Kayıp yakınları Çalık ve Fidan’ın akıbetini sordu
ANF
12:47 / 03 Mart 2012
AMED - İHD ve Kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 160’ıncı haftasını geride bıraktı. Her hafta olduğu gibi kayıplarının akıbetini soran kayıp yakınları, bu hafta 1994 yılında kaybedilen Salih Çalık ve Sinan Fidan için oturma eylemi yaptı.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" sloganıyla düzenlediği oturma eylemi 160'ıncı haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde devam etti. İHD üye ve yöneticilerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi, KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınlarının katıldığı eylemde, faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitiren ve kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı.
Bu haftaki eylemde konuşan İHD MYK Üyesi ve Diyarbakır Şube Yöneticisi A. Rahşan Bataray Saman, konuşmasına tüm kadınların ve annelerin 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nü kutlayarak başladı.
‘ADLİ TIP KUŞKULARI GİDERMEMİŞTİR’
160 haftadır kayıpların bulunması ve faillerinin yargılanması için mücadele ettiklerini belirten Bataray Saman, ancak seslerinin devlet yetkilileri ve Türk kamuoyu tarafından duyulmadığını dile getirdi. Diyarbakır İçkale’de bulunan toplu mezarın ortaya çıkmasıyla kayıplar konusunun tekrar gündemleştiğini kaydeden Bataray Saman, toplu mezarda bulunan kemiklere ilişkin Adli Tıp Kurumu’nun hazırladığı rapora ise tepki gösterdi. Adli Tıp Kurumu’nun bilimsellikten uzak raporlar hazırladığının geçmişte de ispat edildiğini vurgulayan Bataray Saman, bu raporun kayıp yakınlarının kafalarındaki kuşkuları gidermediğini söyledi.
‘YOKMUŞ GİBİ DAVRANİYORSUNUZ AMA YAKINLARIMIZ HALA KAYIP!’
Rapor açıklandıktan sonra yetkililerde sanki 90’lı yıllarda bu kayıpların yaşanmadığı gibi bir havanın oluştuğunu belirten Bataray Saman, şunları söyledi: “Ama bu kayıplar yaşanmıştır. Bu gerçeği değiştiremezsiniz. Bizim yakınlarımız hala kayıp, halen kemikleri bulunamadı veya failleri ortaya çıkarılamadı. Bu rapor aslında daha vahim bir sonucu ortaya çıkardı. 90’lı yıllarda bu bölgede yaşanan kayıpların, faili meçhullerin ve toplu mezar gerçeğinin aslında 100 yıl önce de bu topraklarda yine Kürtlere reva görülen bir uygulamaydı ve maalesef tarih tekerrür ediyor. Biz insan hakları savunucuları olarak 100 yıl önce de olsa işlenmiş olan insanlık suçlarının takipçisi olacağımızı tekrar belirtmek isteriz.”
Bu hafta 2011 yılı İnsan Hakları İhlalleri Raporu’nu açıkladıklarını kaydeden Bataray Saman, “İstatistikler bize göstermektedir ki, 2011 yılında hak ihlalleri her yıl artarak devam ediyor. 2012 yılının ilk iki ayı da göstermektedir ki, bu ihlaller 2012 yılında artarak devam edecek” dedi.
ASKER ÖNCE YARALADI SONRA KAYBETTİ
Bataray Saman, konuşmasının ardından 6 Haziran 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Kocaköy İlçesi Şahlat Köyü’nde askerler tarafından gözaltına alınarak kaybedilen Salih Çalık ve Sinan Fidan’ın kaybediliş hikayesini şöyle anlattı: “Şahlat Köyü Askerler tarafından yakıldığı için Çalık ailesi Diyarbakır Merkezine göç etmişti. Ancak Salih Çalık işçi olduğu için köye çalışmaya gidip gelmeye devam ediyordu. Olay günü Salih yine köye çalışmaya gitmişti. Köyde de bir Askeri operasyon başlamıştı. Operasyon sırasında Askerler köylüleri uzun namlulu silahlarla taradılar, tarama sırasında 2 köylü yaşamını yitirdi. Olayda Salih Çalık da ayağından yaralanmıştı. Yaralı olduğu için köyden çıkamayınca Süleyman Muntaş’ın evine sığınmıştı. Ancak askerler kaldığı evi tespit ederek, eve baskın düzenledi. Yapılan baskın sonucunda ev sahibi Süleyman Muntaş, yaralı Salih Çalık ve Çalık’ı tedavi etmek için evde bulunan Sinan Fidan, askerler tarafından gözaltına alındı. Ev sahibi Muntaş, 25 gün sonra serbest bırakıldı. Salih ve Sinan ise gözaltında tutulmaya devam edildiler. Serbest bırakılan Süleyman Muntaş, yalnızca 2 gün Salih ve Sinan ile birlikte gözaltında tutulduklarını, sonrasında ikisini onun yanından ayırdıklarını anlatıyor. Salih Çalık ve Sinan Fidan’ın akıbeti konusunda bir bilgiye ulaşamayan aileleri, Diyarbakır DGM Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurdular. Ancak Savcı dilekçeyi aileye iade ederek, ‘bu şahısları biz almadık, gidin PKK’den sorun’ diyerek ailelerin talebini geri çevirdi. O tarihten itibaren Salih Çalık ve Sinan Fidan’dan bir daha haber alınamadı.”
Hikayenin anlatımının ardından Salih Çalık’ın annesi Kesire Çalık, oturma eylemine katılanlara oğlunun kaybediliş hikayesini ve yaşadıklarını paylaştı.
Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları, Salih Çalık ve Sinan Fidan’ın anısına 5 dakikalık oturma eylemi yaptı.
ANF NEWS AGENCY
3 Mart 2012 Cumartesi
Kayıp torunu: Dedemin mezarını istiyorum
ANF
13:10 / 03 Mart 2012
İSTANBUL - Cumartesi anneleri, oturma eylemlerinin 362. haftasında 27 Ekim 1995 tarihinde kaybedilen Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş'ın akıbetini sordu. Torun Emrah Yurtseven, "Dedemin mezarını istiyorum" dedi.
Cumartesi anneleri, eyleme katılan CHP milletvekillerine, Dargeçit Kayıpları'nın sorumlusu olan Hurşit İmren'in hala Sivas Cepni'de CHP'den belediye başkanı olduğunu hatırlattı, "Görevden alınması talebimizi Kılıçdaroğlu'na iletin" dedi. Bugünkü eyleme, cezaevindeki meslektaşları için Taksim'de eylem yapan gazeteciler de katıldı.
TANIKLARI KONUŞTU
Abdülkerim Yurtseven (73), Mikdat Özeken (18) ve Münir Sarıtaş (13), 27 Ekim 1995 tarihinde, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un komutasındaki Yüksekova Komando Taburu'na bağlı askerler tarafından Ağaçlı Köyü'nden gözaltına alındılar. Üç köylüyü bir daha gören olmadı. Yüksekova Komanda Taburu'nda görevli bir asker ve sorgulara katılan bir itirafçı, Abdülkerim Yurtseven'in dövülerek, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş ise Yurdakul'un talimatıyla kurşuna dizilerek öldürüldüğünü anlattı.
Aileler, ilçe idare kuruluna şikayette bulundu. Dönemin Yüksekova Kaymakamı, bugünün Eskişehir Vali Yardımcısı Aydın Tetikoğlu dosyanın hukuksuz bir şekilde men-i muhakeme kararıyla kapatılmasını sağladı.
13 Haziran 1997 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, Abdülkerim Yurtseven'in Binbaşı Yurdakul tarafından dövülerek öldürüldüğü, olayı gören Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş'ın ise tanık bırakmamak için yine Binbaşı Yurdakul'un emriyle Kahraman Bilgiç, Nihat Yiğiter ile bir yüzbaşı tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüğü yönündeki bilgilere dayanarak, adı geçenler hakkında soruşturma başlattı.
12 Kasım 1999'da Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği iddiası ile davada beraat kararı erdi. Ailelerin kararın temsiyi için yaptığı başvuru Yargıtay tarafından 2 Nisan 2001 tarihinde reddedildi. Davayı Türkiye'de kaybeden aileler, AİHM'de kazandı. 2003 yılında AKP hükümeti suçu kabul ederek, tazminat ödedi ancak sorumlular yargılanmadı.
Bugünkü eyleme Yurtseven'in torunu Emrah Yurtseven katıldı. Dedesi gözaltına alındığında 1 yaşında olduğunu hatırlatan Yurtseven, "Dedemin mezarını istiyorum. Onun mezarını buluncaya kadar buradayım" dedi.
'DOSYA YENİDEN AÇILSIN'
İHD İstanbul Şubesi Kayıplar Komisyonu adına açıklamayı okuyan Yonca Şık, "Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş için yeniden soruşturma başlatılmasını istiyor, savcıları yeniden göreve çağırıyoruz. Onların gömüldükleri yerin açıklanmasını ve derhal kazı çalışmalarının başlatılarak ailelerin 17 yıldır süren mezar arayışlarının karşılık bulmasını istiyoruz." dedi.
'DNA TESTLERİ ÇABUK SONUÇLANSIN'
17-22-24 ve 25 Şubat günlerinde Mardin'in Dargeçit ilçesinde yapılan kazı çalışmalarını da hatırlatan Şık, şunları söyledi: "Kazılarda bulunan kemiklere ait DNA testlerinin acilen yapılarak sonuçlarının açıklanmasını istiyoruz. Toplu mezar alanı olarak kullanılan köyde hala çok sayıda şüpheli yer bulunması nedeniyle köyün adli makamlar tarafından koruma altına alınmasını istiyoruz. Diyarbakır'da yapılan kazılarda çıkan kemiklerin, yalnızca kemiklere bakılarak 100 yıllık olduğu yönündeki Adli Tıp Kurumu açıklamasını yetersiz buluyoruz. Toprağın yapısının kemiklerdeki bozulmayı etkilediğini biliyor ve kapsamlı bir incelemenin bağımsız uzmanlarca yapılmasını istiyoruz."
CHP'Lİ VEKİLLERE TEPKİ
Eyleme katılan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da, toplu mezarlar ve kayıplar konusunda zamanaşımının işletilmemesi gerektiğini söyledi, bu konuda TBMM'de yaptıkları çalışmaları anlattı.
Aileler, CHP milletvekillerine, Dargeçit Kayıpları'nın sorumlusu olan Hurşit İmren'in hala Sivas Cepni'de CHP'den belediye başkanı olduğunu hatırlattı, "Görevden alınması talebimizi Kılıçdaroğlu'na iletin" dedi.
GAZETECİLER DE CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDA
Sağanak yağışın altında yapılan eylemde son olarak kayıp Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız konuştu, 1995 yılından bu yana kayıp olan oğluna ne olduğunu bir kez daha sordu.
Eyleme, Nedim ve Ahmet'in Gazeteci Arkadaşları ile ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan da katıldı.
ANF NEWS AGENCY
ANF
13:10 / 03 Mart 2012
İSTANBUL - Cumartesi anneleri, oturma eylemlerinin 362. haftasında 27 Ekim 1995 tarihinde kaybedilen Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş'ın akıbetini sordu. Torun Emrah Yurtseven, "Dedemin mezarını istiyorum" dedi.
Cumartesi anneleri, eyleme katılan CHP milletvekillerine, Dargeçit Kayıpları'nın sorumlusu olan Hurşit İmren'in hala Sivas Cepni'de CHP'den belediye başkanı olduğunu hatırlattı, "Görevden alınması talebimizi Kılıçdaroğlu'na iletin" dedi. Bugünkü eyleme, cezaevindeki meslektaşları için Taksim'de eylem yapan gazeteciler de katıldı.
TANIKLARI KONUŞTU
Abdülkerim Yurtseven (73), Mikdat Özeken (18) ve Münir Sarıtaş (13), 27 Ekim 1995 tarihinde, Binbaşı Mehmet Emin Yurdakul'un komutasındaki Yüksekova Komando Taburu'na bağlı askerler tarafından Ağaçlı Köyü'nden gözaltına alındılar. Üç köylüyü bir daha gören olmadı. Yüksekova Komanda Taburu'nda görevli bir asker ve sorgulara katılan bir itirafçı, Abdülkerim Yurtseven'in dövülerek, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş ise Yurdakul'un talimatıyla kurşuna dizilerek öldürüldüğünü anlattı.
Aileler, ilçe idare kuruluna şikayette bulundu. Dönemin Yüksekova Kaymakamı, bugünün Eskişehir Vali Yardımcısı Aydın Tetikoğlu dosyanın hukuksuz bir şekilde men-i muhakeme kararıyla kapatılmasını sağladı.
13 Haziran 1997 tarihinde Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığı, Abdülkerim Yurtseven'in Binbaşı Yurdakul tarafından dövülerek öldürüldüğü, olayı gören Mikdat Özeken ve Münür Sarıtaş'ın ise tanık bırakmamak için yine Binbaşı Yurdakul'un emriyle Kahraman Bilgiç, Nihat Yiğiter ile bir yüzbaşı tarafından kurşuna dizilerek öldürüldüğü yönündeki bilgilere dayanarak, adı geçenler hakkında soruşturma başlattı.
12 Kasım 1999'da Hakkari Ağır Ceza Mahkemesi, delil yetersizliği iddiası ile davada beraat kararı erdi. Ailelerin kararın temsiyi için yaptığı başvuru Yargıtay tarafından 2 Nisan 2001 tarihinde reddedildi. Davayı Türkiye'de kaybeden aileler, AİHM'de kazandı. 2003 yılında AKP hükümeti suçu kabul ederek, tazminat ödedi ancak sorumlular yargılanmadı.
Bugünkü eyleme Yurtseven'in torunu Emrah Yurtseven katıldı. Dedesi gözaltına alındığında 1 yaşında olduğunu hatırlatan Yurtseven, "Dedemin mezarını istiyorum. Onun mezarını buluncaya kadar buradayım" dedi.
'DOSYA YENİDEN AÇILSIN'
İHD İstanbul Şubesi Kayıplar Komisyonu adına açıklamayı okuyan Yonca Şık, "Abdülkerim Yurtseven, Mikdat Özeken ve Münir Sarıtaş için yeniden soruşturma başlatılmasını istiyor, savcıları yeniden göreve çağırıyoruz. Onların gömüldükleri yerin açıklanmasını ve derhal kazı çalışmalarının başlatılarak ailelerin 17 yıldır süren mezar arayışlarının karşılık bulmasını istiyoruz." dedi.
'DNA TESTLERİ ÇABUK SONUÇLANSIN'
17-22-24 ve 25 Şubat günlerinde Mardin'in Dargeçit ilçesinde yapılan kazı çalışmalarını da hatırlatan Şık, şunları söyledi: "Kazılarda bulunan kemiklere ait DNA testlerinin acilen yapılarak sonuçlarının açıklanmasını istiyoruz. Toplu mezar alanı olarak kullanılan köyde hala çok sayıda şüpheli yer bulunması nedeniyle köyün adli makamlar tarafından koruma altına alınmasını istiyoruz. Diyarbakır'da yapılan kazılarda çıkan kemiklerin, yalnızca kemiklere bakılarak 100 yıllık olduğu yönündeki Adli Tıp Kurumu açıklamasını yetersiz buluyoruz. Toprağın yapısının kemiklerdeki bozulmayı etkilediğini biliyor ve kapsamlı bir incelemenin bağımsız uzmanlarca yapılmasını istiyoruz."
CHP'Lİ VEKİLLERE TEPKİ
Eyleme katılan CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da, toplu mezarlar ve kayıplar konusunda zamanaşımının işletilmemesi gerektiğini söyledi, bu konuda TBMM'de yaptıkları çalışmaları anlattı.
Aileler, CHP milletvekillerine, Dargeçit Kayıpları'nın sorumlusu olan Hurşit İmren'in hala Sivas Cepni'de CHP'den belediye başkanı olduğunu hatırlattı, "Görevden alınması talebimizi Kılıçdaroğlu'na iletin" dedi.
GAZETECİLER DE CUMARTESİ ANNELERİNİN YANINDA
Sağanak yağışın altında yapılan eylemde son olarak kayıp Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız konuştu, 1995 yılından bu yana kayıp olan oğluna ne olduğunu bir kez daha sordu.
Eyleme, Nedim ve Ahmet'in Gazeteci Arkadaşları ile ESP Genel Başkanı Figen Yüksekdağ ve EMEP Genel Başkanı Selma Gürkan da katıldı.
ANF NEWS AGENCY
24 Şubat 2012 Cuma
Kayıplar için 19 yıl sonra soruşturma
ANF
13:51 / 24 Şubat 2012
Malatya - Malatya Cumhuriyet Başsavcılığından alınan bilgiye göre, 27 Temmuz 1992'de Dersim'de kaybolduktan sonra Elazığ Asli Mezarlığında cesedi bulunan Ayten Öztürk'ün ölümüne ilişkin dosyayı Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığından isteyen özel yetkili savcılığın, bu konuda yeni bir soruşturma başlattığı bildirildi.
Otopsi raporlarında işkence edilerek öldürüldüğü belirtilen Ayten Öztürk'ün ölümüne ilişkin soruşturmayı yeniden başlatan özel yetkili savcılık, 21 Şubat 1993'te Elazığ'da kaybolduktan sonra Dersim'de ölü bulunan avukat Metin Can ve doktor Hasan Kaya ile ilgili dönemin Malatya DGM savcısı tarafından yürütülen soruşturmayı da yeniden başlattı.
Üç ayrı cinayetin soruşturmasının aynı savcı tarafından yürütüleceği öğrenildi.
Dersim'in Mazgirt ilçesi Akpazar beldesinde 27 Temmuz 1992 tarihinde iş çıkışı kaçırıldığı belirtilen Ayten Öztürk, olaydan 12 gün sonra Elazığ'da Asli Mezarlığında ölü olarak bulunmuştu. Dönemin İHD Elazığ Şube Başkanı avukat Metin Can ve İHD üyesi doktor Hasan Kaya da, 21 Şubat 1993'te Elazığ'da kaybolmuş, 5 gün sonra Tunceli-Elazığ karayolunun 10. kilometresindeki Dinar Köprüsü altında öldürülmüş halde bulunmuştu.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan, "Terörden kaynaklı yaşam hakkı ihlallerinin tespit edilmesine ilişkin alt komisyon" Ayten Öztürk'ün babası Hıdır Öztürk'ü dinlemişti
ANF NEWS AGENCY
13:51 / 24 Şubat 2012
Malatya - Malatya Cumhuriyet Başsavcılığından alınan bilgiye göre, 27 Temmuz 1992'de Dersim'de kaybolduktan sonra Elazığ Asli Mezarlığında cesedi bulunan Ayten Öztürk'ün ölümüne ilişkin dosyayı Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığından isteyen özel yetkili savcılığın, bu konuda yeni bir soruşturma başlattığı bildirildi.
Otopsi raporlarında işkence edilerek öldürüldüğü belirtilen Ayten Öztürk'ün ölümüne ilişkin soruşturmayı yeniden başlatan özel yetkili savcılık, 21 Şubat 1993'te Elazığ'da kaybolduktan sonra Dersim'de ölü bulunan avukat Metin Can ve doktor Hasan Kaya ile ilgili dönemin Malatya DGM savcısı tarafından yürütülen soruşturmayı da yeniden başlattı.
Üç ayrı cinayetin soruşturmasının aynı savcı tarafından yürütüleceği öğrenildi.
Dersim'in Mazgirt ilçesi Akpazar beldesinde 27 Temmuz 1992 tarihinde iş çıkışı kaçırıldığı belirtilen Ayten Öztürk, olaydan 12 gün sonra Elazığ'da Asli Mezarlığında ölü olarak bulunmuştu. Dönemin İHD Elazığ Şube Başkanı avukat Metin Can ve İHD üyesi doktor Hasan Kaya da, 21 Şubat 1993'te Elazığ'da kaybolmuş, 5 gün sonra Tunceli-Elazığ karayolunun 10. kilometresindeki Dinar Köprüsü altında öldürülmüş halde bulunmuştu.
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde kurulan, "Terörden kaynaklı yaşam hakkı ihlallerinin tespit edilmesine ilişkin alt komisyon" Ayten Öztürk'ün babası Hıdır Öztürk'ü dinlemişti
ANF NEWS AGENCY
23 Şubat 2012 Perşembe
Ayhan Efeoğlu dosyası ‘git-gel’ oldu!
ANF
17:02 / 22 Şubat 2012
İstanbul - Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, 135 gün hiçbir işlem yapmadan beklettiği dosyayı "olay örgütlü faaliyet" diyerek İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, 135 gün hiçbir işlem yapmadan beklettiği dosyayı "olay örgütlü faaliyet" diyerek İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Hukuki süreci yürüten Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Taylan Tanay, 6 Ekim 2012 tarihinde zamanaşımı süresinin dolma ihtimali bulunduğunu belirterek, "Genel savcılık, dosyayı özel yetkili savcılığa göndermek için neden 135 gün bekledi?" diye sordu.
Eski Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın'ın Ayhan Efeoğlu'nun cenazesini Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü'nde gördüğünü söylemesinin ardından Efeoğlu ailesinin avukatları, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe ile başvuruda bulunmuştu. Ancak, özel yetkili savcılık, Efeoğlu'nun kaybolmasının örgütlü suç kapsamında olmadığını savunarak görevsizlik kararı vermişti.
Görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya üzerindeki incelemesini tamamladı. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğrenciyken 1992 yılında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Ayhan Efeoğlu ile ilgili dosyayı 135 gün inceleyen Şişli Savcılığı, Çarkın ile birlikte 14 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma dosyası ile ilgili görevsizlik kararı verdi.
Söz konusu soruşturmanın örgütlü suça bakan özel yetkili savcılık tarafından yürütülmesi gerektiğini belirten Şişli Savcılığı, Efeoğlu dosyasındaki şüphelilerle ilgili özel yetkili savcılığın soruşturma safhasında Ergenekon Terör Örgütü kapsamında dinleme kararı alındığını belirtti.
Şişli Savcılığı'nın kararında, "Her ne kadar Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca eylemin CMK 250. Maddesi kapsamında kalmadığı belirtilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de, iddia edilen örgüt üyeliği yönünden herhangi bir kararın verildiğine dair dosyanın incelenmesinde bilgi bulunmadığı, bir kısım şüpheliler hakkında Ergenekon/Susurluk Terör Örgütü üyeliklerinden soruşturma açıldığının basına yansıması ile bilindiği, şüpheliler hakkında yukarıda adı geçen mağdurlar yönünden örgüt tarafından öldürülme eylemine yönelik karar verilmesi gerekmektedir" denildi.
'135 GÜNDÜR HİÇBİR İŞLEM YAPILMADI'
Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Taylan Tanay, dosyayı 135 gün elinde bulunduran Şişli Savcılığı'nın soruşturmaya ilişkin hiçbir işlem yapmadığını belirtti, "Ankara'daki faili meçhuller ile ilgili soruşturmada kimi işlemler yapılıyor. Ancak İstanbul'da aylardır hiçbir işlem yapılmadı" dedi.
Dosyanın özel yetkili savcılığa gönderilmesini "olumlu" bulduklarını söyleyen Tanay, "Ancak savcılık, neden 135 gün işlem yapmadan bekledi? 135 gün önce de, dosyanın özel yetkili savcılığa gönderilmesi için gerekli gerekçeler ortadaydı. Bundan sonraki beklentimiz, soruşturmanın hızlı bir biçimde sürdürülmesi" diye konuştu.
Özel yetkili savcılık, "görevsizlik" kararında ısrar ederse, dosya, Yargıtay'a gönderilecek. Dosyaya hangi savcılığın bakacağına Yargıtay karar verecek.
Ayhan Efeoğlu, 6 Ekim 1992 tarihinde gözaltına alındığı için zaman aşımının 6 Ekim 2012 tarihinde dolma ihtimali bulunuyor. Avukatlar bu nedenle sürecin hızlandırılmasını istiyor.
ANF NEWS AGENCY
ANF
17:02 / 22 Şubat 2012
İstanbul - Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, 135 gün hiçbir işlem yapmadan beklettiği dosyayı "olay örgütlü faaliyet" diyerek İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi.
Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, 135 gün hiçbir işlem yapmadan beklettiği dosyayı "olay örgütlü faaliyet" diyerek İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdi. Hukuki süreci yürüten Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Taylan Tanay, 6 Ekim 2012 tarihinde zamanaşımı süresinin dolma ihtimali bulunduğunu belirterek, "Genel savcılık, dosyayı özel yetkili savcılığa göndermek için neden 135 gün bekledi?" diye sordu.
Eski Özel Harekat Polisi Ayhan Çarkın'ın Ayhan Efeoğlu'nun cenazesini Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü'nde gördüğünü söylemesinin ardından Efeoğlu ailesinin avukatları, İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı'na dilekçe ile başvuruda bulunmuştu. Ancak, özel yetkili savcılık, Efeoğlu'nun kaybolmasının örgütlü suç kapsamında olmadığını savunarak görevsizlik kararı vermişti.
Görevsizlik kararı ile dosyanın gönderildiği Şişli Cumhuriyet Başsavcılığı, dosya üzerindeki incelemesini tamamladı. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde öğrenciyken 1992 yılında gözaltına alındıktan sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Ayhan Efeoğlu ile ilgili dosyayı 135 gün inceleyen Şişli Savcılığı, Çarkın ile birlikte 14 şüpheli hakkında yürütülen soruşturma dosyası ile ilgili görevsizlik kararı verdi.
Söz konusu soruşturmanın örgütlü suça bakan özel yetkili savcılık tarafından yürütülmesi gerektiğini belirten Şişli Savcılığı, Efeoğlu dosyasındaki şüphelilerle ilgili özel yetkili savcılığın soruşturma safhasında Ergenekon Terör Örgütü kapsamında dinleme kararı alındığını belirtti.
Şişli Savcılığı'nın kararında, "Her ne kadar Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığınca eylemin CMK 250. Maddesi kapsamında kalmadığı belirtilerek görevsizlik kararı verilmiş ise de, iddia edilen örgüt üyeliği yönünden herhangi bir kararın verildiğine dair dosyanın incelenmesinde bilgi bulunmadığı, bir kısım şüpheliler hakkında Ergenekon/Susurluk Terör Örgütü üyeliklerinden soruşturma açıldığının basına yansıması ile bilindiği, şüpheliler hakkında yukarıda adı geçen mağdurlar yönünden örgüt tarafından öldürülme eylemine yönelik karar verilmesi gerekmektedir" denildi.
'135 GÜNDÜR HİÇBİR İŞLEM YAPILMADI'
Halkın Hukuk Bürosu avukatlarından Taylan Tanay, dosyayı 135 gün elinde bulunduran Şişli Savcılığı'nın soruşturmaya ilişkin hiçbir işlem yapmadığını belirtti, "Ankara'daki faili meçhuller ile ilgili soruşturmada kimi işlemler yapılıyor. Ancak İstanbul'da aylardır hiçbir işlem yapılmadı" dedi.
Dosyanın özel yetkili savcılığa gönderilmesini "olumlu" bulduklarını söyleyen Tanay, "Ancak savcılık, neden 135 gün işlem yapmadan bekledi? 135 gün önce de, dosyanın özel yetkili savcılığa gönderilmesi için gerekli gerekçeler ortadaydı. Bundan sonraki beklentimiz, soruşturmanın hızlı bir biçimde sürdürülmesi" diye konuştu.
Özel yetkili savcılık, "görevsizlik" kararında ısrar ederse, dosya, Yargıtay'a gönderilecek. Dosyaya hangi savcılığın bakacağına Yargıtay karar verecek.
Ayhan Efeoğlu, 6 Ekim 1992 tarihinde gözaltına alındığı için zaman aşımının 6 Ekim 2012 tarihinde dolma ihtimali bulunuyor. Avukatlar bu nedenle sürecin hızlandırılmasını istiyor.
ANF NEWS AGENCY
'Efeoğlu'nun faili örgütte aransın' 23/02/2012 2:00
'Efeoğlu'nun faili örgütte aransın'
ENİS TAYMANArşivi
İSTANBUL- Üniversite öğrencisi Ayhan Efeoğlu’nun 6 Ekim 1992’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilmesiyle ilgili soruşturmada ‘görevsizlik’ kararı veren Şişli Cumhuriyet Savcılığı, “Şüpheliler hakkında mağdurlar yönünden örgüt tarafından öldürülme eylemine yönelik karar verilmesi gerekir” diyerek görevsizlik kararı verdi. Savcılık dosyayı daha önceden ‘örgüt yok’ diyerek kendisine gönderen Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na iade etti.
Susurluk hükümlüsü Ayhan Çarkın’ın Efeoğlu’nun kaybedilmesi ve Perpa katliamıyla ilgili itirafları üzerine soruşturma açan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali, dosyayı ‘örgüt ya da terör organizasyonu değildir’ diyerek, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na göndermişti. Dosyayı inceleyen savcı Ayhan Bedirhan ise dosyayı yeniden özel yetkili savcılığa gönderdi. Kararın gerekçesinde şöyle denildi: “İddia edilen örgüt üyeliği yönünden herhangi bir kararın verildiğine dair dosyanın incelenmesinde bilgi bulunmadığı, bir kısım şüpheliler hakkında Ergenekon ve Susurluk terör örgü üyeliklerinden soruşturma açıldığının basına yansıması nedeniyle bilindiği, bununla birlikte iddia edilen eylemlerin suç tarihi itibari ile soruşturma yetkisinin DGM’ye ait olduğu da göz önüne alınarak şüpheliler hakkında mağdurlar yönünden örgüt tarafından öldürülme eylemine yönelik karar verilmesi gerektiği...”
Dosyanın avukatlarından Taylan Tanay, “Özel yetkili savcı yine görevsizlik verirse dosya Yargıtay’a gider. Bu da yıllarca soruşturma yürütülmemesine ve zamanaşımana yol açabilir. Efeoğlu’nun kaybedilmesine yönelik dosyanın 20 yıllık zamanaşımı dolmak üzere. İstanbul’un Genel Yetkili Savcılığı’nın verdiği görevsizlik kararı suç örgütünün açığa çıkarılıp cezalandırılması için şans” dedi.
ENİS TAYMANArşivi
İSTANBUL- Üniversite öğrencisi Ayhan Efeoğlu’nun 6 Ekim 1992’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilmesiyle ilgili soruşturmada ‘görevsizlik’ kararı veren Şişli Cumhuriyet Savcılığı, “Şüpheliler hakkında mağdurlar yönünden örgüt tarafından öldürülme eylemine yönelik karar verilmesi gerekir” diyerek görevsizlik kararı verdi. Savcılık dosyayı daha önceden ‘örgüt yok’ diyerek kendisine gönderen Özel Yetkili Cumhuriyet Savcılığı’na iade etti.
Susurluk hükümlüsü Ayhan Çarkın’ın Efeoğlu’nun kaybedilmesi ve Perpa katliamıyla ilgili itirafları üzerine soruşturma açan İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Hakan Karaali, dosyayı ‘örgüt ya da terör organizasyonu değildir’ diyerek, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na göndermişti. Dosyayı inceleyen savcı Ayhan Bedirhan ise dosyayı yeniden özel yetkili savcılığa gönderdi. Kararın gerekçesinde şöyle denildi: “İddia edilen örgüt üyeliği yönünden herhangi bir kararın verildiğine dair dosyanın incelenmesinde bilgi bulunmadığı, bir kısım şüpheliler hakkında Ergenekon ve Susurluk terör örgü üyeliklerinden soruşturma açıldığının basına yansıması nedeniyle bilindiği, bununla birlikte iddia edilen eylemlerin suç tarihi itibari ile soruşturma yetkisinin DGM’ye ait olduğu da göz önüne alınarak şüpheliler hakkında mağdurlar yönünden örgüt tarafından öldürülme eylemine yönelik karar verilmesi gerektiği...”
Dosyanın avukatlarından Taylan Tanay, “Özel yetkili savcı yine görevsizlik verirse dosya Yargıtay’a gider. Bu da yıllarca soruşturma yürütülmemesine ve zamanaşımana yol açabilir. Efeoğlu’nun kaybedilmesine yönelik dosyanın 20 yıllık zamanaşımı dolmak üzere. İstanbul’un Genel Yetkili Savcılığı’nın verdiği görevsizlik kararı suç örgütünün açığa çıkarılıp cezalandırılması için şans” dedi.
18 Şubat 2012 Cumartesi
Kayıp yakını: 'Bir anne oğlunun kemikleri için adak adıyor'
ANF
12:33 / 18 Şubat 2012
İSTANBUL - Cumartesi anneleri, oturma eyleminin 360. haftasında Galatasaray'da bir araya geldi. Bu hafta eylemin gündeminde Dargeçit kayıpları ile Murat Yıldız vardı. Dargeçit kayıplarından Abdurrahman Coşkun'un yengesi, "Düşünebiliyor musunuz, bir anne, oğlunun kemiklerini bulabilmek için adak adıyor. Bu nasıl bir acıdır biliyor musunuz?" diye konuştu.
Cumartesi anneleri, oturma eyleminin 360. haftasında Galatasaray'da bir araya geldi. Cumartesi anneleri bu haftaki eylemlerinde Dargeçit kayıplarına dikkat çektiler.
DARGEÇİT'TE NE OLDU?
29 Ekim 1995 tarihinde Dargeçit'te çok sayıda eve baskın düzenleyen askerler, Davut Altınkaynak (13), Seyhan Doğan (14), Nedim Akyön (16), Abdurrahman Coşkun (21), Hikmet Kaya (24), Süleyman Seyhan (57) ve Hazni Doğan'ı (9) gözaltına alarak Dargeçit Tabur Komutanlığı'na götürdü. Hazni Doğan, serbest bırakılırken, Süleyman Seyhan'ın daha sonra cesedi bulundu. Diğerlerinden ise bir daha haber alınamadı.
Aileler dün gittikleri Dargeçit'te savcılık gözetiminde yapılan kazının ardından kendi olanakları ile arama yaptıkları kuyuda insana ait kemikler buldu.
'BU ACIYI ANLIYOR MUSUNUZ?
Bugünkü eyleme katılan Abdurrahman Coşkun'un yengesi Mukaddes Coşkun, kayıpların fotoğraflarını tek tek göstererek, "Bir anne, oğlunun kemiklerini bulmak için adak adıyor. Düşünebiliyor musunuz, bir anne kemikleri için adak adıyor. Bu nasıl acıdır, biliyor musunuz?" dedi. "Hiç mi vicdanınız yok" diye soran Coşkun, "Kimlerin kaybettiğini de söyledik, isimleri de tek tek verdik. Hiçbir şey yapılmadı, ancak belediye başkanı olarak ödüllendirildiler. Artık bir şey yapın, bize kemiklerimizi verin" dedi.
Hazni Doğan'ın yeğeni Evin Doğan Türkçe, akrabası Nevin Doğan da Kürtçe yaptıkları konuşmalarda mesajları aynıydı: Bize kemiklerimizi verin.
Davut Altınkaya'nın dayısı Mecit Kaya da Kürtçe yaptığı konuşmasında, "Kaybedilen insanlarımızın kemiklerini devlet artık bize versin" dedi.
'BANA ARTIK OĞLUMUN YERİNİ SÖYLEYİN?'
Eylemde 17 yıldır oğlunu arayan Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız söz aldı. Konuşmakta zorlanan anne Yıldız, "17 yıldır bana değil, kaybedenlere, savcılara, polislere inanıyorlar" dedi. Artık yaşlandığını söyleyen Hanife Yıldız, "Eğer oğlum, dedikleri gibi feribottan atlayıp kaçmışsa o zaman nerede? Neden beri aramadı? Ya da neden hiçbir yetkili bana oğlun nasıl diye sormadı? Bana artık oğlumun yerini söyleyin" dedi.
MURAT YILDIZ NEREDE?
Murat Yıldız, gözaltına alındığında 20 yaşındaydı. Sivil polislerin de bulunduğu bir kafetaryada çıkan tartışmada silahla havaya ateş açtı. Bu nedenle polis tarafından karakola çağrıldı. 23 Şubat 1995 tarihinde anne Hanife Yıldız, avukatıyla birlikte tek çocuğu Murat'ı kendi elleriyle İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi'nde Komiser Ramazan Kaya ile polis Tahir Şerbetçi'ye teslim etti. Bu anne Yıldız'ın oğlunu son görüşü oldu. Polisler, Murat Yıldız'ı İstanbul'a götürülürken saat 22.00'de feribottan atlayıp yüzerek kaçtığını iddia etti.
Anne Hanife Yıldız tüm yasal yollara başvurdu. Ancak, oğlu Murat Yıldız'ı kaybeden polislere sadece 1 lira 18 kuruş ceza verildi.
'İKİ BELEDİYE BAŞKANINI GÖREVDEN ALACAK MISINIZ?'
Eylemde, İHD Kayıplar Komisyonu adına okunan açıklamada da, Dargeçit kayıpları ile ilgili olarak şu sorular yer aldı:
"Adalet Bakanı'na soruyoruz: Toplu mezarların, ölüm kuyularının açılması mesai saatleri ile mi sınırlı olmalı? Bu kadar bürokratik işlem mi gerektirmeli? Genelkurmay Başkanı'na soruyoruz: Savcının iddiaları karşısında ne söyleyeceksiniz? Komutanı olduğunuz ordu, 13-14 yaşındaki çocukları vahşi işkencelerle kaybederek mi vatanı koruyacak?
İçişleri Bakanı'na soruyoruz: Evlatlarımızın failleri belediye başkanı olmuşlar. İnsanlığa karşı suç işleyen Bodrum Gümüşlük Belediye Başkanı Emekli Albay Mehmet Tire ve Sivas Çepni Belediye Başkanı Emekli Albay Hurşit İmren'e görevden alacak mısınız? CHP Genel Başkanı'na soruyoruz: Partinizin Çepni Belediye Başkanı Emekli Albay Hurşit İmren gözaltında kaybedilen evlatlarımızın failidir. Kendisini partiden ihraç etmeyi düşünüyor musunuz? Doğru Yol Partisi Genel Başkanı'na soruyoruz: Partinizin Gümüşlük Belediye Başkanı Emekli Albay Mehmet Tire gözaltında kaybedilen evlatlarımızın failidir, kendisini partiden ihraç etmeyi düşünüyor musunuz?"
ANF NEWS AGENCY
ANF
12:33 / 18 Şubat 2012
İSTANBUL - Cumartesi anneleri, oturma eyleminin 360. haftasında Galatasaray'da bir araya geldi. Bu hafta eylemin gündeminde Dargeçit kayıpları ile Murat Yıldız vardı. Dargeçit kayıplarından Abdurrahman Coşkun'un yengesi, "Düşünebiliyor musunuz, bir anne, oğlunun kemiklerini bulabilmek için adak adıyor. Bu nasıl bir acıdır biliyor musunuz?" diye konuştu.
Cumartesi anneleri, oturma eyleminin 360. haftasında Galatasaray'da bir araya geldi. Cumartesi anneleri bu haftaki eylemlerinde Dargeçit kayıplarına dikkat çektiler.
DARGEÇİT'TE NE OLDU?
29 Ekim 1995 tarihinde Dargeçit'te çok sayıda eve baskın düzenleyen askerler, Davut Altınkaynak (13), Seyhan Doğan (14), Nedim Akyön (16), Abdurrahman Coşkun (21), Hikmet Kaya (24), Süleyman Seyhan (57) ve Hazni Doğan'ı (9) gözaltına alarak Dargeçit Tabur Komutanlığı'na götürdü. Hazni Doğan, serbest bırakılırken, Süleyman Seyhan'ın daha sonra cesedi bulundu. Diğerlerinden ise bir daha haber alınamadı.
Aileler dün gittikleri Dargeçit'te savcılık gözetiminde yapılan kazının ardından kendi olanakları ile arama yaptıkları kuyuda insana ait kemikler buldu.
'BU ACIYI ANLIYOR MUSUNUZ?
Bugünkü eyleme katılan Abdurrahman Coşkun'un yengesi Mukaddes Coşkun, kayıpların fotoğraflarını tek tek göstererek, "Bir anne, oğlunun kemiklerini bulmak için adak adıyor. Düşünebiliyor musunuz, bir anne kemikleri için adak adıyor. Bu nasıl acıdır, biliyor musunuz?" dedi. "Hiç mi vicdanınız yok" diye soran Coşkun, "Kimlerin kaybettiğini de söyledik, isimleri de tek tek verdik. Hiçbir şey yapılmadı, ancak belediye başkanı olarak ödüllendirildiler. Artık bir şey yapın, bize kemiklerimizi verin" dedi.
Hazni Doğan'ın yeğeni Evin Doğan Türkçe, akrabası Nevin Doğan da Kürtçe yaptıkları konuşmalarda mesajları aynıydı: Bize kemiklerimizi verin.
Davut Altınkaya'nın dayısı Mecit Kaya da Kürtçe yaptığı konuşmasında, "Kaybedilen insanlarımızın kemiklerini devlet artık bize versin" dedi.
'BANA ARTIK OĞLUMUN YERİNİ SÖYLEYİN?'
Eylemde 17 yıldır oğlunu arayan Murat Yıldız'ın annesi Hanife Yıldız söz aldı. Konuşmakta zorlanan anne Yıldız, "17 yıldır bana değil, kaybedenlere, savcılara, polislere inanıyorlar" dedi. Artık yaşlandığını söyleyen Hanife Yıldız, "Eğer oğlum, dedikleri gibi feribottan atlayıp kaçmışsa o zaman nerede? Neden beri aramadı? Ya da neden hiçbir yetkili bana oğlun nasıl diye sormadı? Bana artık oğlumun yerini söyleyin" dedi.
MURAT YILDIZ NEREDE?
Murat Yıldız, gözaltına alındığında 20 yaşındaydı. Sivil polislerin de bulunduğu bir kafetaryada çıkan tartışmada silahla havaya ateş açtı. Bu nedenle polis tarafından karakola çağrıldı. 23 Şubat 1995 tarihinde anne Hanife Yıldız, avukatıyla birlikte tek çocuğu Murat'ı kendi elleriyle İzmir Bornova Özkanlar Asayiş Şubesi'nde Komiser Ramazan Kaya ile polis Tahir Şerbetçi'ye teslim etti. Bu anne Yıldız'ın oğlunu son görüşü oldu. Polisler, Murat Yıldız'ı İstanbul'a götürülürken saat 22.00'de feribottan atlayıp yüzerek kaçtığını iddia etti.
Anne Hanife Yıldız tüm yasal yollara başvurdu. Ancak, oğlu Murat Yıldız'ı kaybeden polislere sadece 1 lira 18 kuruş ceza verildi.
'İKİ BELEDİYE BAŞKANINI GÖREVDEN ALACAK MISINIZ?'
Eylemde, İHD Kayıplar Komisyonu adına okunan açıklamada da, Dargeçit kayıpları ile ilgili olarak şu sorular yer aldı:
"Adalet Bakanı'na soruyoruz: Toplu mezarların, ölüm kuyularının açılması mesai saatleri ile mi sınırlı olmalı? Bu kadar bürokratik işlem mi gerektirmeli? Genelkurmay Başkanı'na soruyoruz: Savcının iddiaları karşısında ne söyleyeceksiniz? Komutanı olduğunuz ordu, 13-14 yaşındaki çocukları vahşi işkencelerle kaybederek mi vatanı koruyacak?
İçişleri Bakanı'na soruyoruz: Evlatlarımızın failleri belediye başkanı olmuşlar. İnsanlığa karşı suç işleyen Bodrum Gümüşlük Belediye Başkanı Emekli Albay Mehmet Tire ve Sivas Çepni Belediye Başkanı Emekli Albay Hurşit İmren'e görevden alacak mısınız? CHP Genel Başkanı'na soruyoruz: Partinizin Çepni Belediye Başkanı Emekli Albay Hurşit İmren gözaltında kaybedilen evlatlarımızın failidir. Kendisini partiden ihraç etmeyi düşünüyor musunuz? Doğru Yol Partisi Genel Başkanı'na soruyoruz: Partinizin Gümüşlük Belediye Başkanı Emekli Albay Mehmet Tire gözaltında kaybedilen evlatlarımızın failidir, kendisini partiden ihraç etmeyi düşünüyor musunuz?"
ANF NEWS AGENCY
Kayıp yakınları: Tecrit ve baskılar son bulsun
ANF
13:05 / 18 Şubat 2012
AMED - İHD ve Kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kabul edilemez bir boyuta ulaştığını belirterek, “Artık bu tecride bir son verilsin. Bakın başka çareleri kalmayan Kürt parlamenterler bedenlerini açlığa yatırdılar. Bu baskı ve keyfi uygulamalar artık son bulsun” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" sloganıyla düzenlediği oturma eylemi 158'inci haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde devam etti. İHD üye ve yöneticilerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi, KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınlarının katıldığı eyleme bu hafta Sanatçı Nur Sürer de katılarak destek verdi. Yoğun kar yağışına rağmen bir araya gelmeyi ihmal etmeyen kayıp yakınları, faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitiren ve kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıdı.
Eylemde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, kayıpların bulunması için faili meçhul cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarılması için mücadele ettiklerini ancak hükümetin ve yargının herhangi bir tutum değişikliği içerisine girmediğini belirterek, “Öyle olsaydı, şimdiye kadar bunların bulunması için bir çaba gösterilmiş olurdu. Ancak görüyoruz ki, bu hükümetin böyle bir derdi yok. Hükümet şunu iyi bilsin ki, bizler kayıp yakınları olarak kayıplarımızın peşini bırakmayacağız, bu mücadeleyi sürdürmeye davam edeceğiz” dedi.
‘ÖCALAN ÜZERİNDEKİ TECRİDE BİR AN ÖNCE SON VERİLSİN’
Türkiye’de yapılan keyfi uygulamalar, hukuksuzluklar nedeniyle birçok sorun ve sıkıntı yaşandığını belirten Bilici, “Bunların başında da cezaevleri geliyor. Cezaevleri hasta tutsaklarla doludur. Ayrıca cezaevleri Kürt siyasetçiler, insan hakları savunucuları, bu ülke için iyi şeyler yapmaya çalışan binlerce kişiyle doldurulmuştur. Bu da yetmiyormuş gibi, keyfi bir şekilde tecrit uygulaması yapılıyor. Biz buradan çağrı yapıyoruz; öncelikle Sayın Öcalan üzerindeki tecride bir an önce son verilmelidir. Tecride son verilip, koşulları düzeltilerek, diyalog ve müzakere kapıları açılmalıdır. Bu ülkenin ihtiyacı olan barışa katkı sunması için Öcalan’ın önünün açılmasını istiyoruz” diye konuştu.
‘KÜRT PARLAMENTERLER BEDENLERİNİ AÇLIĞA YATIRMIŞTIR’
Kürt siyasetçileri ve sivil toplum örgütlerine yönelik keyfi uygulamaların haddini aştığını vurgulayan Bilici, şunları söyledi: “Bu nedenle parlamenterler açlık grevi başlatmıştır. Gerçekten tahammülleri kalmamıştır. Artık çaresiz bir şekilde bedenlerini açlığa yatırmışlardır. Bunların taleplerinin karşılanması, bu siyasetçilerin özgürlüklerine kavuşması için hükümetin bir an önce adım atması gerekiyor. Gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, bu sorunlar ortadan kaldırılmadır ve bu insanların açlık grevini sonlandırmaları sağlanmalıdır. Kürt milletvekillerin yeri cezaevi olmamalıdır. Onlar bu ülkenin önünü açmak için, demokrasi ve insan haklarının önünü açmak için mücadele verdikleri için oradalar. Onlar mücadelelerini sürdürebilmeleri için Meclis’te olmalıdır.”
SAÇAKLIDIR KARDEŞLERİN KAYBEDİLİŞ HİKAYESİ ANLATILDI
Bilici’nin konuşmasının ardından 16 Ağusüoz 1996 yılında Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’nde kaybolan Hasan ve Hüseyin Saçaklıdır kardeşlerin kaybediliş hikayeleri kardeşleri Muhammet Saçaklıdır tarafından anlatıldı. Kardeşlerinin kaybedilişini anlatırken duygulu anlar yaşayan Saçaklıdır, konuşmasını tamamlayamayınca İHD Kayıp Komisyonu Üyesi Necibe Güneş Perinçek, İki kardeşin kaybedilişini anlattı.
Saçaklıdır kardeşlerin kendi araçlarıyla Silvan’dan Diyarbakır’a giderken, kaybolduklarını anlatan Perinçek, araçlarının Dicle Üniversitesi yakınlarında terk edilmiş halde bulunduğunu söyledi. Ailelerin devlet yetkilileri nezdinde yaptığı tüm müracaatların sonuçsuz kaldığını kaydeden Perinçek, o tarihten itibaren Saçaklıdır kardeşlerden bir daha haber alınamadığını sözlerine ekledi.
Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakika oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.
ANF NEWS AGENCY
ANF
13:05 / 18 Şubat 2012
AMED - İHD ve Kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, PKK Lideri Abdullah Öcalan’a yönelik tecridin kabul edilemez bir boyuta ulaştığını belirterek, “Artık bu tecride bir son verilsin. Bakın başka çareleri kalmayan Kürt parlamenterler bedenlerini açlığa yatırdılar. Bu baskı ve keyfi uygulamalar artık son bulsun” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta "Kayıplar bulunsun, failler yargılansın" sloganıyla düzenlediği oturma eylemi 158'inci haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde devam etti. İHD üye ve yöneticilerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi, KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınlarının katıldığı eyleme bu hafta Sanatçı Nur Sürer de katılarak destek verdi. Yoğun kar yağışına rağmen bir araya gelmeyi ihmal etmeyen kayıp yakınları, faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitiren ve kaybedilenlerin fotoğraflarını taşıdı.
Eylemde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, kayıpların bulunması için faili meçhul cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarılması için mücadele ettiklerini ancak hükümetin ve yargının herhangi bir tutum değişikliği içerisine girmediğini belirterek, “Öyle olsaydı, şimdiye kadar bunların bulunması için bir çaba gösterilmiş olurdu. Ancak görüyoruz ki, bu hükümetin böyle bir derdi yok. Hükümet şunu iyi bilsin ki, bizler kayıp yakınları olarak kayıplarımızın peşini bırakmayacağız, bu mücadeleyi sürdürmeye davam edeceğiz” dedi.
‘ÖCALAN ÜZERİNDEKİ TECRİDE BİR AN ÖNCE SON VERİLSİN’
Türkiye’de yapılan keyfi uygulamalar, hukuksuzluklar nedeniyle birçok sorun ve sıkıntı yaşandığını belirten Bilici, “Bunların başında da cezaevleri geliyor. Cezaevleri hasta tutsaklarla doludur. Ayrıca cezaevleri Kürt siyasetçiler, insan hakları savunucuları, bu ülke için iyi şeyler yapmaya çalışan binlerce kişiyle doldurulmuştur. Bu da yetmiyormuş gibi, keyfi bir şekilde tecrit uygulaması yapılıyor. Biz buradan çağrı yapıyoruz; öncelikle Sayın Öcalan üzerindeki tecride bir an önce son verilmelidir. Tecride son verilip, koşulları düzeltilerek, diyalog ve müzakere kapıları açılmalıdır. Bu ülkenin ihtiyacı olan barışa katkı sunması için Öcalan’ın önünün açılmasını istiyoruz” diye konuştu.
‘KÜRT PARLAMENTERLER BEDENLERİNİ AÇLIĞA YATIRMIŞTIR’
Kürt siyasetçileri ve sivil toplum örgütlerine yönelik keyfi uygulamaların haddini aştığını vurgulayan Bilici, şunları söyledi: “Bu nedenle parlamenterler açlık grevi başlatmıştır. Gerçekten tahammülleri kalmamıştır. Artık çaresiz bir şekilde bedenlerini açlığa yatırmışlardır. Bunların taleplerinin karşılanması, bu siyasetçilerin özgürlüklerine kavuşması için hükümetin bir an önce adım atması gerekiyor. Gerekli yasal düzenlemeler yapılarak, bu sorunlar ortadan kaldırılmadır ve bu insanların açlık grevini sonlandırmaları sağlanmalıdır. Kürt milletvekillerin yeri cezaevi olmamalıdır. Onlar bu ülkenin önünü açmak için, demokrasi ve insan haklarının önünü açmak için mücadele verdikleri için oradalar. Onlar mücadelelerini sürdürebilmeleri için Meclis’te olmalıdır.”
SAÇAKLIDIR KARDEŞLERİN KAYBEDİLİŞ HİKAYESİ ANLATILDI
Bilici’nin konuşmasının ardından 16 Ağusüoz 1996 yılında Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’nde kaybolan Hasan ve Hüseyin Saçaklıdır kardeşlerin kaybediliş hikayeleri kardeşleri Muhammet Saçaklıdır tarafından anlatıldı. Kardeşlerinin kaybedilişini anlatırken duygulu anlar yaşayan Saçaklıdır, konuşmasını tamamlayamayınca İHD Kayıp Komisyonu Üyesi Necibe Güneş Perinçek, İki kardeşin kaybedilişini anlattı.
Saçaklıdır kardeşlerin kendi araçlarıyla Silvan’dan Diyarbakır’a giderken, kaybolduklarını anlatan Perinçek, araçlarının Dicle Üniversitesi yakınlarında terk edilmiş halde bulunduğunu söyledi. Ailelerin devlet yetkilileri nezdinde yaptığı tüm müracaatların sonuçsuz kaldığını kaydeden Perinçek, o tarihten itibaren Saçaklıdır kardeşlerden bir daha haber alınamadığını sözlerine ekledi.
Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakika oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.
ANF NEWS AGENCY
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)