşananları ortaya çıkaracak bir komisyon kurun ve bu bir an önce çalışmalarına başlasın. Ancak bunlar gerçekleştirildiğinde Kürt sorununda adil ve onurlu bir çözüm gelişir.”
YUSUF NERGİZ’İN KAYBEDİLİŞ HİKAYESİ
Yapılan konuşmaların ardından 1997 yılında Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nde askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Nergiz’in kaybediliş hikayesi eşi Sabiha Nergiz tarafından anlatıldı. Eşinin güvenlik güçleri tarafından kaybedildiğini söyleyen Sabiha Nergiz, yaptıkları tüm girişimlere rağmen eşi ile ilgili herhangi bir bulguyu rastlamadıklarını dile getirdi.
ANF NEWS AGENCY
12 Ağustos 2011 Cuma
Kayıp yakınları İğneada'ya gidiyor
ANF
11:34 / 12 Auğustos 2011
İSTANBUL - Kayıp yakınlarıyla insan hakları savuncuları, 7 yıl önce gözaltında kaybedilen üniversite öğrencisi Tolga Baykal Ceylan ile ilgili gerçeği öğrenmek için yarın İğneada'ya gidecek.
7 yıl önce İğneada'da gözaltına alınarak kaybedilen Tolga Baykal Ceylan'ın akıbetini araştırmak üzere TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde alt komisyon oluşturuldu. Ancak komisyon çalışmaları sonucunda hazırladığı raporda, Tolga Baykal Ceylan’ın "gözaltına alınmadığı, dolayısıyla gözaltında kaybedilmediği" iddiasında bulundu. Buna gerekçe olarak da yapılan inceleme sonucunda Ceylan'ın gözaltına alındığına dair bir kayıt bulunmadığı gösterildi.
İnsan Hakları Derneği üyeleriyle kayıp yakınları, rapora itirazlarını dile getirmek için, Tolga Baykal Ceylan'ın kaybedilişinin 7. yılında kaybedildiği İğneada'ya gidiyor. Yarın adaya gidecek olan grup, taleplerini şişelere koyup, karanfillerle denize bırakacak.
ANF NEWS AGENCY
18 Haziran 2011 Cumartesi
Kayıp yakınlarından helalleşme şartı: Failleri bulun
18/06/2011 14:49
18/06/2011 14:49
Ramazan YAVUZ
DİYARBAKIR - İHD ve kayıp yakınlarının ’Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın’ sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 123’üncü haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapıldı. Bugünkü oturma eylemine aralarında İHD yönetici ve üyeleri, Mezopotamya Yakınlarını Kaybeden Ailelerle Yardımlaşma Dayanışma ve Kültür Derneği (MEYA-DER), kendilerine ’Barış Anneleri İnisiyatifi’ adını veren grup ile KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınları katıldı. Oturma eyleminde kayıp yakınları, kaybedilenlerin fotoğraflarıyla alandaki yerlerini aldı.
İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, yıllardır kayıpların akıbetinin ortaya çıkması amacıyla çaba harcadıklarını, tüm çabalarına rağmen ilerleme sağlanamadığını söyledi. Başbakan Erdoğan’ın seçim sonrası yaptığı konuşmada herkesten ’helallik’ istediğini belirten Bilici, şöyle dedi: "Başbakan helalleşmeden bahsediyor. Eğer bu helalleşme, karşılıklı affetmeler olacaksa, öncelikle burada yıllardır dile getirdiğimiz kayıpların akıbeti ortaya çıkarılsın. Eğer helalleşeceksek, katledilen binlerce faili meçhulün failleri ortaya çıkarılsın. Eğer birbirimizi affedeceksek, bu anaların acılarını dindirecek adımlar atılsın. Eğer helalleşme olacaksa bölgede yaşanan tüm insan hakları ihlallerinin ortaya çıkması için Hakikatleri Araştırma Komisyonu’nu kurulmalıdır. Aksi takdirde helalleşme olmaz."
‘YENİ MECLİS TALEPLERİMİZİ GÖRSÜN’
Türkiye’de 12 Haziran seçimleri sonrası artık bu ülkede yeni bir sayfa açılması gerektiğini belirten Bilici, şöyle devam etti: "Seçim sonrası Meclis yeni bir şekil kazanıyor. Önemli bir sürece girmiş bulunuyoruz. Yeni oluşacak Meclis’in taleplerimizi görmesi gerekiyor. Seçimden çıkan sonuçların iyi okunması gerekiyor. Kürtler hala bu ülkede sorunların çözümü için demokratik yöntemlerde ısrarcıdır. Bu savaşın bir tarafı olan PKK, eylemsizlik halini bir kez daha uzatmıştır. Bu önemli bir fırsattır. Bu fırsatın bir kez daha heba edilmemesi ve uzatılan barış elinin havada kalmaması gerektiğini tekrardan belirtiyoruz. Biz bu ülkede artık insanların ölmesini istemiyoruz." (dha)
17 Haziran 2011 Cuma
Devlet Tolga Baykal’ın akıbetini ortaya çıkaramadı
ANF
08:34 / 17 Haziran 2011 Raporda, Tolga’nın tatil için gittiği İğneada’da güvenlik güçleri tarafından gözaltına alınmadığı iddia edilerek şu ifadeler kullanıldı: “Tolga Baykal Ceylan’ın İğneada Beğendik köyü yakınlarında durdurularak kimlik sorgusunun yapıldığı ve aranan şahıslardan olmadığı anlaşıldığından hakkında bir işlem yapılmadığı, güvenlik güçlerince gözaltına/gözlem altına alınmadığı, dolayısıyla gözaltında kaybedilmesi gibi bir olgunun şu aşamada olduğunu söylemek mümkün değildir. Komisyonumuzca, Tolga Baykal Ceylan’ın sürekli yurt dışına çıkmak istemesini dile getirmesi, sınıra çok yakın olan Beğendik ve Limanköy’de keşif olarak tabir edilebilecek eylemlerde bulunması, Bulgaristan’ı ve sınırı sorması, verileri değerlendirildiğinde Bulgaristan’a geçme isteği olduğu ancak bu isteğini gerçekleştirip gerçekleştirmediği şimdilik kaydıyla ortaya koyulamadığı için kaybının ve akıbetinin ne olduğuna tam olarak ulaşılamamıştır. Bu aşamada normal asayiş olayı olarak değerlendirilmesi gereken bir kayıp olayı ile karşı karşıya olduğumuz sonucuna ulaşmıştır.”
Tolga Baykal Ceylan’ın annesi Kadriye Baykal “Komisyon araştırmaları boyunca beni bu sürece müdahil etmedi, sadece 1 saat dinledi beni, şahitlerimi dinlemedi. Çelişkilerin üstüne gidilmedi. Hükümet bu konuda samimiyse önce kendi dönemini ve ayıbını temizlemeli, gerekirse Başbakanla bir görüşme daha yapmak istiyorum” diye konuştu.
ANF NEWS AGENCY
9 Haziran 2011 Perşembe
| Kayıplar için Brüksel'e yürüyecek | |
| Nurettin Yedigöl, 12 Eylül darbesiyle kaybedildi. Ailesi 312 yıldır O'nu arıyor. Babası, ararken kalbine yenik düştü. Kardeşi Muzaffer Yedigöl, devlet kayıplar konusunda adım atmazsa 1 Eylül'de Brüksel'e yürüyüş başlatacak. Yedigöl, 12 Haziran seçimlerinden sonra yeni gelecek hükümetin bu tarihe kadar adım atmazsa Brüksel'de bulunan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne yürüyecek. Aile yıllardır iç hukuk yollarının tükenmesine rağmen AİHM'e başvurmadı. Muzaffer Yedigöl, "Biz bugüne kadar ülkemizi rencide etmemek için AİHM'e başvurmadık. Ama bir adım atılmazsa... Kayıpların akıbetinin açıklanması ve başka kayıpların olmaması için yol çıkacağım" diyor. Kardeş Yedigöl, yürüyüş kararını geçen yıl 21 Haziran'da Ankara'ya 10 günlük yürüyüşün ardından almış. Kimse bu yürüyüşe katılmasa da tek başına yürümeye kararlı olan Muzaffer Yedigöl, kararının şöyle anlattı: "Bu kararı biz geçen yıl 21 Haziran'da Ankara'ya giderken aldığımız bir karardı. Eğer buradan bir sonuç çıkmazsa bugünkü iktidar ve muhalefet bu durumu çözmezse, savsaklarlarsa, duyarlı olmazlarsa bunu artık Türkiye sınırları dışına çıkaralım dedik. Türkiye'de bu konuda büyük bir sorun var. Bin 700 tane kayıp olduğu söyleniyor tabi bu İnsan Hakları Derneği'ne müracaatlar. Bir de olmayanlar vardır. Güneydoğu'daki kayıplar ve faili meçhulleri sayarsak 17 bin gibi bir rakamdan söz ediliyor." Kesin kararlıyım Avrupa'da seslerini duyurmak istediklerini dile getiren Yedigöl, "Avrupa'da da gittiğimiz her ülkede etkinliklerle sesimizi duyururuz. Gittiğimiz ülkelerdeki devrimciler, ilericilerle buluşup bu olayı gündeme getirebiliriz. Brüksel'de de son noktayı koyarız. O zaman Hüseyin Ocak, Mikail Kırbayır ile düşünmüştük. Mikail Kırbayır ile konuştum, geleceğini söyledi. İnsan Hakları Derneği'nden de birkaç kişi destek sunacak. Ben kesin kararlıyım. 1 Eylül Dünya Barış Günü'nde Taksim'den Brüksel'e yürüyüp 1 aylık bir yürüyüş ile tamamlayacağımıza inanıyorum" şeklinde konuştu. Bizden sonra kayıplar olmasın Türkiye'de gözaltında kayıpların aydınlatılması gerektiğine dikkat çeken Yedigöl, "Artık bizden sonra olmasın. Ülkenin Avrupa Birliği'ne girmesinden söz ediliyor, 21. yüzyıldayız artık ülkemizde insanlar ölmesin amacımız da bu. Bizimkiler öldü biz acılar çektik ama bizden sonra gelenler acılar çekmesin. Ve bize bu acıyı yaşatanların yanında kar kalmasın. Bu insanlarda biz yaptık öldürdük, yanımıza kaldı demesinler. Zaman aşımı bile olsa yargılansınlar. Bir nebze de olsa yüreklerimize su serpilsin ve kemikleri nerede olduğu bilinmeyenler rahat uyusunlar. 'Ailelerimiz bu ülkenin insanları bize sahip çıktı' desinler" dedi. 'Bunlar boşa ölmedi' Ağabeyi Nurettin Yedigöl ve onun gibi gözaltında kaybedilen insanların düşündükleri, eşitliği savundukları, halktan yana oldukları için kaybedildiklerine dikkat çeken Yedigöl ağabeyini şu şekilde anlattı: "Bunlar boşu boşuna ölmedi. Nurettin Yedigöl o dönem İstanbul üniversitesi işletme mezunu. Doğuda erkek evlat ailenin sermayesi gibidir. Bizim tek sermayemiz çocuklardır. Bizim aileler için çocuklarının okuyup bir mevkiye gelmesi çok önemli çünkü kendileri yoksulukla, çiftçilikle uğraşmış, istediğini bulamamış, istediğini almamış ezilmiş insanlar. Bizim çocuklarımız ezilmesin istiyor. Ailelerimizin sigortası bile yok, 'Yaşlandığımda çocuğum bana bakar' diye düşünüyor. Bunlar önemli. Ağabeyim okurken zor şartlarda okudu, başkalarının evlerinde kaldı, bitlendi, aç kaldı, harçlıksız kaldı ama o okudu. Bunların suçu neydi? Suçları güzel düşünmek, solcu olmak, suçu sömürgelere karşı çıkmak, suçu devrimci olmaktı, suçu herkesin eşit yaşamasını istemesiydi. Bunun sonucunda gözaltına alındı ve öldürüldü. Biz de insanlar bu sebeple gözaltına alınmasın, öldürülmesin, insanlarımıza farklı düşünseler de bir tırnağı bile kanamasın. İnsanalar huzur içinde fikrini söylesin özgürce tartışabileceği bir ülke olsun. Abimlerde bunun için öldü." 'Geçmişle yüzleşmek zorundayız' Brüksel yürüyüşü öncesi kamuoyuna çağrı yapmayı düşünen kayıp yakınları, seçimlerin geçmesini ve yetkililerin bu konu da bir adım atmasını bekliyor. 1 Eylül'e kadar uzun bir süre olduğunu ifade eden Yedigöl, "Bu süre zarfında atacağı adımlar çok önemli. Bu zamanda bizler bakacağız gözaltında kayıplar, faili meçhullerin üzerine ne kadar gidildi. Eğer gerçekten samimilerse, failler yargılanacaksa ben de istemem ülkemin yurt dışında rencide olmasını, birileri yapmış bu hataları ama biz geçmişimizle yüzleşmek zorundayız. Biz geçmiş ile yüzleşemezsek geleceğe asla sağlam adım atamayız gelecekte demokrasiye ulaşamayız. 1 Eylül'de yola çıkmadan önce biz Ağustos ayında çalışmalara başlayacağız, duyurularımızı yapacağız. Cumartesi Anneleri'nin eylemlerinde duyuracağız. Bunun eylemin içinde İHD ne kadar olacak bilemiyoruz ama yardımcı olsa da, olmasa da ben yürüyeceğim. Tabi sonuç alamazsak yürüyeceğim gelecek iktidarın samimiyetine bakacağız. Eğer üstüne gitmezlerse biz mecburen yürüyeceğiz" dedi. 'CHP'liyim ama CHP bizi dinlemedi' 21 Haziran'da başladıkları Ankara yürüyüşünü ve mecliste yaşadıklarını Muzaffer Yedigöl şu şekilde anlattı: "Yazın sıcağında her gittiğimiz yerde bizi kitle örgütleri karşıladı ve bu bizi çok duygulandırdı. Bizimle en çok ilgilenen parti BDP oldu. Ben CHP'li olmama rağmen bizimle ilgilenmedi. Kemal Anadol ile görüştük bizi dinlemek yerine o konuştu. Her şeyi biliyormuş gibi savunmaya geçti. Ama BDP Grup Başkan vekili bizi uzun uzun dinledi, ellerinden bir şey gelmese de dinlediler. AKP'den Ayşenur Paşakapı da bizi dinledi dosya hazırladık onları ilettik. Zafer Üskül de 15 dakika bizi dinledi ama onlar dinlemekle kaldılar. Sonuç beklemek? Ama ondan sonra Başbakan bizi çok ümitlendirdi. Ben Başbakanın duygusal, vicdanlı bir insan olduğuna inanmıştım. Ama baktım ki maalesef yanılmışım." Her şey oy her şey siyaset Başbakan'ın Cumartesi Anneleri'yle Dolmabahçe'de yaptığı görüşmeye annesinin katıldığını anlatan Yedigöl, "Annem anlattı, 'oğlumu istiyorum' dedi ama bir şeyde çıkmadı. Görüşmeye giderken umutluyduk. Sonra baktım ki her şey oy, her şey siyaset. Ve toplantı sonunda sadece iki kayıp varmış gibi davrandılar. Öbürlerine dair tek bir adım bile atılmadı, komisyon yetkilileri bir gün olsun bizi aramadı. Hiç kimseyi aramadılar. Reklam olsun diye Berfo anayı kullandılar. Zaten samimi olsalardı bir adım atarlardı. O dönem Gayrettepe'deki insanları araştırabilirlerdi. Bizi seçim malzemesi olarak kullandılar" dedi. Devlet samimiyse... "Devlet samimi olursa kozmik odaları açar. Kimlerin nerede yattığını, kimlerin nasıl işkenceler gördüğünü devlet biliyor. Tansu Çiller, Mehmet Ağır kilit nokta. Örneğin bizim dönemden Faik Karıncaoğlu. 12 Eylül döneminde İstanbul'da askeri savcıydı. Şimdi AKP'den Milletvekili. Zihniyetleri belli, timsah gözyaşlarına bakmamak lazım gerçekten insanlar için, halk için. Müslümanlıkta insan öldürmek yoktur" dedi. 31 yıldır arıyorlar Ağabeyinin 12 Nisan 1981'de İdealtepe'de karakol kurulan bir evde gözaltına alındığını ve tanıkların ifadesine göre işkencede öldürüldüğünü ifade eden Muzaffer Yedigöl, babasının yıllar boyunca oğlunu bulmak için her yolu denediğini, bütün resmi makamlara başvurduğunu ancak bir yanıt alamadığını belirtti. 'Babam gözü açık gitti' Babasının yılda üç ay gidip köyde kaldığını daha sonra yılın geri kalan kısmını İstanbul'da oğlunu aramakla geçirdiğini ifade eden Yedigöl, "Babam oğlunu ararken kalp krizi geçirerek öldü. Babam çok dinçti, köyde yaşamış, hayatını orada idame ettirmiş biriydi. Ağabeyimin kaybedilmesi ile babam çöktü. 3 ay köydeyse diğer aylarda burada oğlunu aramakla geçirdi. Varını yoğunu burada harcadı. En son da yüreği dayanamadı, gözleri açık gitti. İlk Cumartesi eylemine katılanlardan biri. O zaman elinde küçük bir abimin resmi vardı. O meydanda coplandığı, dayak yediği de oldu. Orada yılarca bütün eylemlere katıldı. Ümit Efe- Yedigöl'ü Gayrettepe Emniyet Müdürlüğünde gören tanıklardan biri- babamla tanışıyor daha sonra çok duygusal bir an yaşanıyor babam oğlunu bulmuş gibi hissediyor o da babasını bulmuş gibi. Babam ümit Efe'den sonra öldüğüne inanmıştı." dedi. Annesinin hala oğlunun yolunu gözlediğini dile getiren Yedigöl, "Annem hala televizyon izlediğinde çocuğunu ölüsünü dirisini görmediği için herkesi Nurettin'e benzetiyor. Nisan ayında abimle ilgili bir anma düzenledik. Bir belgesel hazırladık 200 kişi katıldı. biz ilk defa orada öldüğünü kabul ettik. Biz mevlüt okutmadık, cenaze yemeği vermedik çünkü biz abimin bir şeyini görmedik. Sürekli abimin yaşadığına dair rivayetler çıkardı ve biz onlara inanırdık. Yedigöl, en son dava dosyasının 95-96 yıllarında sonuçlandığını, ama en son 12 Eylül kayıplarıyla birlikte toplu suç duyurusunda bulunduklarını ifade etti. (DİCLE MÜFTÜOĞLU/ETHA) | |
5 Haziran 2011 Pazar
Kayıp yakınları 'O' valinin peşinde
HABER MERKEZİ - TEKİRDAĞ- İSTANBUL -
Güncellenme : 05.06.2011 09:20
O'nun adaylığı kirli ittifakın sonucudur
İHD Riha (Urfa) Şubesi ve kayıp yakınları, kentte işlenen cinayetler ve yaşanan kayıplardan sorumlu tutulan AKP'nin Tekirdağ 1.sıra milletvekili adayı Tevfik Ziyaeddin Akbulut'u protesto etmek için Tekirdağ Cumhuriyet Meydanı'nda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya İHD Riha Şube Başkanı Cemal Babaoğlu, o dönem Bölge'de gazetecilik yapan gazetemiz Özgür Gündem Editörü Bayram Balcı, YAKAY-DER Dönem Sözcüsü Hanım Tosun, İHD İstanbul Şube Yönetim Kurulu Üyesi Meral Çıldır ve İbrahim Aközel, Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Tekirdağ Bağımsız Milletvekili Adayı Kerem Tosun, o dönemde Riha'da katledilen HADEP İl Başkanı Muhsin Melik'in kardeşi Faruk Melik katıldı. "Urfa kayıplarından Ziyaeddin Akbulut sorumludur" pankartını açan onlarca kişi, 1990'lı yıllarda kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıdı.
'Kayıplardan sen sorumlusun'
Burada konuşan İHD Urfa Şube Başkanı Cemal Babaoğlu şunları söyledi: "1990-1996 yılları arasında Urfa Valisi olan Ziyaeddin Akbulut, 6 yıllık valilik görevinde 300 kişi olduğunu tahmin ettiğimiz kayıp ve faili meçhul cinayetler işlendi. Kendiside bu cinayetin şebekeleri içerisinde kendisine döşen rolü oynamaktan geri durmamıştır. AKP'den iki dönem milletvekili olan Akbulut yine aynı partiden Tekirdağ 1. sıra milletvekili adayı. Başbakan Erdoğan'ın üç dönemdir aynı kişiyi vekil olarak göstermesinin sebebi nedir. Bu mazisi karanlık ve şaibelerle dolu Akbulut'un sanık ve tanık olarak yargıya ifade vermesi gerekir. AKP'nin bu şahsı milletvekilli yapması hangi kirli ittifakın sonucudur. Akbulut'u hangi güçler korumaktadır. Başbakan bu sorulara cevap vermek zorundadır. İHD Riha Şubesi kayıtlarında 27 mağdur ailenin dönemin valisi Akbulut hakkında direk ifade vermesine rağmen Akbulut, hakkında soruşturma açılması yerine onu halkın vekili olarak Meclis'e göndermeyi hangi vicdan kabul eder."
Gazeteci Bayram Balcı ise, o dönemde kaybedilen gazeteci Nazım Babaoğlu'un çalışma arkadaşı olduğunu ifade ederek, o dönemde yaşanan tüm faili meçhullerden sorumlu olduğunu söyledi. Akbulut'a seslenen Balcı, "Zerre kadar vicdanın varsa buyur gel. O dönemde yaşananları bu halkla paylaş. Sende çok iyi biliyorsun ki o dönemde yaşanan kayıplardan sen sorumlusun" dedi.
Akbulut döneminde kaybedilen Hüseyin Taşkaya'ın kızı Serpil Taşkaya da, babasının kaybediliş hikayesini anlattı.
'Türkiye'nin Mladiçleri Meclis'e değil yargı önüne'
Adalet arayışlarını sürdüren Cumartesi Anneleri, eylemlerinin 323. haftasında da Galatasaray Meydanı'ndaydı. Siyah zemin üzerine yazılı "Failler belli, kayıplar nerede?" pankartının açıldığı eylemde, katledilen ve kaybedilen yakınlarının posterleri taşındı. Eylemde 29 Ekim 1991'de gözaltında kaybedilen Hüseyin Toraman'ın annesi Hatice Toraman bir konuşma yaptı. 19 yıldır oğlu Hüseyin Toraman'ın akıbetinin açıklanması için hukuk mücadelesi verdiğini ifade eden Toraman, bu hukuk mücadelesini Türkiye dışında birçok ülkede de sürdürdüğünü ve sesini duyurmaya çalıştığını söyledi. AKP ve Başbakan Erdoğan'ın yürüttüğü seçim çalışmalarında yaptıkları köprü, otoban ve duble yolların propagandasını yaptığını kaydeden Toraman, "Bizim paralarımız ile yaptıkları yolları seçim malzemesi olarak kullanıyor. Ama bizim çocuklarımızın akıbetinden neden hiç söz etmiyor. Öldürdükleri, kaybettikleri çocuklarımızdan neden hiç bahsetmiyor" diye konuştu.
Toraman'ın konuşmasının ardından İHD'nin Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyonu adına Kadriye Ceylan haftanın basın açıklamasını yaptı. "1990-1996 yılları arasında Urfa Valisi iken adı faili meçhul cinayetlerle ve gözaltında kayıp olayları ile anılan ve iki dönemdir AKP Tekirdağ Milletvekili olan Tevfik Ziyaeddin Akbulut yeniden milletvekili adayı gösterildi" diyen Ceylan, "Türkiye'nin Mladiçleri, Türkiye'nin kasapları, onları koruyanlar yargı önüne çıkarılıncaya kadar ısrarımızdan vazgeçmeyeceğiz" şeklinde konuştu.
'Bize zulmedenlerden ebediyete kadar davacıyız'
Şirnex (Şırnak) Cizîr'de, faili meçhul cinayetlerin aydınlatılması ve gözaltında kaybedilenlerin açıklanması için eylem yapan Dayikên Şemiyê (Cumartesi Anneleri), eylemlerinin 19. haftasında Cizre Lisesi önünde bir araya geldi. Kaybettikleri yakınlarının fotoğraflarını taşıyan Dayikên Şemiyê, bu haftaki oturma eylemlerinde 22 yıl önce gözaltında kaybedilen Zahit Salgut'un hikayesini anlattı. 22 yıl önce Sêrt'e bağlı Berebirgera köyünde çobanlık yaparken askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra katledilen Zahit Salgut'un hikayesini anlatan eşi Vasfiye Zalgut, "Bize zulmedenlerden ebediyete kadar davacıyım" dedi.
Amed'de (Diyarbakır) İHD ve kayıp yakınları da eylemlerinin 121'inci haftasında 3 Haziran 1994 yılında Riha'da (Urfa) kaybedilen Mustafa Saygı'nın kaybedilme öyküsü anlatıldı.
http://www.ozgur-gundem.com/?haberID=12994&haberBaslik=Kay%C4%B1p%20yak%C4%B1nlar%C4%B1%20\%27O\%27%20valinin%20pe%C5%9Finde&action=haber_detay&module=nuce
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)