Baba Efeoğlu: Çiller ve Ağar da soruşturulsun
14/09/2011
Çarkın'ın 'öldürülüp paketle araziye götürüldüğünü' söylediği Ayhan Efeoğlu'nun babası, Çiller ve Ağar'ın da soruşturulmasını istedi.
Baba Efeoğlu: Çiller ve Ağar da soruşturulsun
İSMAİL SAYMAZArşivi
İSTANBUL- Susurluk hükümlüsü özel harekâtçı Ayhan Çarkın’ın 1992 yılında kaybedilen üniversiteli Ayhan Efeoğlu’nun işkenceyle öldürüldükten sonra bir paketle Trakya’da bir araziye götürüldüğünü itiraf etmesi üzerine İstanbul Özel Yetkili Savcılığı’nca soruşturma açıldı. Eski bir astsubay olan baba Osman Efeoğlu’ysa 19 yıl aradan sonra adalet için bir umut doğduğunu belirterek, dönemin Başbakanı Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in de soruşturulması gerektiğini söyledi.
Taraf gazetesinde dün yayımlanan habere göre, Susurluk dönemi ve devletin bilgisi dahilinde işlenen faili meçhul cinayetlerle ilgili itiraflarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturma açmasına neden olan Çarkın, cezaevinde itiraflarını içeren 110 sayfalık bir kitap yazdı.
‘Bir insan, A. Efeoğlu’
Kitapta, Ekim 1992’de, daha 26 yaşındayken kaybedilen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Ayhan Efeoğlu’nun öldürüldüğünü ve bir paket içerisinde Trakya’da gömüldüğünü anlatıldı. Çarkın, kitabında şöyle yazdı: “Şubeden çıkarılan bir paket ne bu? Patlayıcı öyle mi? Peki ne olacak? Açık araziye götürüp imha edilecek. Tamam. Müdür önde biz ardında yola devam Trakya tarafında bir yerde ormanlık bir yer ağaçlar çok öyle boylu değil. Tam paketi açalım derken o da ne? Bir insan. A. Efeoğlu...”
Çarkın’ın itirafı üzerine İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma açtı. Baba Osman Efeoğlu’nun, 5 Temmuz’da ifadesi alındı. Efeoğlu’nun avukatı olan Bursa İHD Şube Başkanı Mustafa Yağcı, Sincan Cezaevi’ne giderek Çarkın’la görüştü.
Soruşturma açıldı
Baba Osman Efeoğlu, Radikal’e yaptığı açıklamada Çiller, Ağar ve dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Necdet Menzir’in de yargılanması gerektiğini belirterek, “Adalete güveniyoruz. Ben asker kökenliyim. Neyin ne olduğunu biliyorum. Tansu Çiller’den başlayarak bu iş Mehmet Ağar’a, Necdet Menzir’e kadar gidecek. Ben çok yoruldum. Bunun yüzünden hanımım stres halinde. Beyin kanaması geçirdi. Hâlâ bekliyorum. Ona (çeteyi kastediyor) ulaşsınlar bakayım. Aynı grup yapıyor bu işi. Bunlar da soruşturmaya girsinler. Şimdi genç olsaydım, o adamları aramaya çalışırdım.”
YTÜ’lü Ayhan Eroğlu’ndan üç yıl sonra da İstanbul Üniversitesi’nde okuyan kardeşi Ali Efeoğlu, 5 Ocak 1995’te kaybedilmişti.
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalHaberDetayV3&ArticleID=1063269&Date=14.09.2011&CategoryID=77
13 Eylül 2011 Salı
http://www.cnnturk.com/2011/guncel/09/13/cesedini.tasidigi.gencin.annesini.kayip.eyleminde.gormus/629090.0/index.html
Cesedini taşıdığı gencin annesini kayıp eyleminde görmüş
Cezaevinde kitap yazan Çarkın'ın faili meçhul cinayetlere ilişkin insanın kanını donduran nitelikteki itirafları sürüyor. Çarkın, cesedini taşıdığı üniversite öğrencisinin annesini "Cumartesi anneleri" eyleminde gördüğünü yazdı.
Susurluk hükümlüsü ve eski özel harekât polisi Ayhan Çarkın, faili meçhul cinayetlerle ilgili itiraflarına devam ediyor. Çarkın, cezaevinde kitap için kaleme aldığı 110 sayfalık bölümde, Ekim 1992’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Ayhan Efeoğlu’nun işkenceyle öldürüldüğünü, cesedinin ise kendisinin taşıdığını yazdı.
Taraf Gazetesi’nde yer alan habere göre, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhullerle ilgili itiraflarının ardından 5 Haziran’da tutuklunan Ayhan Çarkın, cezaevine girdiği günden itibaren tanık olduğu olaylar ve yaşadıklarına dair önemli bilgileri 110 sayfalık bir kitapta kaleme aldı. Özel harekat camiasına girişinden ayrılışına kadar tanık olduğu olayları el yazısıyla anlatan Çarkın, 1992 yılında, henüz 26 yaşındayken öldürülen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Ayhan Efeoğlu’nun akıbeti ve 1994’te Ankara’da infaz edilen Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın’la ilgili önemli yeni bilgiler verdi.
"Cumartesi anneleri eyleminde gördüm"
Oğlu ile Beyoğlu’nda gezerken Cumartesi Anneleri ile karşılaştığını belirten Çarkın, o an hissettiklerini şöyle anlatıyor:
“Beyoğlu Galatasaray Lisesi önünde Cumartesi Anneleri var. Evlatları kayıp. Hep bir umut ile bekliyorlar. Bir gün oğlumla onların karşısından durdum. ‘Baba’ dedi, ‘Hayırdır, daldın yine’ deyince ‘Bak dedim hep anlatıyorum ya ben onların akıbetlerini biliyorum.”
Çarkın öldürülen Efeoğlu'nu taşımış
Çarkın’ın akıbetini bildiği isimlerden birisi de Ekim 1992’de okulunun önünden gözaltına alınan Ayhan Efeoğlu. Çarkın, Ayhan Efeoğlu’nun infaz edildikten sonra nereye gömüldüğüne dair şu bilgileri veriyor: “Şubeden çıkarılan bir paket ne bu? Patlayıcı öyle mi? Peki ne olacak? Açık araziye götürüp imha edilecek. Tamam. Müdür önde biz ardında yola devam Trakya tarafında bir yerde ormanlık bir yer ağaçlar çok öyle boylu değil. Tam paketi açalım derken o da ne? Bir insan. A. Efeoğlu…”
"Mecit Baskın beyefendi bir adamdı"
Çarkın, Ankara’da 1994’te öldürülen Mecit Baskın olayına ilişkin de şu önemli bilgileri verdi:
“Bana ve diğer arkadaşlarıma söylenen ‘gidin Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın isimli şahısla temas kurun, daire başkanlığına getirin’ diye. Bir soruşturmayla alakalıymış sözde. İki sefer gittik bulamadık, yoktu. Ancak kimlik gösterdik, not yazdım. Hatta orada bir görevli vardı, adımı dahi yazdım. Birçok şahıs şahittir. Tabi şimdi aradan yıllar geçti ama hatırlayan vardır. Üçüncü gidişimizde kendisi karşıladı bizi. Beyefendi bir adamdı. Kendisine olayı anlattık. Aynen şöyle hitap etti: ‘Hay hay ne demek. Tabii ki’ diyerek, bizim daire başkanlığına ait diğer bir arabayla ekip tarafından alındı. Bizde Keçiören tarafından Ulus istikametinden hatta gezerek daire başkanlığına gittik. Baktığımızda ne diğer ekip vardı ne şahıs. D.Başkanı ile karşılaştık, bilgi verdik. ‘Tamam, ne işiniz var burada gidin onlarla buluşun’ diye azarladı…
"İnfaz olayı yüzünden tartıştık"
Neyse bize diğerleri ile Gölbaşı’nda buluşmamız söylendi. Gölbaşı’nın kenarından bir lokantadan sağa döndük. Bir müddet gittik ve buluştuğumuzda bir baktık ki adamcağızı metruk bir binada infaz etmişlerdi. Neyse biz bağrıştık, karşı çıktık bu ne biçim iş diye. Neyse sen karışma dediler. Başkanın bilgisi var. Küçük kulübe gibi bir yerde infaz etmişlerdi… O sinirle daire başkanlığına gittik. Bunun ne anlama geldiğini sorunca makamından fırladı. Ağzı köpürürcesine üzerimize gelince Oğuz elini beline attı. Küfür etti ben araya girdim. Bu insana çok üzülmüştük. Çok kibar beyefendi bir adamdı… Tabi daha sonra bu tür işlerin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı olduğu teröre destek verenlerin bir şekilde bertaraf edilmesi gerektiği için görev verildiğini söyleyince Oğuz, Ercan ben artık her olana asi bir tavır içerisinde olmaya başladık.”
Cezaevinde kitap yazan Çarkın'ın faili meçhul cinayetlere ilişkin insanın kanını donduran nitelikteki itirafları sürüyor. Çarkın, cesedini taşıdığı üniversite öğrencisinin annesini "Cumartesi anneleri" eyleminde gördüğünü yazdı.
Susurluk hükümlüsü ve eski özel harekât polisi Ayhan Çarkın, faili meçhul cinayetlerle ilgili itiraflarına devam ediyor. Çarkın, cezaevinde kitap için kaleme aldığı 110 sayfalık bölümde, Ekim 1992’de gözaltına alındıktan sonra kaybedilen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Ayhan Efeoğlu’nun işkenceyle öldürüldüğünü, cesedinin ise kendisinin taşıdığını yazdı.
Taraf Gazetesi’nde yer alan habere göre, 1990’lı yıllarda işlenen faili meçhullerle ilgili itiraflarının ardından 5 Haziran’da tutuklunan Ayhan Çarkın, cezaevine girdiği günden itibaren tanık olduğu olaylar ve yaşadıklarına dair önemli bilgileri 110 sayfalık bir kitapta kaleme aldı. Özel harekat camiasına girişinden ayrılışına kadar tanık olduğu olayları el yazısıyla anlatan Çarkın, 1992 yılında, henüz 26 yaşındayken öldürülen Yıldız Teknik Üniversitesi öğrencisi Ayhan Efeoğlu’nun akıbeti ve 1994’te Ankara’da infaz edilen Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın’la ilgili önemli yeni bilgiler verdi.
"Cumartesi anneleri eyleminde gördüm"
Oğlu ile Beyoğlu’nda gezerken Cumartesi Anneleri ile karşılaştığını belirten Çarkın, o an hissettiklerini şöyle anlatıyor:
“Beyoğlu Galatasaray Lisesi önünde Cumartesi Anneleri var. Evlatları kayıp. Hep bir umut ile bekliyorlar. Bir gün oğlumla onların karşısından durdum. ‘Baba’ dedi, ‘Hayırdır, daldın yine’ deyince ‘Bak dedim hep anlatıyorum ya ben onların akıbetlerini biliyorum.”
Çarkın öldürülen Efeoğlu'nu taşımış
Çarkın’ın akıbetini bildiği isimlerden birisi de Ekim 1992’de okulunun önünden gözaltına alınan Ayhan Efeoğlu. Çarkın, Ayhan Efeoğlu’nun infaz edildikten sonra nereye gömüldüğüne dair şu bilgileri veriyor: “Şubeden çıkarılan bir paket ne bu? Patlayıcı öyle mi? Peki ne olacak? Açık araziye götürüp imha edilecek. Tamam. Müdür önde biz ardında yola devam Trakya tarafında bir yerde ormanlık bir yer ağaçlar çok öyle boylu değil. Tam paketi açalım derken o da ne? Bir insan. A. Efeoğlu…”
"Mecit Baskın beyefendi bir adamdı"
Çarkın, Ankara’da 1994’te öldürülen Mecit Baskın olayına ilişkin de şu önemli bilgileri verdi:
“Bana ve diğer arkadaşlarıma söylenen ‘gidin Altındağ Nüfus Müdürü Mecit Baskın isimli şahısla temas kurun, daire başkanlığına getirin’ diye. Bir soruşturmayla alakalıymış sözde. İki sefer gittik bulamadık, yoktu. Ancak kimlik gösterdik, not yazdım. Hatta orada bir görevli vardı, adımı dahi yazdım. Birçok şahıs şahittir. Tabi şimdi aradan yıllar geçti ama hatırlayan vardır. Üçüncü gidişimizde kendisi karşıladı bizi. Beyefendi bir adamdı. Kendisine olayı anlattık. Aynen şöyle hitap etti: ‘Hay hay ne demek. Tabii ki’ diyerek, bizim daire başkanlığına ait diğer bir arabayla ekip tarafından alındı. Bizde Keçiören tarafından Ulus istikametinden hatta gezerek daire başkanlığına gittik. Baktığımızda ne diğer ekip vardı ne şahıs. D.Başkanı ile karşılaştık, bilgi verdik. ‘Tamam, ne işiniz var burada gidin onlarla buluşun’ diye azarladı…
"İnfaz olayı yüzünden tartıştık"
Neyse bize diğerleri ile Gölbaşı’nda buluşmamız söylendi. Gölbaşı’nın kenarından bir lokantadan sağa döndük. Bir müddet gittik ve buluştuğumuzda bir baktık ki adamcağızı metruk bir binada infaz etmişlerdi. Neyse biz bağrıştık, karşı çıktık bu ne biçim iş diye. Neyse sen karışma dediler. Başkanın bilgisi var. Küçük kulübe gibi bir yerde infaz etmişlerdi… O sinirle daire başkanlığına gittik. Bunun ne anlama geldiğini sorunca makamından fırladı. Ağzı köpürürcesine üzerimize gelince Oğuz elini beline attı. Küfür etti ben araya girdim. Bu insana çok üzülmüştük. Çok kibar beyefendi bir adamdı… Tabi daha sonra bu tür işlerin Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı olduğu teröre destek verenlerin bir şekilde bertaraf edilmesi gerektiği için görev verildiğini söyleyince Oğuz, Ercan ben artık her olana asi bir tavır içerisinde olmaya başladık.”
10 Eylül 2011 Cumartesi
23/09/2011 Expo
WAAR ZIJN ZE ?
EEN TENTOONSTELLING OVER EN TEGEN GEDWONGEN VERWIJNINGEN
Ersan Cagatay (kunstenaar en activist, ( 1978 in Malatya/Dogansehir - Turkije) aandacht vragen voor het fenomeen van de gedwongen verdwijningen. Onder gedwongen verdwijning wordt bedoeld "de arrestatie, gevangennemen of ontvoeren van burgers door agenten van de overheid of door personen of groepen personen die met de overheid samenwerken, gevolgd door een weigering om de vrijheidsbeneming te erkennen of door het achterhouden van informatie over het lot of de verblijfplaats van de verdwenen persoon, waardoor die persoon buiten de bescherming van de wet wordt geplaatst". Deze tentoonstelling is een duidelijk protest tegen de gedwongen verwijningen overal ter wereld.
De expo loopt tot 6 oktober 2011
Opening-Cocktail: 23/09/2011-19:00
De Centrale | intercultureel centrum
(vzw De Centrale)
Kraankindersstraat 2, 9000 Gent-Belgium
tel ++ 32 (0)9 265 98 28
fax ++32 (0)9 265 98 28
e-mail decentrale@gent.be
website www.decentrale.be
http://www.decentrale.be/activiteit-waar-zijn-ze-_913.aspx
http://ersancagatay.blogspot.com
BIOGRAFİE:
ERSAN ÇAĞATAY
In 1978 ben ik geboren in Turkije. Na mijn lager en middelbaar onderwijs ben ik afgestudeerd in de richting leraar in de plastische kunst aan de faculteit of Fine Arts' Education of İnonu University in Malatya Turkije. In 2004 ben ik mijn studies begonnen voor het masters diploma at the Branch of Art Painting of the Mimar Sinan Fine Arts University in İstanbul, waar ik het masters diploma gehaald heb met het onderzoek naar en thesis met de titel "The Pictural İmage and Presentation at the Francis Bacon's Paintings" in 2007. Ik heb deelgenomen aan verschillende kunstprojecten en groepstentoonstellingen. Ik schreef voor verscheidene kunstmagazines en won reeds prijzen in meerdere wedstrijden.Ik ben lid van de UNESCO.
WAAR ZIJN ZE ?
EEN TENTOONSTELLING OVER EN TEGEN GEDWONGEN VERWIJNINGEN
Ersan Cagatay (kunstenaar en activist, ( 1978 in Malatya/Dogansehir - Turkije) aandacht vragen voor het fenomeen van de gedwongen verdwijningen. Onder gedwongen verdwijning wordt bedoeld "de arrestatie, gevangennemen of ontvoeren van burgers door agenten van de overheid of door personen of groepen personen die met de overheid samenwerken, gevolgd door een weigering om de vrijheidsbeneming te erkennen of door het achterhouden van informatie over het lot of de verblijfplaats van de verdwenen persoon, waardoor die persoon buiten de bescherming van de wet wordt geplaatst". Deze tentoonstelling is een duidelijk protest tegen de gedwongen verwijningen overal ter wereld.
De expo loopt tot 6 oktober 2011
Opening-Cocktail: 23/09/2011-19:00
De Centrale | intercultureel centrum
(vzw De Centrale)
Kraankindersstraat 2, 9000 Gent-Belgium
tel ++ 32 (0)9 265 98 28
fax ++32 (0)9 265 98 28
e-mail decentrale@gent.be
website www.decentrale.be
http://www.decentrale.be/activiteit-waar-zijn-ze-_913.aspx
http://ersancagatay.blogspot.com
BIOGRAFİE:
ERSAN ÇAĞATAY
In 1978 ben ik geboren in Turkije. Na mijn lager en middelbaar onderwijs ben ik afgestudeerd in de richting leraar in de plastische kunst aan de faculteit of Fine Arts' Education of İnonu University in Malatya Turkije. In 2004 ben ik mijn studies begonnen voor het masters diploma at the Branch of Art Painting of the Mimar Sinan Fine Arts University in İstanbul, waar ik het masters diploma gehaald heb met het onderzoek naar en thesis met de titel "The Pictural İmage and Presentation at the Francis Bacon's Paintings" in 2007. Ik heb deelgenomen aan verschillende kunstprojecten en groepstentoonstellingen. Ik schreef voor verscheidene kunstmagazines en won reeds prijzen in meerdere wedstrijden.Ik ben lid van de UNESCO.
'Kaybolan biz' fotoğraf sergisi Diyarbakır'da açılıyor
ANF
12:10 / 09 Eylül 2011
AMED - Fotoğraf sanatçısı Veysi Altay'ın Cumartesi Annelerinin Mücadelesi ve kayıplar ile ilgili fotoğraf sergisi 12 Eylül Pazartesi günü Sümerpark'ta bulunan Amed Sanat Galerisi'nde açılıyor.
27 Mayıs 1995 tarihinde Galatasaray Lisesi önünde az sayıda kayıp yakını ve insan hakları savunucusunun başlattığı ve daha sonra Diyarbakır, Batman, Urfa ve Cizre'deki kayıp yakınlarının katılımıyla 17 yıldır devam eden Cumartesi Anneleri'nin oturma eylemi fotoğraf sanatçısı Veysi Altay tarafından belgelendi. Kayıp eylemlerinden çekilen fotolar ve albüm 12 Eylül Pazartesi günü Diyarbakır Sümerpark'ta bulunan Amed Sanat Galerisi'nde sergilenecek.
Birçok sanatçı, aydın ve politikacının da yazılarıyla katkı sunduğu albüm ve fotoğraf sergisi konusunda açıklama yapan Altay, gözaltında işkenceli sorgulardang eçirilen insanların katledilip helikopterlerle ormanlara atıldığını, kalorifer kazanlarında yakıldığını, kiminin de Mutki, Newala Qesaba gibi toplu mezarlara gömüldüğünü belirterek, kaybedilenlerin çocukları, eşleri ve anne babalarının yakınlarının akıbetini öğrenmek için mücade ettiğini söyledi.
Altay, geçmişin hesabının sorulmadan özgür ve adil birgeleceğin kurulmasının hiçbir koşulda mümkün olmadığını kaydederek şunları söyledi: "Kimisinin sevdiği, kimisinin âşık olduğu insan elinden alındı. Kimisi ise öldüğünde kimsesizler mezarına gömülmek istedi, belki sevdiği ya da yakını ile orda karşılaşır diye. Kimisi gidip başında ağlayacağı bir mezar taşı olsun istedi. Hep kapılarını açık bıraktılar, kaybedilen yakınları geldiğinde kapıda kalmasınlar diye. Ama maalesef hiçbir istekleri şimdiye kadar karşılık bulmadı. Çünkü devlet öldürdüğü insanların kemikleriyle yüzleşmekten, işlediği insanlık dışı uygulamaların hesabını vermekten korktu ve korkuyor. Oysa ki geçmişin hesabı sorulmadan ve verilmeden özgür ve adil bir geleceğin kurulması hiçbir koşulda mümkün değildir. Geçmişin hesabını sormak, Cumartesi Anneleri'nin sesine az da olsa ses vermek amacıyla, Diyarbakır, Batman, Cizre ve İstanbul'da çektiğim fotoğraflar ve albümle kayıp yakınlarına dikket çekmek istedim" dedi.
ANF NEWS AGENCY
ANF
12:10 / 09 Eylül 2011
AMED - Fotoğraf sanatçısı Veysi Altay'ın Cumartesi Annelerinin Mücadelesi ve kayıplar ile ilgili fotoğraf sergisi 12 Eylül Pazartesi günü Sümerpark'ta bulunan Amed Sanat Galerisi'nde açılıyor.
27 Mayıs 1995 tarihinde Galatasaray Lisesi önünde az sayıda kayıp yakını ve insan hakları savunucusunun başlattığı ve daha sonra Diyarbakır, Batman, Urfa ve Cizre'deki kayıp yakınlarının katılımıyla 17 yıldır devam eden Cumartesi Anneleri'nin oturma eylemi fotoğraf sanatçısı Veysi Altay tarafından belgelendi. Kayıp eylemlerinden çekilen fotolar ve albüm 12 Eylül Pazartesi günü Diyarbakır Sümerpark'ta bulunan Amed Sanat Galerisi'nde sergilenecek.
Birçok sanatçı, aydın ve politikacının da yazılarıyla katkı sunduğu albüm ve fotoğraf sergisi konusunda açıklama yapan Altay, gözaltında işkenceli sorgulardang eçirilen insanların katledilip helikopterlerle ormanlara atıldığını, kalorifer kazanlarında yakıldığını, kiminin de Mutki, Newala Qesaba gibi toplu mezarlara gömüldüğünü belirterek, kaybedilenlerin çocukları, eşleri ve anne babalarının yakınlarının akıbetini öğrenmek için mücade ettiğini söyledi.
Altay, geçmişin hesabının sorulmadan özgür ve adil birgeleceğin kurulmasının hiçbir koşulda mümkün olmadığını kaydederek şunları söyledi: "Kimisinin sevdiği, kimisinin âşık olduğu insan elinden alındı. Kimisi ise öldüğünde kimsesizler mezarına gömülmek istedi, belki sevdiği ya da yakını ile orda karşılaşır diye. Kimisi gidip başında ağlayacağı bir mezar taşı olsun istedi. Hep kapılarını açık bıraktılar, kaybedilen yakınları geldiğinde kapıda kalmasınlar diye. Ama maalesef hiçbir istekleri şimdiye kadar karşılık bulmadı. Çünkü devlet öldürdüğü insanların kemikleriyle yüzleşmekten, işlediği insanlık dışı uygulamaların hesabını vermekten korktu ve korkuyor. Oysa ki geçmişin hesabı sorulmadan ve verilmeden özgür ve adil bir geleceğin kurulması hiçbir koşulda mümkün değildir. Geçmişin hesabını sormak, Cumartesi Anneleri'nin sesine az da olsa ses vermek amacıyla, Diyarbakır, Batman, Cizre ve İstanbul'da çektiğim fotoğraflar ve albümle kayıp yakınlarına dikket çekmek istedim" dedi.
ANF NEWS AGENCY
20 Ağustos 2011 Cumartesi
Kayıp yakınları: Daha neyin peşindesiniz?
ANF
11:59 / 20 Auğustos 2011
AMED - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta düzenlenen oturma eyleminin 132’inci haftasında konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, bu ülkenin yeterince acılar çektiğini vurgulayarak, “Son üç dört gündür bu halkın çocuklarının üzerine bombalar yağdırılıyor. Bu ülkenin insanları bunu kabul etmez. Ülkeyi yönetenlere soruyoruz; bu kayıplar size yetmiyor mu, bu katliamlar size yetmiyor mu? Siz daha neyin peşindesiniz?” diye konuştu.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlenen oturma eylemi 132’inci haftasına girdi. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan oturma eylemine, İHD yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi, KESK'e bağlı sendikaların temsilcileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı. Kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, Başbakan Erdoğan’ın çatışmaların fitilini ateşleyen konuşmaları ve PKK kamplarına yönelik gerçekleştirilen hava harekatına tepki gösterdi. Yıllarca bu ülkede acıların son bulmasını, kayıpların bulunmasını, faillerin yargılanmasını istediklerini belirten Bilici, “Biz artık ne diyeceğimizi şaşırdık. Bir ülke düşünün ki, Başbakanı, Cumhurbaşkanı, yargısı, muhalefeti, profesörleri ve gazetecileri, insan haklarından, demokrasiden, hukuktan insanlıktan nasibini almamışcasına savaş çığırtkanlığı yapmaktadır. Düşünün; o ülkede ne olur? O ülkede ölümler olur, acılar olur, gözyaşı olur, kayıplar olur” dedi.
BU KADAR KAYIP, BU KADAR KATLİAM YETMEDİ Mİ?
Ülkede demokrasiyi, özgürlüğü, barışı savunanların barış istemlerine savaşla karşılık verildiğini kaydeden Bilici, şunları söyledi: “Biz yıllardır kayıplarımızı bulun ailelere hesap verin diyorduk. Ama maalesef bu ülkeyi yönetenler, ‘bu kayıplar yetmez, bu kayıpların üzerine bir bu kadar daha eklememiz gerekir. Kürt sorununun çözümü için bu kadar can kaybı yetmez, bunun üzerine bir o kadar daha eklememiz gerekir’ diyerek hareket ediyorlar. İşte son bir haftadır bu ülkenin Başbakanı savaş kararı aldı. Son üç dört gündür halkın çocuklarının üzerine bombalar yağdırılıyor. Bu ülkenin insanları bunu kabul etmez. Biz buradan tekrar söylemek istiyoruz; bu yönteminiz doğru bir yöntem değildir.”
Yapılacak tek şeyin acil olarak savaş kararından vazgeçmek olduğunu ifade eden Bilici, “Denemediğiniz tek bir yöntem kalmıştır, o da diyalogdur, müzakeredir, bu halkın varlığını kabul etmedir. Bunun dışında hiçbir yöntemi kabul etmeyeceğiz. Biz kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak bu ülkeyi yönetenlere diyoruz ki; bu kayıplar size yetmiyor mu? Bu katliamlar size yetmiyor mu? Siz daha neyin peşindesiniz. Düşünün ki, siz 5 bin tane PKK militanını yok ettiniz, bütün Kürtleri yok ettiniz. Peki elinize ne geçecek? Başarı mı sağlamış olacaksınız? Bu nedenle bir an önce bundan vazgeçin” diye konuştu.
Bilici’nin konuşmasının ardından 6 Kasım 1997 tarihinde Diyarbakır’da kaybedilen Abdulselam Çelik’in kaybediliş hikayesi oğlu Salih Çelik tarafından anlatıldı.
Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakikalık oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.
ANF NEWS AGENCY
ANF
11:59 / 20 Auğustos 2011
AMED - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta düzenlenen oturma eyleminin 132’inci haftasında konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, bu ülkenin yeterince acılar çektiğini vurgulayarak, “Son üç dört gündür bu halkın çocuklarının üzerine bombalar yağdırılıyor. Bu ülkenin insanları bunu kabul etmez. Ülkeyi yönetenlere soruyoruz; bu kayıplar size yetmiyor mu, bu katliamlar size yetmiyor mu? Siz daha neyin peşindesiniz?” diye konuştu.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlenen oturma eylemi 132’inci haftasına girdi. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan oturma eylemine, İHD yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi, KESK'e bağlı sendikaların temsilcileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı. Kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, Başbakan Erdoğan’ın çatışmaların fitilini ateşleyen konuşmaları ve PKK kamplarına yönelik gerçekleştirilen hava harekatına tepki gösterdi. Yıllarca bu ülkede acıların son bulmasını, kayıpların bulunmasını, faillerin yargılanmasını istediklerini belirten Bilici, “Biz artık ne diyeceğimizi şaşırdık. Bir ülke düşünün ki, Başbakanı, Cumhurbaşkanı, yargısı, muhalefeti, profesörleri ve gazetecileri, insan haklarından, demokrasiden, hukuktan insanlıktan nasibini almamışcasına savaş çığırtkanlığı yapmaktadır. Düşünün; o ülkede ne olur? O ülkede ölümler olur, acılar olur, gözyaşı olur, kayıplar olur” dedi.
BU KADAR KAYIP, BU KADAR KATLİAM YETMEDİ Mİ?
Ülkede demokrasiyi, özgürlüğü, barışı savunanların barış istemlerine savaşla karşılık verildiğini kaydeden Bilici, şunları söyledi: “Biz yıllardır kayıplarımızı bulun ailelere hesap verin diyorduk. Ama maalesef bu ülkeyi yönetenler, ‘bu kayıplar yetmez, bu kayıpların üzerine bir bu kadar daha eklememiz gerekir. Kürt sorununun çözümü için bu kadar can kaybı yetmez, bunun üzerine bir o kadar daha eklememiz gerekir’ diyerek hareket ediyorlar. İşte son bir haftadır bu ülkenin Başbakanı savaş kararı aldı. Son üç dört gündür halkın çocuklarının üzerine bombalar yağdırılıyor. Bu ülkenin insanları bunu kabul etmez. Biz buradan tekrar söylemek istiyoruz; bu yönteminiz doğru bir yöntem değildir.”
Yapılacak tek şeyin acil olarak savaş kararından vazgeçmek olduğunu ifade eden Bilici, “Denemediğiniz tek bir yöntem kalmıştır, o da diyalogdur, müzakeredir, bu halkın varlığını kabul etmedir. Bunun dışında hiçbir yöntemi kabul etmeyeceğiz. Biz kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları olarak bu ülkeyi yönetenlere diyoruz ki; bu kayıplar size yetmiyor mu? Bu katliamlar size yetmiyor mu? Siz daha neyin peşindesiniz. Düşünün ki, siz 5 bin tane PKK militanını yok ettiniz, bütün Kürtleri yok ettiniz. Peki elinize ne geçecek? Başarı mı sağlamış olacaksınız? Bu nedenle bir an önce bundan vazgeçin” diye konuştu.
Bilici’nin konuşmasının ardından 6 Kasım 1997 tarihinde Diyarbakır’da kaybedilen Abdulselam Çelik’in kaybediliş hikayesi oğlu Salih Çelik tarafından anlatıldı.
Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakikalık oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.
ANF NEWS AGENCY
13 Ağustos 2011 Cumartesi
Kayıp yakınları: Kürt sorunu güvenlikçi politikalarla çözülemez
ANF
12:10 / 13 Auğustos 2011
AMED - İHD ve kayıp yakınları tarafından her hafta düzenlenen oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, devlet ve hükümet yetkililerinin ortamı gerecek açıklamalar yapmak yerine barışın ve hoşgörünün dilini kullanması gerektiğini belirterek, “Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz” dedi.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlenen oturma eyleminin 131’incisi gerçekleştirildi. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan oturma eylemine, İHD yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri, KESK'e bağlı sendikaların temsilcileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı. Kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, İnsan hakları savunucuları ve kayıp yakınları olarak her hafta kayıpların faillerini açıkladıklarını belirterek, son olarak tetiği çeken itirafçıların, JİTEM’cilerin, özel harekatçıların bu cinayet ve kayıpları itiraf ettiğini söyledi.
Kendilerinin sadece tetiği çekenlerle ilgilenmediklerini asıl olarak bunların emrini kimlerin verdiğinin peşinde olduklarını kaydeden Bilici, “Bu emirleri veren bu konsepti uygulayan kimlerdir, devlet bunların hesabını vermelidir. Hiçbir polis, hiçbir özel harekatçı tek başına kendi inisiyatifiyle bu vahşeti gerçekleştiremez. Bütün bunlar ortadayken, bunlar bir bir çıkıp biz yaptık dedikleri halde halen Kürt sorununun çözümüne güvenlik eksenli yaklaşan bir zihniyetle, ‘Ben özel harekat polisleriyle bu sorunu çözeceğim’ diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz. Çözülseydi şimdiye kadar çözülürdü. Eğer varsa bir kotanız; ‘bu kadar insan daha ölmeli, şu kadar insan daha kaybedilmeli’ dediğiniz bir sınırınız varsa, bunu da açıklayın tüm halkımız bilsin. Ama bu bir çözüm değildir” diye konuştu.
TEHDİT EDEREK ÖLDÜMLER DURDURULAMAZ
“Biz şunu söylüyoruz; bir an önce bu kayıplarımızın nasıl kaybedildiğini, kimler tarafından kaybedildiğini ve nerede saklandığını açıklayın artık” diyen Bilici, “Aksi takdirde yine ölüm, yine gözyaşı olacak. Yine gencecik insanlar ölecek. Buna hakkınız yok. Hiçbirinizin çocuğu bu bölgede askerlik yapmıyor, polislik yapmıyor. Çıkıp tehdit etmekle hiçbir yere varamazsanız. İftar sofralarında yapacağınız tehditler yerine çıkıp şunu söylemeniz lazım; ‘evet bu ülkenin adalete, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, çağdaş demokrasiye ihtiyacı var. Biz bunları yapacağız. Biz geçmişimizle yüzleşeceğiz, bu ülkede yapılan bütün insanlık dışı uygulamaların hesabını vereceğiz. Bundan sonra tek insanın burnu kanamasın diye çalışacağız’ demelisiniz. Bunları diyeceğinize kalkıp tehdit ediyorsunuz. Bu tehditlerin bir anlamı yok artık. Bunları tekrar etmekle bu ölümleri durduramıyorsunuz” diyerek Cemil Çiçek’in BDP’yi hedef gösteren konuşmasına tepki gösterdi.
GÜVENLİK EKSENLİ YAKLAŞIM YERİNE MUHATAPLARLA GÖRÜŞÜLSÜN
İnsan hakları savunucuları olarak, anneler olarak, kayıp yakınları olarak artık tahammülleri kalmadığını söyleyen bilici şöyle devam etti: “Artık sabrımız kalmadı. İnsanların ölümüne dayanamıyoruz. Durdurun artık bu ölümleri. Gelin doğru yol nedir onu yapalım. Dünyanın başka yerlerinde sorunlar nasıl çözülmüş, onlara bakalım. Siz en lüks yerlerde, en güzel ülkelerde yaşıyorsunuz. Ancak burada ölenler gariban insanların çocuklarıdır, bizleriz. Bu ülkenin sahipleri olan insanlardır. Biz buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz; tehditlerinizden, güvenlik eksenli yaklaşımlarınızdan artık vazgeçin. Yapacağınız tek şey insan hakları ve demokrasi çerçevesinde, bireysel ve kolektif haklara saygı çerçevesinde bu sorunu çözmektir. Muhataplarıyla görüşme kanallarını açın ve bu sorunu bu şekilde çözün. Geçmişle yüzleşmek adına geçmişte yaşananları ortaya çıkaracak bir komisyon kurun ve bu bir an önce çalışmalarına başlasın. Ancak bunlar gerçekleştirildiğinde Kürt sorununda adil ve onurlu bir çözüm gelişir.”
YUSUF NERGİZ’İN KAYBEDİLİŞ HİKAYESİ
Yapılan konuşmaların ardından 1997 yılında Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nde askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Nergiz’in kaybediliş hikayesi eşi Sabiha Nergiz tarafından anlatıldı. Eşinin güvenlik güçleri tarafından kaybedildiğini söyleyen Sabiha Nergiz, yaptıkları tüm girişimlere rağmen eşi ile ilgili herhangi bir bulguyu rastlamadıklarını dile getirdi.
ANF NEWS AGENCY
ANF
12:10 / 13 Auğustos 2011
AMED - İHD ve kayıp yakınları tarafından her hafta düzenlenen oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, devlet ve hükümet yetkililerinin ortamı gerecek açıklamalar yapmak yerine barışın ve hoşgörünün dilini kullanması gerektiğini belirterek, “Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz” dedi.
İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınları tarafından her hafta “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla düzenlenen oturma eyleminin 131’incisi gerçekleştirildi. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan oturma eylemine, İHD yöneticileri ve üyelerinin yanı sıra MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi üyeleri, KESK'e bağlı sendikaların temsilcileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı. Kaybedilenlerin ve faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitirenlerin fotoğraflarının taşındığı oturma eyleminde konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, İnsan hakları savunucuları ve kayıp yakınları olarak her hafta kayıpların faillerini açıkladıklarını belirterek, son olarak tetiği çeken itirafçıların, JİTEM’cilerin, özel harekatçıların bu cinayet ve kayıpları itiraf ettiğini söyledi.
Kendilerinin sadece tetiği çekenlerle ilgilenmediklerini asıl olarak bunların emrini kimlerin verdiğinin peşinde olduklarını kaydeden Bilici, “Bu emirleri veren bu konsepti uygulayan kimlerdir, devlet bunların hesabını vermelidir. Hiçbir polis, hiçbir özel harekatçı tek başına kendi inisiyatifiyle bu vahşeti gerçekleştiremez. Bütün bunlar ortadayken, bunlar bir bir çıkıp biz yaptık dedikleri halde halen Kürt sorununun çözümüne güvenlik eksenli yaklaşan bir zihniyetle, ‘Ben özel harekat polisleriyle bu sorunu çözeceğim’ diyen bir anlayışla karşı karşıyayız. Siz Türkiye’de yaşayan her insanın başına bir polis, bir özel harekatçı koysanız dahi bu sorunları baskıyla, öldürmekle, yok etmekle çözemezsiniz. Çözülseydi şimdiye kadar çözülürdü. Eğer varsa bir kotanız; ‘bu kadar insan daha ölmeli, şu kadar insan daha kaybedilmeli’ dediğiniz bir sınırınız varsa, bunu da açıklayın tüm halkımız bilsin. Ama bu bir çözüm değildir” diye konuştu.
TEHDİT EDEREK ÖLDÜMLER DURDURULAMAZ
“Biz şunu söylüyoruz; bir an önce bu kayıplarımızın nasıl kaybedildiğini, kimler tarafından kaybedildiğini ve nerede saklandığını açıklayın artık” diyen Bilici, “Aksi takdirde yine ölüm, yine gözyaşı olacak. Yine gencecik insanlar ölecek. Buna hakkınız yok. Hiçbirinizin çocuğu bu bölgede askerlik yapmıyor, polislik yapmıyor. Çıkıp tehdit etmekle hiçbir yere varamazsanız. İftar sofralarında yapacağınız tehditler yerine çıkıp şunu söylemeniz lazım; ‘evet bu ülkenin adalete, insan haklarına, hukukun üstünlüğüne, çağdaş demokrasiye ihtiyacı var. Biz bunları yapacağız. Biz geçmişimizle yüzleşeceğiz, bu ülkede yapılan bütün insanlık dışı uygulamaların hesabını vereceğiz. Bundan sonra tek insanın burnu kanamasın diye çalışacağız’ demelisiniz. Bunları diyeceğinize kalkıp tehdit ediyorsunuz. Bu tehditlerin bir anlamı yok artık. Bunları tekrar etmekle bu ölümleri durduramıyorsunuz” diyerek Cemil Çiçek’in BDP’yi hedef gösteren konuşmasına tepki gösterdi.
GÜVENLİK EKSENLİ YAKLAŞIM YERİNE MUHATAPLARLA GÖRÜŞÜLSÜN
İnsan hakları savunucuları olarak, anneler olarak, kayıp yakınları olarak artık tahammülleri kalmadığını söyleyen bilici şöyle devam etti: “Artık sabrımız kalmadı. İnsanların ölümüne dayanamıyoruz. Durdurun artık bu ölümleri. Gelin doğru yol nedir onu yapalım. Dünyanın başka yerlerinde sorunlar nasıl çözülmüş, onlara bakalım. Siz en lüks yerlerde, en güzel ülkelerde yaşıyorsunuz. Ancak burada ölenler gariban insanların çocuklarıdır, bizleriz. Bu ülkenin sahipleri olan insanlardır. Biz buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz; tehditlerinizden, güvenlik eksenli yaklaşımlarınızdan artık vazgeçin. Yapacağınız tek şey insan hakları ve demokrasi çerçevesinde, bireysel ve kolektif haklara saygı çerçevesinde bu sorunu çözmektir. Muhataplarıyla görüşme kanallarını açın ve bu sorunu bu şekilde çözün. Geçmişle yüzleşmek adına geçmişte yaşananları ortaya çıkaracak bir komisyon kurun ve bu bir an önce çalışmalarına başlasın. Ancak bunlar gerçekleştirildiğinde Kürt sorununda adil ve onurlu bir çözüm gelişir.”
YUSUF NERGİZ’İN KAYBEDİLİŞ HİKAYESİ
Yapılan konuşmaların ardından 1997 yılında Diyarbakır’ın Kulp İlçesi’nde askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Yusuf Nergiz’in kaybediliş hikayesi eşi Sabiha Nergiz tarafından anlatıldı. Eşinin güvenlik güçleri tarafından kaybedildiğini söyleyen Sabiha Nergiz, yaptıkları tüm girişimlere rağmen eşi ile ilgili herhangi bir bulguyu rastlamadıklarını dile getirdi.
ANF NEWS AGENCY
12 Ağustos 2011 Cuma
Kayıp yakınları İğneada'ya gidiyor
ANF
11:34 / 12 Auğustos 2011
İSTANBUL - Kayıp yakınlarıyla insan hakları savuncuları, 7 yıl önce gözaltında kaybedilen üniversite öğrencisi Tolga Baykal Ceylan ile ilgili gerçeği öğrenmek için yarın İğneada'ya gidecek.
7 yıl önce İğneada'da gözaltına alınarak kaybedilen Tolga Baykal Ceylan'ın akıbetini araştırmak üzere TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde alt komisyon oluşturuldu. Ancak komisyon çalışmaları sonucunda hazırladığı raporda, Tolga Baykal Ceylan’ın "gözaltına alınmadığı, dolayısıyla gözaltında kaybedilmediği" iddiasında bulundu. Buna gerekçe olarak da yapılan inceleme sonucunda Ceylan'ın gözaltına alındığına dair bir kayıt bulunmadığı gösterildi.
İnsan Hakları Derneği üyeleriyle kayıp yakınları, rapora itirazlarını dile getirmek için, Tolga Baykal Ceylan'ın kaybedilişinin 7. yılında kaybedildiği İğneada'ya gidiyor. Yarın adaya gidecek olan grup, taleplerini şişelere koyup, karanfillerle denize bırakacak.
ANF NEWS AGENCY
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
