20 yaşındaki o iki genci vurduk
28/12/2011 2:00
Çarkın bu kez infazlarını anlattı: "Yaman ve Gül yere çömeldi. Tam tetik düşecekken 'İnsanlık onuru işkenceyi yenecek' sloganını attılar. 20 yaşındaki çocukları nasıl öldürdük inanamıyorum."
20 yaşındaki o iki genci vurduk
Ayhan Çarkın, geçen hafta MİT çi Tarık Ümit in yerini göstermesi için İstanbul Silivri ye götürülmüş ancak gösterdiği üç yerden de herhangi bir ceset çıkmamıştı. Fotoğraf: SİNAN GÜL/AA
ANKARA- Faili meçhul cinayetlerle ilgili savcılığa verdiği ifadeler ve yaptığı itiraflarla Türkiye’nin gündemine oturan eski Özel Harekât polisi Ayhan Çarkın, ilk kez bizzat kendisinin de katıldığı infazları anlattı. Halen tutuklu bulunduğu Sincan F Tipi Ceza-evi’nde CHP Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün ile görüşen Çarkın’ın özellikle 1992’den beri kayıp olan Soner Gül ve Hüsamettin Yaman ile ilgili kan donduran detaylar aktardı: “Yaman ve Gül yere çömeldiler. Tam tetiği düşüreceğimizde ‘İnsanlık onuru işkenceyi yenecek’ diye slogan attılar. Polis otobüsüne bomba atmış diye bir yalanla bizi yönlendirdiler. 20 yaşında bir çocuğu nasıl öldürdük inanamıyorum.”
Çarkın ile 4 saat görüşen Hüseyin Aygün dün bir basın açıklaması yaparak neler konuştuklarına dair basına bilgi verdi. CHP’li Aygün, “Cinayetler hakkında öyle detaylar anlattı ki, 4 saat sonra dayanamadım ve görüşmeyi ben bitirdim. Zaman zaman ağlıyordu” dedi. Çarkın’ın ‘samimi konuştuğu’nu, 1990’lı yılların aydınlanması için çaba harcayan biri izlemini uyandırdığını ifade eden Aygün, işlediği suçlardan dolayı vicdanını temizlemeye çalışan biri gibi göründüğünü söyledi.
Anneler rüyama giriyor
Çarkın’ın, faili meçhul cinayetlerin ‘90’lı yıllarda alınmış bir MGK kararı’ sonrası başladığını söylediğini aktaran Aygün, Çarkın’ın, Mehmet Ağar hakkında ‘korkunç şeyler’ anlattığını da sözlerine ekledi. “Ağar ile ilişkilerinde tuhaf şeyler var. Zaman zaman çatışıyormuş Ağar’la. Belki o nedenle konuşuyor” diyen Aygün, Çarkın’ın Siirtliler Grubu, Gayrettepe ve Ankara Özel Harekât Şubesi’nde 1986-1996 yıllarını kapsayan 10 yıllık süre boyunca yaşadıklarını anlattığı belirterek, “Anlattıklarının önemli bir kısmını savcılara da anlatmış. Başıboş cinayetler olduğunu, bazı Özel Harekâtçıların canavarlaştığını, hatta bir tanesinin sevgilisini öldürdüğünü söylüyor” diye konuştu. Aygün, Çarkın’ın faili meçhul cinayetlerle ilgili Emniyet Özel Harekât Şube Müdürlüğü’nü işaret ettiğini, halen bu insanların bir kısmının görevde olduğunu söylediğini aktardı.
Slogan atıyorlardı
Çarkın’ın, öldürdüğü ve gözaltında kaybettikleri ile yakınlarının 19 yıldır rüyalarına girdiğini en çok da Cumartesi Anneleri’ni rüyasında gördüğünü anlattığını söyleyen Aygün, gözaltında kaybedilen Hüsamettin Yaman ve Soner Gül’ün öldürülmesiyle ilgili Çarkın’ın anlattıklarını şöyle aktardı: “Çarkın, ‘Yaman ve Gül yere çömeldiler. Tam tetiği düşüreceğimizde ‘insanlık onuru işkenceyi yenecek’ diye slogan attılar. Polis otobüsüne bomba atmış diye bir yalanla bizi yönlenlendirdiler. 20 yaşında bir çocuğu nasıl ödürdük inanamıyorum. Sonradan öğrendim hiçbir suçları da yoktu’ diyor.” Aygün gözaltındayken öldürülen Ayhan Efeoğlu’nun işkencede öldürüldüğünü belirterek şöyle konuştu:
“Çarkın, ‘Ayhan Efeoğlu sorguda öldürüldü ve bize teslim edildi. O dönem çok patlayıcı imha ederdik. Öyle bir paket sandım. Açtık içinden insan çıktı. Sonra Cumartesi Anneleri’nin elinde fotoğrafı görünce gömdüğümüz kişinin o olduğunu anladım, mahvoldum. Cumartesi Anneleri’nin eylemlerini izledim uzaktan, öldürdüğümüz insanların fotoları taşınıyordu, bu beni mahvetti’ diyor. En çok Cumartesi Anneleri’ni görüyormuş rüyasında . 20 yıldır evlatlarını aramaları çok etkilemiş. Hâlâ İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nde müdür olarak çalışan birinin ismini verdi. Onun sorguda öldürüldüğünü bildiğini söyledi. Dürüst bir müdür diyor.”
Muş’taki toplu mezar
Bu güne kadar bilinmeyen iki olaydan da sözettiğini söyleyen Aygün, “Muş’ta bir eylemden sözetti. İlk defa bunu açıkladı. 94 kışında Muş’a giderek bu operasyonun yapıldığını söylüyor. Bu 8 kişi Muş merkez mezarlığıda mevcut mezarlar açılmak suretriyle gömülmüş, bu da ilginç bir itham. Antep’te 2 araçla 20 kişi gittiklerini, 60 yaşındaki birini alıp Maraş yolunda bir inşaatta infaz ettiklerini söyledi. Bazı operasyonlarda PKK ile işbirliği yapılıyormuş. Çarkın’ın söylediğine göre, bu 8 kişi de barış isteyen grupmuş” dedi. Aygün, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun Çarkın ile görüşmesi ve söylediklerini kayda alması gerektiğini de vurguladı.
‘Kardeşimin hiç değilse kemiklerini istiyorum’
İstanbul Üniversitesi Teknik Bilimler Meslek Yüksekokulu öğrencisi Hüsamettin Yaman, 4 Mayıs 1992’de bir cumartesi akşamı evden ayrıldı. Kendisinden bir daha haber alınmadı. Hüsamettin’in ağabeyi Feyyaz Yaman, geçen hafta Bianet’e yaptığı açıklamada Çarkın’ın ilk itiraflarının ardından, savcılığa bir buçuk ay önce suç duyurusunda bulunduklarını söyledi. “Kardeşimin hiç değilse kemiklerini istiyorum” diyen Yaman şu açıklamalarda bulundu:
Hüsamettin o yıl Paşabahçe’de stajını tamamlamıştı. Daha önce üzerinde pankart bulunduğu için Bayrampaşa Cezaevi’nde bir hafta tutuklu kaldı. Devrimci Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi’ndendi (DHKP-C) ama radikal bir kimliği yoktu.
Mayıs 1992’de bir Cumartesi akşamı ayrıldı evden, okula yakın bir ev bakacağını söyledi. Ev eşyasına da ihtiyacı olduğunu söylemişti. Son görüşmemiz oldu. Pazartesi hâlâ dönmeyince araştırmaya başladık. O akşam bir arkadaşı aradı ve Fındıklı’da otobüs durağında Soner Gül’le birlikte gözaltına alınıp polis aracına bindirildiklerini söyledi.
Halkın Hukuk Bürosu’na başvurdum, Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne (DGM), Gayrettepe Terörle Mücadele Şubesi’ne gittim. Bizi dışarı attılar, ertesi gün tekrar gittim. Kabul etmediler, “Burada yok” dediler.
Eski Emniyet Amiri Reşat Altay’la görüştüm. Kendisinin bu konuda saklayacağı bir şey olmadığını, “Biz yapsak, köprünün altına bırakırız, haber de veririz, ama bizimle ilgisi yok” dedi.
Avukat Ergin Cinmen, Temmuz 1992’de bizim adımıza Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvuruda bulundu. Davanın açılmasından bir yıl sonra Terörle Mücadele Şubesi, “Örgüt evinde izini bulduk. Ev sahibinin ifadesine göre, evi boşaltıp Doğu illerinden birine gitmişler” şeklinde bir açıklama yolladı. Mahkeme takipsizlik kararı aldı.
Şüpheleri arttıran ses kaydı
Eski Özel Harekât Daire Başkanı Behçet Oktay’ın ölümüyle ilgili şüpheleri arttıran yeni bir kanıt daha ortaya çıktı. Milliyet’te dün yer alan habere göre, olay yeri inceleme kasedinin, 3.16.46 saniyesinde başlayan bir konuşmada, “Silah sesi duydun tamam mı?” denilerek, nasıl ifade verileceğinin tembih edildiği iddia edildi.
Oktay ailesinin avukatı Şenol Özel,tembihleyen kişinin kim olduğunun, olay yerinde bulunan Neriman Fıçıcı ve Ali Rıza Özçelik’ten sorulması gerektiğini kaydetti. Özel, kasetin 4.11.33 ve 4.11.43 saniyelerinde araç üstündeki doku parçalarının görüldüğünü, ancak daha önceki açı görüntülerinde ve daha önceki görüntülerde doku parçalarının görülmediğini söyledi.
Avukat Özel şöyle devam etti: “Yine aynı kasedin 4.30.27 saniyesinde duyulan bir ses de, ‘Doku parçasını sol tarafa mı koydunuz?’ demektedir ki, bu durum çok önemlidir. Şüpheli bir durum arz eden bu görüntüler delil karartması olarak görülmelidir. Çünkü o dokunun oraya polis tarafından konulduğu intibaını vermektedir.” Özel, Oktay’a ait cep telefonu dökümlerini inceledikten sonra 5 Eylül 2011’de savcılığa dilekçe vermişti. Kayıtlardan, Oktay’ın ölmeden önce son kez görüştüğü numara ile ölümünden 8 saat sonra 11 saniyelik bir görüşme yapıldığı tespit edilmiş, ayrıca Ankara Emniyeti’nde olması gereken telefonun, emniyet dışında yaklaşık 10 saat kaldığı belirlenmişti.
Telefondaki şüphe
Oktay’ın telefonlarına ait şüpheler giderilemezken, görgü tanığı Halil Kesici’nin Oktay’ın ölümünden sonra yaptığı görüşmelere ilişkin yeni çelişkiler de ortaya çıktı. Alınan bilgiye göre Kesici, 25 Şubat 2009’da Oktay’ın ölümünden sonra üç kere, saat 02.00.46’da 47 saniye, 02.03.14’te 22 saniye, 02.14.17’de de 33 saniye olmak üzere 155 Polis İmdat’ı aradı. Ancak Kesici’ye ait telefon dökümlerindeki 155 süreleri ile dosyadaki 155 ses kayıtları CD’sindeki süreler örtüşmedi. Öte yandan Behçet Oktay’ın ablası, soruşturmanın, faili meçhul cinayetlere ilişkin soruşturmayla birleştirilmesini talep etti. (RADİKAL )
28 Aralık 2011 Çarşamba
16 Aralık 2011 Cuma
Radikal Gazetesi
Darbecilerin katlettiği senatörün cesedi kuyuda bulundu
16/12/2011 13:32
Arjantin'in Tucuman Eyaleti'nde 35 yıl önce askeri diktatörlük tarafından kaybedilen senatör Guillermo Vargas Aignase'nin cesedi teşhis edildi. Aignasse'in cesedinin bulunduğu bölgeye yakın askeri bir alanda 15 cesede daha ulaşıldı.
Darbecilerin katlettiği senatörün cesedi kuyuda bulundu
Canan KAYA
Aignasse’den geriye kalanlar 2002 yılında yerli hakın Vargas kuyusu adını verdiği kuyuda bulundu. Arjantin Antropolojik Adli Tıp Ekibi’nin (EAAF) Aignasse’in 3 oğlu ile yaptığı DNA eşleştirmeleri sonucu bulunan cesedin gerçek kimliğine ulaşıldı. Teşhis sonrası açıklamalarda bulunan Aignasse’in oğlu Geronimo babasının cesedinin teşhis edilmesinden dolayı karışık duygular içinde olduğunu söyledi. Geronimo, "Bir yandan neredeyse 40 senedir aradığım babamın cesedi teşhis edildiği için mutluluk duyuyorum. Ama babam gördüğü işkencelerden sonra 40 metre derinlikte bir kuyuya atıldı. Görgü tanıklarına göre kuyuya sadece ölüler atılmıyordu. Babamın da canlı canlı kuyuya atılarak tarifsiz acılar içinde ölmüş olma ihtimali beni kahrediyor" diye konuştu.
Peronist Senatör Guillermo Vargas Aignasse’dan 1976 darbesinden hemen sonra askerlerce kaçırıldıktan sonra bir daha haber alınamamıştı. Tucuman’daki işkence merkezlerinde kayıp senatörle birlikte bulunan tanıkların ifadesiyle geçen ay ölen diktatörlük dönemi Antonio Domingo Bussi ve diktatör Luciano Benjamin Menendez, Vargas Aignasse’i işkence ile öldürmekten ömür boyu hapse mahkum edilmişti.
ASKERİ ALANDA 15 KİŞİLİK TOPLU MEZAR BULUNDU
Öte yandan Tucuman’da diktatörlük döneminin en büyük gizli gözaltı ve imha merkezi Miguel de Azcuenaga Cephaneliği sınırları içinde kayıplara ait olduğu düşünülen 15 kişilik toplu mezar bulundu. Arjantinli antropologların askeri alan içinde yaptığı araştırmalarda yanmış kemiklere ve bazılarının ensesinde kurşun yarası olmak üzere elleri bağlanmış farklı pozisyonlarda bozulmamış cesetlere rastlandı.
Adli yetkililer diktatörlük valisi Domingo Bussi döneminde siyasi mahkumların enselerinden tek kurşunla öldürülmesinin yaygın olmasından dolayı mezarın kaybedilmiş insanların cesetleri olduğunu tahmin ettiklerini açıkladılar. (DHA)
16/12/2011 13:32
Arjantin'in Tucuman Eyaleti'nde 35 yıl önce askeri diktatörlük tarafından kaybedilen senatör Guillermo Vargas Aignase'nin cesedi teşhis edildi. Aignasse'in cesedinin bulunduğu bölgeye yakın askeri bir alanda 15 cesede daha ulaşıldı.
Darbecilerin katlettiği senatörün cesedi kuyuda bulundu
Canan KAYA
Aignasse’den geriye kalanlar 2002 yılında yerli hakın Vargas kuyusu adını verdiği kuyuda bulundu. Arjantin Antropolojik Adli Tıp Ekibi’nin (EAAF) Aignasse’in 3 oğlu ile yaptığı DNA eşleştirmeleri sonucu bulunan cesedin gerçek kimliğine ulaşıldı. Teşhis sonrası açıklamalarda bulunan Aignasse’in oğlu Geronimo babasının cesedinin teşhis edilmesinden dolayı karışık duygular içinde olduğunu söyledi. Geronimo, "Bir yandan neredeyse 40 senedir aradığım babamın cesedi teşhis edildiği için mutluluk duyuyorum. Ama babam gördüğü işkencelerden sonra 40 metre derinlikte bir kuyuya atıldı. Görgü tanıklarına göre kuyuya sadece ölüler atılmıyordu. Babamın da canlı canlı kuyuya atılarak tarifsiz acılar içinde ölmüş olma ihtimali beni kahrediyor" diye konuştu.
Peronist Senatör Guillermo Vargas Aignasse’dan 1976 darbesinden hemen sonra askerlerce kaçırıldıktan sonra bir daha haber alınamamıştı. Tucuman’daki işkence merkezlerinde kayıp senatörle birlikte bulunan tanıkların ifadesiyle geçen ay ölen diktatörlük dönemi Antonio Domingo Bussi ve diktatör Luciano Benjamin Menendez, Vargas Aignasse’i işkence ile öldürmekten ömür boyu hapse mahkum edilmişti.
ASKERİ ALANDA 15 KİŞİLİK TOPLU MEZAR BULUNDU
Öte yandan Tucuman’da diktatörlük döneminin en büyük gizli gözaltı ve imha merkezi Miguel de Azcuenaga Cephaneliği sınırları içinde kayıplara ait olduğu düşünülen 15 kişilik toplu mezar bulundu. Arjantinli antropologların askeri alan içinde yaptığı araştırmalarda yanmış kemiklere ve bazılarının ensesinde kurşun yarası olmak üzere elleri bağlanmış farklı pozisyonlarda bozulmamış cesetlere rastlandı.
Adli yetkililer diktatörlük valisi Domingo Bussi döneminde siyasi mahkumların enselerinden tek kurşunla öldürülmesinin yaygın olmasından dolayı mezarın kaybedilmiş insanların cesetleri olduğunu tahmin ettiklerini açıkladılar. (DHA)
2 Aralık 2011 Cuma
APPEL A LA CONFERENCE
LES SOULEVEMENTS POPULAIRES QUI DURENT DEPUIS UN AN DANS LES PAYS ARABES ONT RENVERSE LES DICTATURES. OR, TANDIS QUE LA LUTTE POUR LA LIBERTE CONTINUE, LES FORCES ARMEES DES NOUVEAUX GOUVERNEMENTS QUI ONT REMPLACE LES DICTATURES NE LAISSENT PAS OUBLIER LES APPLIQUATIONS DES DICTATEURS EN MATIERE DES DROITS DE L’HOMME. LES HOMMES SE FONT KIDNAPPER EN PLEINE RUE, PUIS SE FONT DISPARAÎTRE. PLUSIEURS DETENUS PASSENT PAR LA TORTURE.
NOUS ORGANISONS UNE CONFERENCE OU NOUS DEBATTRONS DES VIOLATIONS DES DROITS DE L’HOMME ET DES DISPARUS DEPUIS UN AN DANS LES PAYS ARABES.
NOUS INVITONS TOUS NOS AMIS A VENIR PARTICIPER AU DEBAT.
INTERVENANTS :
KAMEL BADAOUI REPRESENTANT REPRESENTANT LE COLLECTİF DE SYNDİCALİSTES DE CONTİNUER LA CGT (CL CGT)
UN REPRESENTANT DU PARTI COMMUNISTE OUVRIER TUNİSİEN
UN REPRESENTANT DE ROCML
Date : Samedi, 17 Décembre 2011
Lieu : Local Actit
Heure: 13.00h.
Organisateur :
Comité International contre les Disparitions en Garde à Vue (ICAD)
LES SOULEVEMENTS POPULAIRES QUI DURENT DEPUIS UN AN DANS LES PAYS ARABES ONT RENVERSE LES DICTATURES. OR, TANDIS QUE LA LUTTE POUR LA LIBERTE CONTINUE, LES FORCES ARMEES DES NOUVEAUX GOUVERNEMENTS QUI ONT REMPLACE LES DICTATURES NE LAISSENT PAS OUBLIER LES APPLIQUATIONS DES DICTATEURS EN MATIERE DES DROITS DE L’HOMME. LES HOMMES SE FONT KIDNAPPER EN PLEINE RUE, PUIS SE FONT DISPARAÎTRE. PLUSIEURS DETENUS PASSENT PAR LA TORTURE.
NOUS ORGANISONS UNE CONFERENCE OU NOUS DEBATTRONS DES VIOLATIONS DES DROITS DE L’HOMME ET DES DISPARUS DEPUIS UN AN DANS LES PAYS ARABES.
NOUS INVITONS TOUS NOS AMIS A VENIR PARTICIPER AU DEBAT.
INTERVENANTS :
KAMEL BADAOUI REPRESENTANT REPRESENTANT LE COLLECTİF DE SYNDİCALİSTES DE CONTİNUER LA CGT (CL CGT)
UN REPRESENTANT DU PARTI COMMUNISTE OUVRIER TUNİSİEN
UN REPRESENTANT DE ROCML
Date : Samedi, 17 Décembre 2011
Lieu : Local Actit
Heure: 13.00h.
Organisateur :
Comité International contre les Disparitions en Garde à Vue (ICAD)
27 Kasım 2011 Pazar
Cumartesi Anneleri, Arjantin anneleri ve özür
GÖKÇE AYTULU
27/11/2011
Cumartesi anneleri tıpkı Arjantinliler gibi özürden önce gerçeği öğrenmek istiyor.
Cumartesi Anneleri, Arjantin anneleri ve özür
Tarihi özür denince hemen akla Almanya Başbakanı Willy Brandt’ın 1970’te Varşova’da Holokost kurbanlarına adanmış heykelin önündeki diz çöküşü gelir. Gerçekten de Brandt’ın Almanya’da bugün bile tartışılan özrü sembolik bir öneme sahiptir. Ama kanımca Brandt’tan daha kuvvetli bir şekilde, “özür” kelimesinin içini tam olarak dolduran bir seremoni geçen yıl Arjantin’de yaşandı.
Arjantin’in ilk kadın Savunma Bakanı Nilda Garre, “Darbe devlet terörüdür” diyerek ülkenin Kirli Savaş döneminde yaşananlardan dolayı özür diledi. Tabii ki bu özür bir günlük mesele değil.
Arjantin, 30 bin kişiyi öldürdüğü düşünülen cunta yönetimiyle epeydir hesaplaşma derdinde. Lakin, “önce bozguncuları, sonra işbirlikçileri, ardından sempatizanları ve tarafsızları öldüreceğiz. En son sıra da korkakların olacak” mottosuyla kıyım yapan cuntanın yarattığı acıları hafızalardan kazımak mümkün değil.
Mayıs Meydanı Anneleri
Yedi yıl süren cunta dönemi, muhaliflerin sivil polislerce sokaklardan toplandığı, sistematik işkenceye maruz kaldığı, hayatta kalmaya ısrar edenlerin ise kargo uçaklarından okyanusa atılıp köpek balıklarına yem edildiği günlerdi. Arjantin, cuntadan kurtulur kurtulmaz, geçmişiyle hesaplaşmaya girişti.
Kuşkusuz bu hesaplaşmada en büyük pay ‘Mayıs Meydanı Anneleri’nindi. Kayıp çocuklarının hiç değilse naaşlarına ulaşmak isteyen bu kadınlar, cuntaya kafa tutmasına rağmen ayakta kalan yegâne muhalif gruptu. Devletin evlat acısından beterini veremeyeceğini biliyor ve toplandıkları meydanda kayıp çocuklarının hesabını soruyorlardı.
Cuntanın devrilmesinden hemen sonra Mayıs Meydanı Anneleri’nin verdiği ilhamla Arjantin’de Ulusal Kayıplar Komisyonu’nu kuruldu. Komisyonun hazırladığı ‘Bir Daha Asla’ (Nunca Mas) başlıklı rapor ülkede darbe dönemine karşı yürütülen hareketin sloganı haline geldi. Bundan beş yıl önce Savunma Bakanı Nilda Garre, Kirli Savaş’ın tüm arşivlerinin halka açılacağını müjdeledi. Eğer devlet cinayet işlemişse bu gizli kalmamalı, en azından çocuklarının naaşlarına ulaşmak isteyen anneler için bir umut yaratılmalıydı.
Yedi yıllık dönemin kirini temizlemek 27 yıl sürse de Arjantin, Mayıs Meydanı Anneleri’nin öncülüğünde bu hesaplaşmayı yaptı. İşte Garre, bu hesaplaşmanın ardından geçen yıl kürsüye çıkıp, “Darbe devlet terörüdür, bir daha asla” diyerek Arjantin halkından (ve en çok da annelerden) özür diledi.
Bu günlerde “devlet özrü”nün hararetle tartışıldığı Türkiye’de de Mayıs Meydanı Anneleri’ne benzer bir sivil girişim var tam 16 yıldır. Cumartesi Anneleri, tıpkı Arjantin’de olduğu gibi faili meçhul çocuklarının hiç değilse naaşına ulaşabilmek için her hafta Beyoğlu’nda toplanıyor.
Bu süreçte bazen “teröristlerin izinde” olmakla da suçlandılar, bazen devlet kapısında konuk oldular. Ama duruşları ve istekleri hiç değişmedi.
Tıpkı Arjantinli anneler gibi özürden önce evlatlarına ne olduğunu öğrenmek istiyorlar. Onlar için hakikat, özürden daha değerli.
Yıllardır bunun için çalışacak bir komisyon kurulmasını bekliyorlar. Siyaset duymazdan gelse de dün olduğu gibi her cumartesi gerçeği öğrenmek için toplanıyorlar.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1070764&Yazar=G%D6K%C7E&Date=27.11.2011&CategoryID=97
GÖKÇE AYTULU
27/11/2011
Cumartesi anneleri tıpkı Arjantinliler gibi özürden önce gerçeği öğrenmek istiyor.
Cumartesi Anneleri, Arjantin anneleri ve özür
Tarihi özür denince hemen akla Almanya Başbakanı Willy Brandt’ın 1970’te Varşova’da Holokost kurbanlarına adanmış heykelin önündeki diz çöküşü gelir. Gerçekten de Brandt’ın Almanya’da bugün bile tartışılan özrü sembolik bir öneme sahiptir. Ama kanımca Brandt’tan daha kuvvetli bir şekilde, “özür” kelimesinin içini tam olarak dolduran bir seremoni geçen yıl Arjantin’de yaşandı.
Arjantin’in ilk kadın Savunma Bakanı Nilda Garre, “Darbe devlet terörüdür” diyerek ülkenin Kirli Savaş döneminde yaşananlardan dolayı özür diledi. Tabii ki bu özür bir günlük mesele değil.
Arjantin, 30 bin kişiyi öldürdüğü düşünülen cunta yönetimiyle epeydir hesaplaşma derdinde. Lakin, “önce bozguncuları, sonra işbirlikçileri, ardından sempatizanları ve tarafsızları öldüreceğiz. En son sıra da korkakların olacak” mottosuyla kıyım yapan cuntanın yarattığı acıları hafızalardan kazımak mümkün değil.
Mayıs Meydanı Anneleri
Yedi yıl süren cunta dönemi, muhaliflerin sivil polislerce sokaklardan toplandığı, sistematik işkenceye maruz kaldığı, hayatta kalmaya ısrar edenlerin ise kargo uçaklarından okyanusa atılıp köpek balıklarına yem edildiği günlerdi. Arjantin, cuntadan kurtulur kurtulmaz, geçmişiyle hesaplaşmaya girişti.
Kuşkusuz bu hesaplaşmada en büyük pay ‘Mayıs Meydanı Anneleri’nindi. Kayıp çocuklarının hiç değilse naaşlarına ulaşmak isteyen bu kadınlar, cuntaya kafa tutmasına rağmen ayakta kalan yegâne muhalif gruptu. Devletin evlat acısından beterini veremeyeceğini biliyor ve toplandıkları meydanda kayıp çocuklarının hesabını soruyorlardı.
Cuntanın devrilmesinden hemen sonra Mayıs Meydanı Anneleri’nin verdiği ilhamla Arjantin’de Ulusal Kayıplar Komisyonu’nu kuruldu. Komisyonun hazırladığı ‘Bir Daha Asla’ (Nunca Mas) başlıklı rapor ülkede darbe dönemine karşı yürütülen hareketin sloganı haline geldi. Bundan beş yıl önce Savunma Bakanı Nilda Garre, Kirli Savaş’ın tüm arşivlerinin halka açılacağını müjdeledi. Eğer devlet cinayet işlemişse bu gizli kalmamalı, en azından çocuklarının naaşlarına ulaşmak isteyen anneler için bir umut yaratılmalıydı.
Yedi yıllık dönemin kirini temizlemek 27 yıl sürse de Arjantin, Mayıs Meydanı Anneleri’nin öncülüğünde bu hesaplaşmayı yaptı. İşte Garre, bu hesaplaşmanın ardından geçen yıl kürsüye çıkıp, “Darbe devlet terörüdür, bir daha asla” diyerek Arjantin halkından (ve en çok da annelerden) özür diledi.
Bu günlerde “devlet özrü”nün hararetle tartışıldığı Türkiye’de de Mayıs Meydanı Anneleri’ne benzer bir sivil girişim var tam 16 yıldır. Cumartesi Anneleri, tıpkı Arjantin’de olduğu gibi faili meçhul çocuklarının hiç değilse naaşına ulaşabilmek için her hafta Beyoğlu’nda toplanıyor.
Bu süreçte bazen “teröristlerin izinde” olmakla da suçlandılar, bazen devlet kapısında konuk oldular. Ama duruşları ve istekleri hiç değişmedi.
Tıpkı Arjantinli anneler gibi özürden önce evlatlarına ne olduğunu öğrenmek istiyorlar. Onlar için hakikat, özürden daha değerli.
Yıllardır bunun için çalışacak bir komisyon kurulmasını bekliyorlar. Siyaset duymazdan gelse de dün olduğu gibi her cumartesi gerçeği öğrenmek için toplanıyorlar.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalYazar&ArticleID=1070764&Yazar=G%D6K%C7E&Date=27.11.2011&CategoryID=97
26 Kasım 2011 Cumartesi
İHD kaybedilen kadınları sordu
ANF
12:06 / 26 Kasım 2011
İzmir - İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, ‘kaybedilen kadınların’ akıbetini sorarak, “Kayıplar Belli, Failler Nerede?” diye sordu.
Konak eski Sümerbank önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları, “Kayıplar Belli, Failler Nerede?” yazan pankart açarak, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “Kayıplar bulunsun, hesap sorulsun” şeklinde slogan attı. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafların da taşındığı eylemde basın açıklamasını İHD İzmir Şube Yöneticisi Meryem Çağ okudu.
İHD, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla, bu haftaki kayıp eylemini ‘kaybedilen kadınlara’ ayırdı.
Çağ, gözaltında kaybedilen kadınlara ilişkin devlet arşivinde bulunan her türlü belgenin açıklanmasını isteyerek, “Kadınların kaybedilmesinde sorumluluğu bulunan asker-sivil tüm görevlilerin derhal tutuklanmasını talep ediyoruz” dedi.
90’lı yıllarda yoğunlaşan ve günümüzde de devam eden ‘faili meçhul’ cinayetlere karşı devletin her zaman hamasi söylemlerle ‘sorumluları yakalayacağız’ dediğini hatırlatan Çağ, “Her yaşanan ölümün ardından halkın karşısına ‘failleri yakalayacağız’ demeçleriyle geçen yetkililerin beyanları sadece günü kurtarmaya yönelik, samimiyetten uzak beyanlardır” diye konuştu.
Açıklamada Başbakan Erdoğan’a seslenen Çağ, “Kadınları kaybeden bir devletin başbakanı olma vebalini daha ne kadar taşıyacaksınız? Neden harekete geçmiyorsunuz? Daha ne kadar susacaksınız?” diye kaydetti.
Açıklamanın ardından konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise, Türkiye’de çok büyük acıların yaşadığını belirterek, Başbakan Erdoğan’ın Dersim katliamı konusunda yaptığı ‘gayri resmi’ açıklamanın dahi bir anlamı olduğunu söyledi.
Türkdoğan, “Sayın Başbakan Dersim Katliamına ilişkin bir açıklamada bulundu. Ancak biz diyoruz ki, bu ülkede çok büyük acılar yaşandı, yaşanıyor. Her yerde kayıplarını arayan insanlar var. Samimi olalım ve bu konuda bir şey yapalım. İnsanların acılarını siyasi polemiklere kurban etmeyelim. Eğer samimiyseniz Hakikatleri Araştırma Komisyonu kuralım ve geçmişimizle yüzleşelim. Geçmişimizle yüzleşmediğimiz takdirde acılarımız yerini sevince bırakmayacaktır” dedi.
İnsan hakları savunucuları daha sonra 5 dakikalık oturma eylemi yaparak dağıldı.
Öte yandan İHD İzmir Şubesi, bugün saat 14:00-17:00 arası Tepekule Kongre Merkezi’nde, ‘Yeni Demokratik Anayasa Sürecinde İHD Ne Düşünüyor?” konulu bir panel düzenleyecek.
ANF NEWS AGENCY
ANF
12:06 / 26 Kasım 2011
İzmir - İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, ‘kaybedilen kadınların’ akıbetini sorarak, “Kayıplar Belli, Failler Nerede?” diye sordu.
Konak eski Sümerbank önünde bir araya gelen insan hakları savunucuları, “Kayıplar Belli, Failler Nerede?” yazan pankart açarak, “İnsanlık onuru işkenceyi yenecek”, “Kayıplar bulunsun, hesap sorulsun” şeklinde slogan attı. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafların da taşındığı eylemde basın açıklamasını İHD İzmir Şube Yöneticisi Meryem Çağ okudu.
İHD, 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü dolayısıyla, bu haftaki kayıp eylemini ‘kaybedilen kadınlara’ ayırdı.
Çağ, gözaltında kaybedilen kadınlara ilişkin devlet arşivinde bulunan her türlü belgenin açıklanmasını isteyerek, “Kadınların kaybedilmesinde sorumluluğu bulunan asker-sivil tüm görevlilerin derhal tutuklanmasını talep ediyoruz” dedi.
90’lı yıllarda yoğunlaşan ve günümüzde de devam eden ‘faili meçhul’ cinayetlere karşı devletin her zaman hamasi söylemlerle ‘sorumluları yakalayacağız’ dediğini hatırlatan Çağ, “Her yaşanan ölümün ardından halkın karşısına ‘failleri yakalayacağız’ demeçleriyle geçen yetkililerin beyanları sadece günü kurtarmaya yönelik, samimiyetten uzak beyanlardır” diye konuştu.
Açıklamada Başbakan Erdoğan’a seslenen Çağ, “Kadınları kaybeden bir devletin başbakanı olma vebalini daha ne kadar taşıyacaksınız? Neden harekete geçmiyorsunuz? Daha ne kadar susacaksınız?” diye kaydetti.
Açıklamanın ardından konuşan İHD Genel Başkanı Öztürk Türkdoğan ise, Türkiye’de çok büyük acıların yaşadığını belirterek, Başbakan Erdoğan’ın Dersim katliamı konusunda yaptığı ‘gayri resmi’ açıklamanın dahi bir anlamı olduğunu söyledi.
Türkdoğan, “Sayın Başbakan Dersim Katliamına ilişkin bir açıklamada bulundu. Ancak biz diyoruz ki, bu ülkede çok büyük acılar yaşandı, yaşanıyor. Her yerde kayıplarını arayan insanlar var. Samimi olalım ve bu konuda bir şey yapalım. İnsanların acılarını siyasi polemiklere kurban etmeyelim. Eğer samimiyseniz Hakikatleri Araştırma Komisyonu kuralım ve geçmişimizle yüzleşelim. Geçmişimizle yüzleşmediğimiz takdirde acılarımız yerini sevince bırakmayacaktır” dedi.
İnsan hakları savunucuları daha sonra 5 dakikalık oturma eylemi yaparak dağıldı.
Öte yandan İHD İzmir Şubesi, bugün saat 14:00-17:00 arası Tepekule Kongre Merkezi’nde, ‘Yeni Demokratik Anayasa Sürecinde İHD Ne Düşünüyor?” konulu bir panel düzenleyecek.
ANF NEWS AGENCY
25 Kasım 2011 Cuma
Kimsesiz Mezarlığı'ndan çıkarılan 5 cesette işkence izleri
ANF
11:49 / 25 Kasım 2011
Mardin - Mardin'in Derik ilçesinde 1992 yılında askerlerin ateş açıp yaralayarak gözaltına aldıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan 3 kişinin bulunması için yapılan kazı çalışmaları hakkında açıklama yapan Mardin İHD Şubesi, faili meçhul cinayet, kayıplar ve kazı çalışmalarının oluşturulacak bağımsız komisyonlar tarafından araştırılmasını istedi.
Derik ilçesinde 15 Ağustos 1992 yılında yapılan kutlamalarda askerlerin kitle üzerine ateş açması sonucu yaralanan Necat Türk (19), Rıda Yavuz (24) ve Serhat Bilen (18)'in askerlerce gözaltına alınması ve kendilerinden bir daha haber alınamaması üzerine ailelerin başvurusu üzerine Derik Cumhuriyet Başsavcılığı kazı çalışmasına karar verdi.
22-23 Kasım tarihleri arasında Derik ilçesinde Kimsesizler Mezarlığı'nda savcı, Adli Tıp Uzmanı, polis, aileler ve İHD yetkilileri denetiminde kazı yapıldığını açıklayan Mardin İHD Şubesi, kazı çalışmalarında beş kişiye ait kemiklerin çıkarıldığını açıkladı.
İHD tarafından hazırlanan raporda şunlara yer verildi: "Bulunan ilk cesedin elbiseleri ile beraber yüzükoyun, gelişi güzel mezara konulduğu, cesette ayaklarında çorap, bacaklarında gri renkli pantolon ve üst kısmında kareli gömlek olduğu gözlemlenmiştir. Söz konusu cesede ait kemikler alınarak delil torbalarına konulmuş, cesedin altından ve yanında toprak örneklerini alınarak delil torbalarına konulmuş, Ceset alındıktan sonra metal detektör ile arama yapılmış ve cesedin altında bulunan toprak elenmiştir. Bulunan birinci cesedin hemen bir metre uzağında ve yaklaşık 20 santim yukarısında ikinci cesede ulaşılmış. Söz konusu cesedin kafasında siyah ve çürümemiş bir poşetin bulunduğu, cesedin üst kısmında herhangi bir elbisenin olmadığı, bacaklarında açık renkte bir şalvarın bulunduğu ve ayaklarında birer tek çoraplarının bulunduğu tespiti yapılmıştır. Söz konusu cesette de yine detektör ile arama yapılmış, cesede ait toprakta elekleme yapılmış ve toprak örnekleri ile cesede ait kemikler numaralandırılarak delil torbalarına konulmuştur."
Hazırlanan raporda 23 Kasım günü yapılan kazılarda da üç cesede ait kalıntılar ve giysi parçalarının çıkarıldığı belirtilerek, kayıp 3 kişinin yakınlarından DNA örneği alınarak savcılığa teslim edildiği belirtildi.
İHD raporunda cesetleri çıkarılan 5 kişinin işkence ve ateşli silahla öldürüldükten sonra gömüldükleri yönünde şüphe bulunduğu belirtilerek, faili meçhul cinayet ve kayıplar konusunda bağımsız bir komisyon kurulması, mezar açma işlemlerinin de Birleşmiş Milletler protokolüne uygun bağımsız komisyonlarca yapılması talep edildi.
ANF NEWS AGENCY
ANF
11:49 / 25 Kasım 2011
Mardin - Mardin'in Derik ilçesinde 1992 yılında askerlerin ateş açıp yaralayarak gözaltına aldıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan 3 kişinin bulunması için yapılan kazı çalışmaları hakkında açıklama yapan Mardin İHD Şubesi, faili meçhul cinayet, kayıplar ve kazı çalışmalarının oluşturulacak bağımsız komisyonlar tarafından araştırılmasını istedi.
Derik ilçesinde 15 Ağustos 1992 yılında yapılan kutlamalarda askerlerin kitle üzerine ateş açması sonucu yaralanan Necat Türk (19), Rıda Yavuz (24) ve Serhat Bilen (18)'in askerlerce gözaltına alınması ve kendilerinden bir daha haber alınamaması üzerine ailelerin başvurusu üzerine Derik Cumhuriyet Başsavcılığı kazı çalışmasına karar verdi.
22-23 Kasım tarihleri arasında Derik ilçesinde Kimsesizler Mezarlığı'nda savcı, Adli Tıp Uzmanı, polis, aileler ve İHD yetkilileri denetiminde kazı yapıldığını açıklayan Mardin İHD Şubesi, kazı çalışmalarında beş kişiye ait kemiklerin çıkarıldığını açıkladı.
İHD tarafından hazırlanan raporda şunlara yer verildi: "Bulunan ilk cesedin elbiseleri ile beraber yüzükoyun, gelişi güzel mezara konulduğu, cesette ayaklarında çorap, bacaklarında gri renkli pantolon ve üst kısmında kareli gömlek olduğu gözlemlenmiştir. Söz konusu cesede ait kemikler alınarak delil torbalarına konulmuş, cesedin altından ve yanında toprak örneklerini alınarak delil torbalarına konulmuş, Ceset alındıktan sonra metal detektör ile arama yapılmış ve cesedin altında bulunan toprak elenmiştir. Bulunan birinci cesedin hemen bir metre uzağında ve yaklaşık 20 santim yukarısında ikinci cesede ulaşılmış. Söz konusu cesedin kafasında siyah ve çürümemiş bir poşetin bulunduğu, cesedin üst kısmında herhangi bir elbisenin olmadığı, bacaklarında açık renkte bir şalvarın bulunduğu ve ayaklarında birer tek çoraplarının bulunduğu tespiti yapılmıştır. Söz konusu cesette de yine detektör ile arama yapılmış, cesede ait toprakta elekleme yapılmış ve toprak örnekleri ile cesede ait kemikler numaralandırılarak delil torbalarına konulmuştur."
Hazırlanan raporda 23 Kasım günü yapılan kazılarda da üç cesede ait kalıntılar ve giysi parçalarının çıkarıldığı belirtilerek, kayıp 3 kişinin yakınlarından DNA örneği alınarak savcılığa teslim edildiği belirtildi.
İHD raporunda cesetleri çıkarılan 5 kişinin işkence ve ateşli silahla öldürüldükten sonra gömüldükleri yönünde şüphe bulunduğu belirtilerek, faili meçhul cinayet ve kayıplar konusunda bağımsız bir komisyon kurulması, mezar açma işlemlerinin de Birleşmiş Milletler protokolüne uygun bağımsız komisyonlarca yapılması talep edildi.
ANF NEWS AGENCY
9 Kasım 2011 Çarşamba
Gözaltına alınan Ramazan Alacak ölü bulundu
ANF
21:12 / 09 Kasım 2011
Amed - Diyarbakır’da 28 Ekim’den bu yana kendisinden haber alınamayan Ramazan Alaca (50) adlı yurttaş, Adıyaman’ın Kahta İlçesi kırsalında ağaçta asılı halde bulundu. Alaca’nın Malatya Emniyeti tarafından 3 gün gözaltına alındığı ve gözaltının ailesine bildirilmediği öğrenildi.
Diyarbakır’da 28 Ekim günü evinden çıkan ve bir daha kendisinden haber alınamayan mesleği saatçilik olan Ramazan Alaca (50) adlı yurttaş, Adıyaman’ın Kahta İlçesi kırsalında bir ağaçta asılı bulundu. 28 Ekim’den bu yana ailesi tarafından aranan Alaca’nın Malatya’da gözaltına alındığı ve 3 gün gözaltında tutulduğu öğrenildi.
Gözaltına alındığı emniyet ve hastane kayıtlarına da geçen Alaca’nın gözaltına alınma gerekçesi ise öğrenilmedi. Alaca’nın gözaltına alındığı zaman ailesine de haber verilmediği öğrenilirken, Alaca’nın ailesi, emniyet yetkililerinin Alaca’nın gözaltına alındığını ailesine söylenmemesini kendisinin istediğini iddia etti. Malatya ve Adıyaman’da herhangi bir işinin ve yakınının olmadığını ifade eden Alaca’nın ailesi, olayın “intihar değil cinayet” olduğunu söyledi.
Adıyaman’ın Kahta İlçesi kırsalında bir çoban tarafından ağaca asılı bulunan Alaca’nın cenazesi Malatya Adli Tıp Kurumu’na getirildi. Olayı duyan aile bugün Malatya’ya giderek, cenazeyi aldı. Alaca’nın yarın Diyarbakır’da toprağa verileceği öğrenildi.
ANF NEWS AGENCY
ANF
21:12 / 09 Kasım 2011
Amed - Diyarbakır’da 28 Ekim’den bu yana kendisinden haber alınamayan Ramazan Alaca (50) adlı yurttaş, Adıyaman’ın Kahta İlçesi kırsalında ağaçta asılı halde bulundu. Alaca’nın Malatya Emniyeti tarafından 3 gün gözaltına alındığı ve gözaltının ailesine bildirilmediği öğrenildi.
Diyarbakır’da 28 Ekim günü evinden çıkan ve bir daha kendisinden haber alınamayan mesleği saatçilik olan Ramazan Alaca (50) adlı yurttaş, Adıyaman’ın Kahta İlçesi kırsalında bir ağaçta asılı bulundu. 28 Ekim’den bu yana ailesi tarafından aranan Alaca’nın Malatya’da gözaltına alındığı ve 3 gün gözaltında tutulduğu öğrenildi.
Gözaltına alındığı emniyet ve hastane kayıtlarına da geçen Alaca’nın gözaltına alınma gerekçesi ise öğrenilmedi. Alaca’nın gözaltına alındığı zaman ailesine de haber verilmediği öğrenilirken, Alaca’nın ailesi, emniyet yetkililerinin Alaca’nın gözaltına alındığını ailesine söylenmemesini kendisinin istediğini iddia etti. Malatya ve Adıyaman’da herhangi bir işinin ve yakınının olmadığını ifade eden Alaca’nın ailesi, olayın “intihar değil cinayet” olduğunu söyledi.
Adıyaman’ın Kahta İlçesi kırsalında bir çoban tarafından ağaca asılı bulunan Alaca’nın cenazesi Malatya Adli Tıp Kurumu’na getirildi. Olayı duyan aile bugün Malatya’ya giderek, cenazeyi aldı. Alaca’nın yarın Diyarbakır’da toprağa verileceği öğrenildi.
ANF NEWS AGENCY
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)