31 Mayıs 2011 Salı

'Beni Bul Anne…' çığlığına annelerin gözyaşları düştü!

ANF
21:41 / 31 Mayıs 2011
İSTANBUL - Devletin güvenlik güçlerince gözaltına alındıktan sonra bir daha kendilerinden haber alınamayan kayıpların yakınları tarafından başlatılan fail ve adalet arama mücadelesi bugün 16. yılını geride bıraktı. Yıldönümü vesilesiyle Galatasaray’da düzenlenen anmada, annelerin gözyaşları hakimdi.

Ahmet Kaya’nın aynı isimli şarıksına atfen, ‘Beni Bul Anne’ sloganıyla organize edilen eylemde, bir mezar taşı bile olmayan kayıp yakınları, kardeşlerinin, eşlerinin, yakınlarının mezar taşı şeklinde hazırlanmış resimlerine sarılarak, bir kez daha adalet talebinde bulundu.

Taksim Tranvay Durağı’nda bir araya gelerek ‘Sizi aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz’ yazılı pankart açan kayıp yakınları, Galatasaray’a kadar alkışlarla yürüdü. Meydan’da Ahmet Kaya’nın söz konusu şarkısı sürekli çalarken, duygulu anlar yaşandı. Çok sayıda kurum üyesi ve vatandaşın da destek verdiği eylemde, gözyaşları sel oldu adeta. Hazırlanan ‘Beni Bul Anne’ yazılı tabelanın arkasına dizilen kayıp resimleri, mumlarla aydınlatılırken, her birine birer karanfil bırakıldı.

12 eylül darbesinin ardından başlayan ve Kürdistan’daki savaş yılları boyunca devam eden gözaltında kayıplar meselesi için tam 16 yıldır aynı yerde her cumartesi günü bir araya gelen aileler, o dönemin yetkililerini işaret ederek, gereğinin yapılmasını talep etti.

Yetkililere seslenen kayıp yakınları ise ‘artık yeter, failleri bulun ve yargılayın’ dedi. Tek tek söz alarak duygularını ifade eden kayıp yakınlarından Özgür Gündem gazetesi muhabiriyken gözaltına alınıp öldürülen Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe, “Benim oğlum gerçekleri yazıyordu. Benim oğlum gerçekleri yazdığı için öldürüldü. Onun sorumlusu Korkmaz Tahma’dır. Tansu Çiller, Mehmet Ağar, Doğan Güreş’tir. Şimdi o katil Zaman’da köşe yazıyor. Zaman gazetesi utanmıyor mu? Yaptığı işleri sormuyor mu kendisine. Biz 16 yıldır buradayız, failler bulunana kadar burada olacağız. Tayip Erdoğan çılgın projelerden bahsediyor. Önce Kürdistan’daki çılgınlıkları aydınlatın” diye konuştu.

Kayıp Yakını Mikail Kırbayır ise, “Adalet arayışımız 16. Yılına girdi. Artık yetmiyor mu bu meydanda çektiklerimiz. Bize yakınlarımızın yerini söyleyin. Faillerini yakalayıp yargılayın” diye haykırdı. Eylem sırasında fenalık geçiren Hanife Ana isimli kayıp yakını ise, “16 yıl önce Hasan Ocak’ın ailesinin burada oturmasıyla başladığımız oturma eylemimiz devam edecek. Her şeye rağmen devam edecek. Tek bir kaybın bile failleri yargı önüne çıkmaktan kurtulmayıncaya kadar oturacağız. Utanın be utanın, bari cenazelerini istedik vermediniz, kemiklerini istedik vermediniz. Yiyin be yiyin. Bari kemiklerimizi verin bize” diye konuştu.

Çok sayıda kayıp yakınının duygularını ifade ettiği eylemde, grup adına hazırlanan basın metnini ise, Hayrettin Eren’in ablası İkbal Eren okudu. Eren şunları söyledi: “Bu gördüğünüz resimlerdekileri bir gece vakti yataklarından aldılar, sokaktan aldılar, kucağımızdan aldılar. Gözaltına alınırken tanıkları vardı, sorgudayken tanıkları vardı. Gözaltına alanlar devletin sınırsız desteğiyle hareket eden güvenlik güçleriydi. Kayıp edilen yakınlarımızın akıbetinden sorumlu olanları adalet önüne çıkarmak için bütün yolları denedik, tüm yetkili mercilere başvuru yaptık. Sesimizi duyurmak için 16 yıldır bıkmadan usanmadan, kar kış demeden her hafta bu meydandan yönetenlere seslendik. Sesimizi bütün dünya duydu, ama yönetenler duymazlıktan, görmezlikten geldiler. Gözaltında kaybedilen evlatlarımıza, sevdiklerimize sesleniyoruz, sizi kaybedenler yargılanıncaya kadar, evrensel hukuka göre adalet yerini buluncaya kadar, bir daha kimse gözaltında kaybedilmeyinceye kadar, Galatasaray’da ve meydanlarda olmaya devam edeceğiz. Sizi aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz.”

Eylem açıklamanın ardından sessizce sona erdi.



ANF NEWS AGENCY
ICAD: Kayıpların tanığıyız
Foto: ICAD: Kayıpların tanığıyız
İSTANBUL (31.05.2011)- Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite (ICAD) Türkiye Seksiyonu, 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Haftası'nı, kayıplar mücadelesinin simgesi Galatasaray Meydanı'nda yaptığı basın açıklaması ile tamamladı.
ICAD adına açıklamayı, gözaltında kayıplar mücadelesinin simge ismi olan Hasan Ocak'ın kardeşi Maside Ocak yaptı.
'Tanığız'
Ocak, "Yaşadığımız topraklara insanlar güvenlik güçlerince beyaz Toroslara bindirilerek gözaltına alındı" dedi.
Ocak, Seyhan Doğan'ın, Üzeyir Kurt'un, Fikri Özgen'in, 3 yaşındaki Dilek Serin'in eli telsizli kişilerce götürülüşlerine, Ali Efeoğlu'nun, Hüseyin Toraman'ın, Kenan Bilgin'in hangi işkence tezgahlarına yatırıldıklarına tanık olduklarını belirtti.
Maside Ocak, "Murat Yıldız'ı kendi elleriyle kolluk güçlerine teslim ettik. 12 Eylül darbecilerinin ve darbe politikalarını uygulayanların Nurettin Yedigöl, Cemil Kırbayır, Maksut Tepeli ve adını sayamadığımız yüzlerce insanımıza neler yapıldığını biliyoruz. Yıllarca biz almadık, bizde yok dedikleri insanlarımızı nasıl katlettiklerini 31 yıl sonra itiraf etmek zorunda kaldılar" dedi.
Cumartesi Anneleri'nin mücadelesinin 16. yılını doldurduğunu söyleyen Ocak, Cumartesi Anneleri'nin her hafta kaybedenlerin adreslerini tekrarladıklarını hatırlattı. Maside Ocak, ülkeyi yönetenlerin ise işkence emrini verenlerin, kaybedenlerin avukatlığını, korumalığını yaptığını, kendi sorumluluklarını örtbas ettiğini söyledi.
Maside Ocak, 1994 Nisan sonlarında İstanbul'da gözaltında kaybedilen Recep Güler için de tanıklara çağrı yaparak, bildiklerini anlatmalarını istedi.
Ocak, "Cumartesi Annelerinin inatla büyüttüğü çığlıkla sesleniyoruz. Adalet istiyoruz" dedi.(ETHA)
Kaybedenler kaybedecek
Foto: Kaybedenler kaybedecek
KÖLN/ ZÜRİH (29.05.2011)- Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite-ICAD Almanya Seksiyonu, gözaltında kayıplar için Köln Dom Kilisesi'nin önünde eylem düzenledi. İsviçre'nin Delemont kentinde de, bilgilendirme toplantısı yapıldı.
"Toplu Mezarlar Açılsın, Sorumlular Cezalandırılsın" yazılı Almanca pankartın açıldığı Köln'deki etkinlikte, kayıp fotoğrafları sergilendi. ICAD’ın kayıplar haftasıyla ilgili çıkardığı Almanca bildirinin dağıtıldığı etkinlik, insanların ilgisini çekti. Gözaltında kayıplarla ilgili sohbetler yapıldı. Bildirinin okunmasıyla etkinlik sonlandırıldı.
İsviçre’nin Delemont şehrinde de Jura Anadolu Kültür Dayanışma Derneği’nde “Kaybedenler kaybedecek” şiarıyla bilgilendirme toplantısı yapıldı. Etkinlikte, Aralık ayında Londra’da yapılan kurultayla ilgili sinevizyon gösterimi yapıldı. Sinevizyondan sonra ICAD’ın kısa tarihçesi, dünya çapında kayıplar ve kayıplara karşı mücadele deneyleri, 6. Kurultay, bu yılki kayıplar haftası etkinlikleri, yeni çıkan Kayıpların Sesi bülteni, İsviçre’deki ICAD çalışmaları hakkında bilgiler verildi.
http://www.atilim.org/haberler/2011/05/29/Kaybedenler_kaybedecek.html
Londra’da toplu mezarlar açılsın talebi yükseldi
Foto: Londra’da toplu mezarlar açılsın talebi yükseldi
 
LONDRA (30.05.2011)- 17-31 Mayıs Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası kapsamında düzenlenen eylemlere devam eden ICAD İngiltere Seksiyonu, 28 Mayıs günü Londra’nın merkezinde bulunan Trafagar Meydanı’nda oturma eylemi yaptı.
Gözaltında kayıp resimlerinin sergilendiği eyleme, Baluch, Kolombiya, İtalya ve Tamilli emekçiler de katıldı. Uluslarararası dayanışmanın güzel bir örneği oluşturulan etkinlikte, dünyanın pek çok ülkesinde açığa çıkmış ya da hala çıkartılmayı bekleyen binlerce toplu mezarın açılması, sorumluların yargılanması talebi yükseldi.
Etkinlikte kitleye dönük olarak gözaltında kayıplar ve kitle mezarları üzerine konuşmalar yapıldı. Etkinlikte konuşan ICAD İngiltere Seksiyonu temsilcisi gözaltında kaybetmenin, emperyalist, gerici ve faşist devletlerin halklara ve onun örgütlü güçlerine uyguladıkları özel bir baskı yöntemi olduğunu belirtti. Gelişen toplumsal muhalefeti bastırmak için her türlü yöntemi kullanan bu devletlerin, muhalifleri kaçırıp öldürdüklerinin altını çizen temsilci, sömürgeci devletlerin de, gelişen ulusal hareketlere yönelik her türlü kirli savaş yöntemini kullandıklarını vurguladı.
Temsilci şöyle devam etti: “Gözaltında kayıp politikasının bir sonucu olan toplu mezarlar güncelliğini korumaktadır. Toplu mezarlar, dünyanın pek çok ülkesinde faşist darbelerin, soykırımların, ulusal özgürlük mücadelelerinin, emperyalist savaş ve işgallerin yaşandığı dönemlerde uygulanan insanlık dışı bir yöntemdir. İnsanları öldürmekle yetinmeyip onları toplu mezarlara gömmek, yok edileni değersizleştirmenin yanı sıra, yapılan katliamı ve katilleri de gizlemenin bir yöntemi olarak kullanılmaktadır... Son yıllarda dünyanın bir çok ülkesinde açığa çıkarılan toplu mezarlar, bu yöntemin ne kadar yaygınca kullanıldığını göstermektedir”.
Gözaltında kaybederek, toplu mezarlara gömmek büyük bir insanlık suçudur diyen temsilci, tüm toplu mezarların açılması ve sorumluların cezalandırılması için mücadelenin yükseltilmesi gerektiğini vurguladı.
Barcelona taraftarlarından destek
Bu arada UEFA kupa maçı için Londra’da bulunan Barcelona futbol takımı taraftarlarının aynı yerde maç öncesi gerçekleştirdiği gösteride bir grup taraftar ICAD etkinliğiyle dayanışmada bulundu. ICAD bildirilerini okuyarak, kendi aralarında yaygınlaştıran taraftarlar daha sonra alanda açtıkları “Katolanya İspanya değildir” pankartı ile ilgi çekti.
“Kayıplara Son”, “Toplu Mezarlar Açılsın”, “İnsan Hakları İhlallerine Son” sloganlarının atıldığı etkinlikte, ayrıca İspanyolca kısa bir konuşma yapıldı.

http://www.atilim.org/haberler/2011/05/30/Londra_da_toplu_mezarlar_acilsin_talebi_yukseldi.html

29 Mayıs 2011 Pazar

The first meeting of the Saturday Mothers was 16 years ago

29 May 2011


The relatives of the disappeared people of Turkey met in Istanbul for the first time 16 years ago

S
ixteen years ago, on 28 May 1995, a group of mostly women from different age groups met in Galatasaray Square, in the central Taksim area of Istanbul and sat down in front of the Galatasaray School. They were holding pictures of mostly men, from different age groups. On the picture the name of the man and a word which was to become known also to foreigners, kayip, disappeared. The Saturday Mothers, as they then called themselves because of their meeting in Galatasaray (and later in many other squares) square every Saturday, started their weekly vigil 16 years ago. They have been harassed, attacked, injured, beaten, arrested. And yet they are in the squares every Saturday to claim justice for their disappeared relatives.

Last Saturday Maside Ocak, sister of Hasan Ocak (who disappeared in 1995) spoke of the silent cry the relatives of the disappeared have raised from the Saturday Squares for 16 years.

Ocak, remarking that they were 20 persons when they first went to the Saturday Square, said that: “We have not found our disappeared family members but we have made ourselves known, we have imposed our presence and existence to those not recognizing us. We continued our act against those who accused us, called us terrorists 16 years ago. We couldn’t take the offenders to court but we stopped disappearances under detention. Our struggle will continue until the responsible are brought to book. Three generations are looking for their disappeared relatives here. We will not desist from our struggle even if it continues along 10 generations.”

Hanife Yıldız, whose son disappeared under detention in 1996, began her speech by remembering her husband who lost his life searching for the murderers of his son. She said: "Those who give all kinds of promises at election meetings haven’t given our disappeared relatives to us. They spoke about an initiative policy but they introduced crazy projects. They didn’t find the disappeared. Those who disappeared our relatives know where they are now, not us.”

Referring to the attacks on students in Dolmabahce, Hanife Yıldız spoke as follows: “Will they attack us in the same way when we stage a sit-in-act there? I want nothing except from my son who was sacrificed to them. Do you know what it means for a family not to know the burial place of their child? I am calling on to the people with good conscience, not to the state authorities. Let’s move together and resist against this system.”

Hasan Ocak was a political activist.

He had participated in the rebellion in the district of Gazi (Istanbul) in 1995. It was after this uprising, on 21st of March, that Hasan was kidnapped by political police. Five days later, after being severely tortured, he was murdered by being strangled with a wire. He joined the list of people who went missing while in custody. As a result of a mighty struggle that was led by his friends, comrades and family and by the relatives of other people missing in custody, Hasan’s body was recovered on 19th of May 1995.



NUCAN CUDI - BERNA OZGENCIL - ANF / ISTANBUL

ANF NEWS AGENCY

28 Mayıs 2011 Cumartesi

Kayıplar için Avrupa'da eylemler PDF Yazdır e-Posta
ULM/NÜRNBERG/ZÜRİH (28.05.2011)- 17-31 Mayıs Kayıplar Haftası nedeniyle Almanya ve İsviçre'nin çeşitli kentlerinde konuyla ilgili standlar açıldı.

Nürnberg’teki Lorenzkirche Meydanı'nda düzenlenen etkinlikte “Kayıplara son” yazılı pankartın açıldı.

Çeşitli ülkelerden kayıp fotoğraflarından oluşan serginin açıldığı etkinlikte ICAD Uluslararası Bürosu’nun Kayıplar Haftası dolayısıyla çıkardığı bülten dağıtıldı. Eyleme, ATİK üyeleri de katıldı.

ICAD Almanya Seksiyonu ise Ulm kentinde "Toplu mezarlar açılsın, sorumlular cezalandırılsın" başlığıyla, şehir merkezinde sokak standı açtı.

İsviçre'nin Zürih kentindeki Stauffacher'de de standı açıldı. Kayıpların fotoğraflarından oluşan serginin açıldığı standa toplu mezarların açılması ve kayıpların sorumlularının yargılanması talep edildi.
http://www.aveg.org/index.php?option=com_content&view=article&id=761:kayplar-icin-avrupada-eylemler&catid=1:son-haberler&Itemid=46
17 yıldır başka kayıplar olmasın diye...
Foto: 17 yıldır başka kayıplar olmasın diye...
İSTANBUL (28.05.2011)- Kaybettikleri bir eşyaları değil, en kıymetlileri, sevdikleri. Bu sebeptendir hiç yorulmadılar aynı meydanda beklemekten, kayıplarının akıbetini sormaktan. 17 yılda hiç tükenmedi bekleme istekleri, mücadele azimleri, öfkeleri... Kayıp yakınları, 17. yıla giren bekleyişlerine vicdan sahibi herkesi çağırıyor.
Bir bekleyiş onlarınki... Üç kuşağın bekleyişi, arayışı, özlemi, mücadele azmi. Anneler, babalar çocuklarını ararken aramızdan ayrıldılar, çocuklar göremedikleri babalarının izini sürdüler, torunlar dedelerini o meydandaki fotoğraflardan tanıdılar. Ocak ailesinin 27 Mayıs 1995'de "Sağ aldınız sağ istiyoruz" diyerek Galatasaray Meydanı'nda buluşmasından bu yana, tam 17 yıldır sessiz bir çığlık dolanıyor o meydanda.
Kayıp yakınları bugün yine saat 12.00'da Galatasaray Meydanı'nda olacaklar. 1995'ten bu yana o meydanı kendine mesken eyleyenlere ilk eylemi ve kayıplar mücadelesini sorduk.
Ocak: Devlet suç üstü yakalanmıştı
Mücadelenin mimarlarından Ocak ailesinin bir bireyi olan Hüseyin Ocak, Cumartesi eylemlerinin serüvenini şöyle anlattı: "Hasan'ın mücadelesini yürütürken, 55 gün sonra Hasan'a ulaştık. Diğer kayıplardan daha farklı bir mücadele gelişti. Birçok çevre bunu sahiplendi. Özelikle Hasan'ın arkadaşları bizi yalnız bırakmadılar. Bu mücadele hem Türkiye'de hem de uluslararası kamuoyunda yankı uyandırdı. Devlet suç üstü yakalanmıştı. Bunu daha ileriye taşımak, hesap sormak gerekiyordu. Biz Hasan'ın mücadelesine başlarken 'Sağ aldınız sağ istiyoruz' dedik ama maalesef sağ alamadık. İşkence edilmiş, parçalanmış bedenini alabildik.
'Bu son olsun diye'
Başka aileler bu sonuca ulaşmasın diye bir mücadele gelişti ve Hasan'ın bulunmasından sonra İHD yöneticileri, Hasan'ın yoldaşları, aydınlar, sanatçılar yaklaşık 30 kişiden oluşan bir gurup 27 Mayıs 1995'de eyleme başladık. Sesimizi duyuralım, kayıplar olmasın, kaybedilenlerin akıbeti açıklansın ve sorumlular yargılansın talepleriyle oturmuştuk. O gerçekten ses getirdi. Rıdvan Karakoç'un da bulunmasıyla beraber daha büyük bir ivme kazandı.
Kayıplar durdu
Anneler çok büyük eziyetler çekti. 600'e yakın insan gözaltına alındı, anneler otobüslere bindirilip biber gazı sıkılıyordu, saçlarından tutup yerlerde sürükleniyorlardı. 30 hafta boyunca gözaltılar, küfürler, yerde sürüklemeler... Annelerimizin çoğu yaşlıydı, artık tahammül edilemeyecek duruma gelmişti. Bundan dolayı 200. haftada ara vermek durumunda kaldık. Ama Galatasaray eylemi Türkiye'de en uzun soluklu sivil itaatsizlik eylemiydi. 1995'de başladığımızda bir yılda 250 kişi kaybediliyordu, İHD'nin raporlarına göre. 1999 yılında bırakmak zorunda kaldığımızda bu sayı 9'a düşmüştü. Geldiğimiz noktada gözaltında kayıplar yok ama failleri yargılatamadık. Kaybolanların akıbetini bulamadık. Toplu mezarlar çıkmasına rağmen sorumluları hala hesap vermiyor. Mevcut yasalar geçmişle yüzleşme boyutunda değil."
'Mücadele bir taş olsun'
Genç yaşta kardeşini kaybeden Hüsniye Ocak ilk eylemdeki duygularını şöyle anlattı: "O anki duygu çok farklıydı çünkü gencecik bir bedenimizi toprağa vermiştik. İşkence edilmiş, tel ile boğularak, birçok kemiği kırıldıktan sonra öldürülmüş bir bedeni toprağa vermiştik. Bu son olsun diyorduk. İlk eylemi de bu bilinçle yaptık.
Aile olarak Hasan'ı belli bir aşamadan sonra bulamayınca şöyle bir yol izlemiştik; bu bir taş olsun bu mücadele. Hasan bir taş olsun, mücadele bunun üzerinden yükselsin. Bu konuda gerçekten Hasan'ın dostları, arkadaşları da bizi yalnız bırakmadılar."
Karakoç: Acı her şeyi göze almamızı sağladı
Kayıplar bakımından bir diğer simge isim olan Rıdvan Karakoç'un kardeşi Hasan Karakoç da 17 yıldır mücadeleyi sürdürüyor. Karakoç, "O dönem adeta yangın yeriydi" diye tanımladığı süreci şu sözlerle anlattı: "İnsanlar güpe gündüz gözaltına alınıyor, sivil, eli telsizli ya da silahlı kişiler tarafından apar topar alınarak götürülüyorlardı. Onlardan haber almak mümkün olmuyordu. O dönemde meydana çıkmak kaybolmaya eşdeğerdi. Her eyleme gittiğimizde geri dönememe korkumuz vardı. Ancak kararlıydık. Kaybedecek bir şeyimiz kalmamıştı, kardeşimizi, ailemizden bir parçayı kaybetmiştik. O duygularla çıkıyorduk meydanlara.
Gaz atılmalar, coplanmalar gözaltına alınmaların hepsini yaşıyorduk. Ama kararlıydık. Kendi kaybımız için yapacak bir şeyimiz yoktu ancak bizim yaşadığımız acıyı bir başkası yaşamasın diye bu etkinliğe çıktık. Acımız her şeyi göze almamızı sağladı."
Tosun: Hesap sorulması için...
16 yıl önce eşi kaybedilen Hanım Tosun, çocuklarını Cumartesi Meydanı'nda büyüttüğünü söylüyor: "Cumartesi Anneleri eylemlerine Mayıs ayında başlamıştı. Benim de eşim aynı yıl 19 Ekim'de gözaltına alındı. Kendisinden haber alamadık. Ben de diğer aileler gibi oraya gittim. Bu güne kadar İstanbul'da olduğum sürece karda, yağmurda, güneşte hiçbir şey demeden aralıksız katıldım. O zaman benim 4, 6 ve 9 yaşında çocuğum vardı. O çocukları da orada büyüttüm. Saldırılar oldu, meydana gözaltına alındık, çocuğumun orada tek başına kaldığı günler vardı."
"Orada oturup eşimi geri getiremeyeceğimi biliyordum fakat sessiz kalmayı tercih etmedim" diyen Tosun, evde oturup acısıyla baş başa kalmadığı için vicdanının rahat olduğunu dile getiriyor. Tosun, genç bir kadının kaybedilmesini nasıl önlediklerini şöyle anlatıyor: "Biz orada oturmasaydık onlarca, yüzlerce insan kaybolacaktı. Bir genç kadın gelip 'eğer ben hayattaysam bu annelerin sayesindedir' dedi. 'Polis beni gözaltına aldı ve bir polis de bırakın gitsin sonra annesi de o çılgın annelerin arasına katılacak, diyecek kayıptır. Kimsenin sesini duymak istemiyorum' dedi."
"Binlerce çocuk babasız kaldı, babalarının mezarlarının nerede olduğunu bilmiyor. Bundan daha acı bir şey olabilir mi? Binlerce kadın dul kaldı, binlerce ana çocuk hasreti çekiyor. Senin en sevdiğin, canından bir parça kayboluyor ve nerede olduğunu bilmiyorsun" diyen Tosun, Arjantin'deki anneler nasıl hesap sorduysa kendilerinin de aynı sonuca ulaşmak istediklerini söylüyor.
Yurdatapan: Barış olmazsa yeniden kötü günler yaşanır
Cumartesi eylemlerinde sadece kayıp yakınları değil, aydınlar sanatçılar da 17 yıldır hesap sorulmasını istiyor. Şanar Yurdatapan, ilk Cumartesi eylemlerine katılan bir sanatçı ve o günleri çok net hatırlıyor: "İlk günlerde çok ilginç şeylere tanık olduk. Bir defasında tam buluşulan yerde bir otobüs belirdi. Kayıplarınızı arıyorsanız biz yardımcı oluruz diye. Annelerin birkaçı gidip otobüse kayıt bile yaptırmaya başladılar. Bu tamamen bir devlet komplosuydu. Bu ve bunun gibi zamanlarda en hızlı düşünülen bu tür duygularla düşünen insanları kışkırtmak ve üzerlerine saldırtmak tehlikesiydi. Bir defasında bir adam elinde bir bayrak orada bekliyordu. Benim de hakkım yok mu burada oturmaya diyor. Öğrendik ki bir grup hazırlık yapmış o adam kalabalığı tahrik edince orada bir kavga çıkacak ve basında Cumartesi Anneleri denen şeyin bir provokasyon olduğu imajı verilecek. Onlarla uğraşa uğraşa ilerledik. Marşlar çalınıyordu. İnsanları gererek olay çıkartmaya çalışıyorlardı.
O gün onları inkar eden devlet bugün başka şeyleri inkar ediyor. Bugün yeni yalanlar söylenmeye devam ediliyor. Savaş durumu düşürülmedikçe kalıcı bir barışa evrilmedikçe bu süreç korkarım benzer kötü günler yaşayabiliriz."
Av. Yoleri: Hasan Ocak kampanyası mücadelenin ateşini yaktı
ICAD avukatlarından Gülseren Yoleri, Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak'ın mezarlarının bulunmasının kayıplar mücadelesinin ateşini yaktığı görüşünde: "Gözaltında kayıplara karşı mücadele Türkiye'de '90'lı yılların başında hız kazanmaya başladı. Daha önce de vardı tabi ki insanlar kayıplarını bulabilmek için çaba harcıyordu ama bu çok görünür ve sistemli bir mücadele biçiminde değildi. Bu yıllarda hatırladığım Hasan Gülünay ve Hüseyin Toraman'la ilgili kampanyalarla bilinir oldu gözaltında kayıplar olgusu. Arkasından Hasan Ocak'ın kaybedilmesi, mücadeleyi bugüne taşıyan ateşi yaktı. Rıdvan Karakoç ve Hasan Ocak'ın mezarlarının bulunması, diğer kayıp ailelerindeki umutsuzluğu kırdı, mücadele azmi yarattı ve bir araya getirdi. Zaten Cumartesi Anneleri'nin oturma eylemleri ondan sonra organize edildi. Aileler birken 2, 2 iken 5 oldu ve hikayeler çoğaldı. Bu yan yana geliş hukuksal girişimleri de teşvik etti."
Av. Yoleri, bugüne kadar kayıp olayında sorumluların açığa çıkarılmadığını belirterek, kaybedenlerin hala devlet tarafından korunduğunu söylüyor.(Dicle Müftüoğlu/ETHA)