17 Mayıs 2011 Salı

Kayıplara Karşı Mücadele Haftası'nda eylem

ANF
21:25 / 17 Mayıs 2011
İSTANBUL - Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası nedeniyle kayıp yakınları Taksim’de eylemdeydi. Eylemde basın açıklamasını yapan Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak , “Onlar, kayıplarımız bir gün çıkagelecekler. Bu yüzden kapımız açıktır daima” dedi.

Gözaltında Kayıplara Karşı Uluslararası Komite’nin (İCAD) Türkiye seksiyonu, 17-31 Mayıs tarihleri arasında gerçekleştirilen Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası nedeniyle Taksim tramvay durağında eylem yaptı. Kürtçe, Türkçe ve İngilizce “Kayıpları durdurun” yazılı pankartının önünde ellerinde gözaltında kaybedilen yakınlarının fotoğraflarıyla Taksim Meydanı’nda oturan anneler, kayıp yakınları ve insan hakları savunucuları, tüm halkı duyarlı olmaya çağırdı. “Gözaltında kayıpları unutma unutturma”, “Anaların öfkesi katilleri boğacak” sloganların atıldığı eylemde basın açıklamasını gözaltında kayıplar mücadelesinin Simge ismi Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak okudu.

Gözaltında kaybetmenin insanlığa karşı işlenen bir suç olduğunun altını çizen Maside Ocak, Cumartesi Anneleri’nin mücadelesinin Türkiye devletinin gözaltında kaybetme politikasında, 90’lı yılların sonunda geri adım attırdığını ama sonlandıramadığını söyledi. Ocak, Türkiye’nin, Birleşmiş Milletler’in (BM) ‘Kişilerin zorla kaybedilmesine karşı sözleşmeyi imzalamadığını hatırlatarak, “Acının vatanı, sınırı yoktur. Bekleyişin ve kavganın da. Türkülerimiz kendi dilimizde olsa da, kavuşmamız büyük bir yürek gücüdür. Onlar, kayıplarımız bir gün çıkagelecekler. Bu yüzden kapımız açıktır daima. Ellerini tutacağız” dedi.

MÜCADELE HAFTASI

17-19 Mayıs 1996’da İstanbul’da gerçekleştirilen 1. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı’nda mücadelenin sürekliliğini sağlamak üzere ICAD kuruldu. Kurultayda ayrıca 17-31 Mayıs tarihleri arası Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası ilan edildi.

ANF NEWS AGENCY

Cumartesi Anneleri'nin hikayesi

Veysi Atay’in ‘Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini anlattığı sergi, bugünden itibaren Tütün Deposu'nda.


ntvmsnbc
Güncelleme: 15:47 TSİ 17 Mayıs. 2011 Salı
İSTANBUL - Fotoğraf sanatçısı Veysi Altay’ın ‘Cumartesi Anneleri ve Kayıplar’ ile ilgili fotoğraf sergisi bu akşam Tütün Deposu’nda açılıyor.
''lk olarak 27 Mayıs 1995 tarihinde Galatasaray Lisesi önünde az sayıda kayıp yakını ve insan hakları savunucusunun başlattığı bu sessiz çığlık, Diyarbakır, Batman, Urfa ve Cizre’ deki kayıp yakınlarının katılımıyla 16 yıldır devam etmekte.
Gözaltında işkenceli sorgulardan geçirilen insanlar, katledilip helikopterlerden ormanlara atıldı, asit kuyularında yok edildi, kalorifer kazanlarında yakıldı. Kimisi de “bilinmeyen” yerlere, Mutki, Newala Qesaba gibi toplu mezarlarda üzerlerine bir avuç toprak atılarak “gömüldü”.


Kayıp yakınları, çocukları, eşleri, anne-babalarının akıbetini öğrenmek ve işkencecilerin, katillerin yargılanması içinmücadele ettiler. Kimisinin sevdiği, kimisinin âşık olduğu insan elinden alındı. Kimisi ise öldüğünde kimsesizler mezarına gömülmek istedi, belki sevdiği ya da yakını ile orda karşılaşır diye. Kimisi gidip başında ağlayacağı bir mezar taşı olsun istedi. Hep kapılarını açık bıraktılar, kaybedilen yakınları geldiğinde kapıda kalmasınlar diye. Ama maalesef hiçbir istekleri şimdiye kadar karşılık bulmadı. Çünkü devlet öldürdüğü insanların kemikleriyle yüzleşmekten, işlediği insanlık dışı uygulamaların hesabını vermekten korktu ve korkuyor. Oysaki geçmişin hesabı sorulmadan ve verilmeden özgür ve adil bir geleceğin kurulması hiçbir koşulda mümkün değildir.
Veysi Atay’in ‘Cumartesi Anneleri’nin mücadelesini anlattığı sergiye yazılarıyla katkıda bulunanlar arasında Sezen Aksu, Vedat Türkali, İsmail Beşikçi, Osman Baydemir, Rakel Dink, Banu Güven, Sırrı Süreyya Önder, Şanar Yurdatapan, Kazım Öz, Hüseyin Karabey, Aydın Engin, Gülten Kaya, Leyla İpekçi, Mahir Günşiray, Deniz Türkali, Oya Baydar, Lale Mansur, Halil Ergün Melike Demirağ, Metin Üstündağ, Nur Sürer ve Zeynep Tanbay da yer alıyor.
Sergi 17-29 Mayıs tarihleri arasında Tütün Deposu'nda görülebilir.

http://www.ntvmsnbc.com/id/25213993/

Savcılık Susurluk kayıplarının peşinde

17/05/2011 7:25

Ayhan Çarkın Radikal'de yayımlanan itirafları üzerine soruşturma başlatan savcılık 90'larda kaybedilmiş 5 kişinin ailelerini savcılığa çağırdı.

Savcılık Susurluk kayıplarının peşinde
‘Susurluk’ davası hükümlüsü eski özel harekat polisi Ayhan Çarkın’ın Radikal’de yayımlanan itiraflarının ardından Özel Yetkili İstanbul Başsavcılığınca açılan soruşturma kapsamında, yakınları öldürülen bazı ailelerin ifadesine başvurulacak.

Ayhan Çarkın Radikal muhabirleri Enis Tayman Dinçer Gökçe yaptığı açıklamalarda 90’lı yıllardaki yargısız infazlar konusunda bilgiler vermiş, polisin o dönem yasadışı faaliyetleri konusunda Mehmet Ağar ve eski Özel Harekât Daire Başkanı İbrahiml Şahin’i suçlamıştı. bu haber üzerine Avukat Taylan Tanay, 23 Mart’ta aralarında eski içişleri bakanlarından Mehmet Ağar, eski bakanlardan Necdet Menzir’in de bulunduğu 138 kişi hakkında suç duyurusunda bulunmuştu. Dilekçe’de Çarkın’ın açıklamalarında bahsettiği olaylarda hayatını kaybeden 62 kişinin ismi de ‘maktul’ olarak yer almıştı.

Avukat Tanay dün “Savcı bazı ailelerle görüşmek istediğini söyledi. Hafta içinde aileleri bulup savcıya gideceğiz” dedi. Savcı Karaali’nin ik etapta görüşmek istediği ailelerin kaybedilen yakınlarının isimleri şöyle:

Ayhan ve Ali Efeoğlu kardeşler: “Ayhan Efeoğlu 6 Ekim 1992’de, kardeşi Ali Efeoğlu 1995’te gözaltına alındıktan sonra kaybedildi.
Soner Gül ve Hüsamettin Yaman: 5 Mayıs 1992 tarihinde sokaktan gözaltına alındılar. ve kaybedildiler, Erdoğan Şakar: 13 Ağustos 1993’te 5 kişinin öldürüldüğü PERPA baskınında gözatına alındı ve kaybedildi.

İsmail Bahçeci: 21 Aralık 1994’da siyasi şube polislerince İstanbul’da gözaltına alınan Bahçeci, halen kayıp. Ayhan Çarkın Radikal’de yayımlanan itiraflarında çok sayıda yargısız infaz olayına katıldığını belirtmişti.
 http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1049557&Date=17.05.2011&CategoryID=77

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Kayıp yakınları Kürt Dil Bayramı'nı kutladı

ANF
12:24 / 14 Mayıs 2011
AMED - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta düzenlediği oturma eyleminde, bölge genelinde kutlanan Kürt Dil Bayramı kutlandı. Kürt dili üzerindeki baskıların artık son bulması gerektiğini belirten İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, ayrıca siyasi partilerin seçim meydanlarında içi boş tartışmalara imza attığını ve halkın önemli sorunlarıyla ilgilenmediklerini söyledi.

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 118. haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. Oturma eylemine aralarında İHD yönetici ve üyeleri, MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi ve KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınları katıldı.

Oturma eylemi öncesi bir konuşma yapan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, içinde bulunduğumuz haftanın Kürt Dil Bayramı olduğunu vurgulayarak, bu nedenle konuşmasını Kürtçe yapacağını belirtti. Yıllar boyu Kürt dili üzerinde ciddi baskıların yaşandığını ve bu baskıların halen devam ettiğini dile getiren Bilici, Kürt halkının halen özgürce dilini kullanıp geliştiremediğini söyledi. Bu vesileyle Kürt Dil Bayramını kutladıklarını ifade eden Bilici, tüm dillerin özgürce konuşulduğu bir dünya umut ettiklerini sözlerine ekledi.

Daha sonra yaşanan faili meçhul cinayetler ve yargısız infazlara değinen Bilici, bir ölüm olayının daha faili meçhul bırakılmak istendiğini dile getirdi. Bismil’de katledilen Halil İbrahim Oruç’un soruşturma dosyasına gizlilik kararı konulduğunu kaydeden Bilici, bu durumun soruşturmanın selameti açısından sorun teşkil edeceğini ifade etti. Beklentilerinin geçmişte yaşanan faili meçhul cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarılmasıyken, bir cinayetin daha faili meçhul kalmasını kabul etmeyeceklerini vurgulayan Bilici, insan hakları savunucuları olarak dosyanın takipçisi olacaklarını kaydetti.

İçinde bulunduğumuz seçim sürecinde siyasi partilerin ve liderlerinin miting meydanlarındaki söylemlerini eleştiren Bilici, şöyle devam etti: “AKP, CHP ve MHP’nin miting meydanlarında sarf ettikleri sözlere bakın. Birbirlerinin açıklarını, kirliliklerini dile getirmekten başka bir şey yapmıyorlar. Bu halkın, siyasilerden beklentileri var. Bu ülkede yaşanan çok önemli sorunlar var. Bunlardan en önemlisi de Kürt sorunudur. Ancak siyasi liderler bu sorunları görmezden geliyor. Vaatleri arasında halkın sorunlarını çözecek hiçbir proje yok. Bu nedenle bahsettiğimiz bu siyasi partileri huzurlarınızda kınıyorum.”

Bilici’nin konuşmasının ardından 26 Eylül 1996 tarihinde Diyarbakır’da JİTEM elemanları tarafından kaçırılarak kaybedilen ve bir daha kendisinden haber alınamayan Fahri Balyeci’nin kaybediliş hikayesi anlatıldı. Kayıp yakınları, yapılan konuşmaların ardından 5 dakikalık oturma eylemi yaptı.

ANF NEWS AGENCY

http://www.firatnews.org/index.php?rupel=nuce&nuceID=42880


10 Mayıs 2011
17-31 Mayıs Uluslararası Gözaltında Kayıplar Haftası
TOPLU MEZARLAR AÇILSIN, SORUMLULAR CEZALANDIRILSIN!
Gözaltında kaybetme, emperyalist, gerici ve faşist devletlerin halklara ve onun örgütlü güçlerine uyguladıkları özel bir baskı yöntemidir. Gelişen toplumsal muhalefeti bastırmak için her türlü yöntemi kullanan bu devletler, muhalifleri kaçırıp öldürürler. Yakınlarına ve kamuoyuna ise hiçbir bilgi vermezler. Böylece kişinin yaşayıp yaşamadığı belirsizlik içinde bırakılarak, toplum korkutulmaya, sindirilmeye ve susturulmaya çalışılmaktadır. Sömürgeci devletler, gelişen ulusal hareketlere yönelik her türlu kirli savaş yöntemini kullanırken, gözaltında kaybetme saldırısını da baçvurmaktadırlar.
Gözaltında kaybetme saldırısına karşı yürütülen mücadele, Arjantin’de Plaza de Mayo Anneleri ve Türkiye’de Cumartesi Anneleri gibi mücadele mevzileri yaratmıştır. 17-19 Mayıs 1996’da İstanbul’da gerçekleştirilen 1. Uluslararası Gözaltında Kayıplar Kurultayı, “Kayıplara Karşı Uluslararası Komite” ICAD’ın kurulmasına karar verirken, 17-31 Mayıs tarihlerini “Kayıplara Karşı Uluslararası Mücadele Haftası” ilan etmiştir. ICAD, gözaltında kayıplara karşı mücadelenin yükseltilmesi ve sorumlulardan hesap sorulması talebini haykırırken, bu yıl dikkatleri toplu mezarlar gerçeğine çekmektedir.
Gözaltında kayıp poltikasının bir sonucu olan toplu mezarlar güncelliğini korumaktadır. Toplu mezarlar, dünyanın pek çok ülkesinde faşist darbelerin, soykırımların, ulusal özgürlük mücadelerinin, emperyalist savaş ve işgalerin yaşandığı dönemlerde uygulanan insanlık dışı bir yöntemdir. İnsanları öldürmekle yetinmeyip onları toplu mezarlara gömmek, yok edileni değersizleştirmenin yanı sıra, yapılan katliamı ve katilleri de gizlemenin bir yöntemi olarak kullanılmaktadır. Yine toplu mezarlar gibi, acımasız uygulamalardan biri de öldürülenlerin deniz, okyanus ve nehirlere atılarak kaybedilmesi ve delillerin ortadan kaldırılmasıdır. Son yıllarda dünyanın bir çok ülkesinde açığa çıkarılan toplu mezarlar, bu yöntemin ne kadar yaygınca kullanıldığını göstermektedir. 1915 yılında Osmanlı İmparatorluğu tarafından soykırımdan geçirilen Ermenilere ait Anadolu’da çok sayıda toplu mezar bulunmaktadır. Yine 1938’de Dersim’de Türk devleti tarafından katliamdan geçirilen Kürtlerin gömüldüğü toplu mezarlar, bugün tanıklar tarafından itiraf edilmektedir.
Hitler faşizmi döneminde öldürülenlerin topluca gömüldüğü çok sayıda toplu mezarın açığa çıkarılmasına rağmen, daha açığa çıkarılmayan çok sayıda toplu mezar olduğu tahmin edilmektedir. Franko faşizmi döneminde öldürülenlerin bir kısmının Atlas Okyanusuna atılmasının yanı sıra, son zamanlarda ortaya çıkan belgelerde binin üzerinde toplu mezar olduğu belirtilmektedir. Arjantin’de binlerce insanın okyanusa atılarak kaybedildiği dönemin ordu mensupları tarafından itiraf edilirken, 2008 yılında La Plata’da Arana hapishanesinde yapılan kazılarda işkenceyle öldürülen 10 bin kişinin kemikleri bulunmuştur. Kolombiya’da 2002 yılında bulunan toplu mezarlardan sonra, Temmuz 2009 yılında La Macerena bölgesinde yaklaşık olarak 2000 kişinin gömülü olduğu tahmin edilen bir toplu mezar daha bulundu. Şili, Guatamala, El Salvador, Nikaragua, Peru, Honduras, Kürdistan ve daha bir çok ülkede toplu mezarların varlığı bilinmektedir. Faşist Türk devletinin Kürt Ulusal Özgürlük mücadelesine karşı uyguladığı kirli savaş yöntemleri arasında insanları katledip toplu mezara gömme olduğu açığa çıkmıştır. Özellikle 90’lı yıllarda Kürtleri öldürüp toplu mezarlara gömme yaygınlaşmıştır. Bazı tanıkların ortaya çıkması ve mücadele sonucunda bazı toplu mezarlar açılmış. Ancak birçoğu henüz açılmamıştır.
Sri Lanka devletinin Tamil halkının özgürlük mücadelesine yönelik 2009 yılında yaptığı büyük katliamda öldürülen binlerce Tamillinin toplu mezarlara gömüldüğü uydu fotoğraflarla tesbit edilmiştir. Yine Irak ve Afganistan’da yürütülen emeryalist savaş ve işgalde öldürülen binlerce sivilin toplu mezarlara gömüldüğü tahmin edilmektedir.
Gözaltında kaybederek, toplu mezarlara gömmek büyük bir insanlık suçudur.
Toplu mezarlar açılsın, sorumlular cezalandırılsın!

ICAD Uluslararası Büro

7 Mayıs 2011 Cumartesi


'Kayıp anneleri Anneler Günü'ne yine buruk giriyor'

ANF
12:28 / 07 Mayıs 2011
AMED - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta düzenlediği oturma eyleminin 117. haftasında Diyarbakır’ın Bismil İlçesi’nde gözaltına alınarak kaybedilen Mehmet Salim Acar’ın hikayesi anlatıldı. Oturma eyleminde bölgede yaşanan olaylara dikkat çekilerek, annelerin bir Anneler Günü’ne daha buruk girdiği vurgulandı.

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 117. haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. Oturma eylemine aralarında İHD yönetici ve üyeleri, MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi ve KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınları katıldı. Yoğun yağmur altında gerçekleştirilen oturma eyleminde kayıp yakınları çocuklarının fotoğraflarını taşıdı.

ANNELER GÜNÜNE BURUK GİRİYORUZ

Oturma eylemi öncesi bir konuşma yapan İHD Diyarbakır Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Necibe Güneş Perinçek, yarın kutlanacak olan Anneler Günü’ne vurgu yaparak, Kürt annelerinin bir Anneler Günü’ne daha buruk girdiğini söyledi. Kayıp annelerinin 117 haftadır yakınlarının akıbetini öğrenmek için mücadele ettiğini ve umutlarını yitirmediklerini belirten Perinçek, “Ama geldiğimiz noktada annelerin yüreği halen buruk. Buradaki anneler bir Anneler Günü’ne daha böyle giriyorlar. Dağda yaşamını yitiren PKK’linin annesi de, Kastamonu’da yaşamını yitiren polisin annesi buruk giriyor Anneler Günü’ne” diye konuştu.

“Son süreçte yaşanan olaylar da gösteriyor ki, karanlık güçler yine devrededir” diyen Perinçek, “Yine sokaklar hareketli. Askeri operasyonlar son bulmuyor. Anneler yine acı dolu günler yaşıyor. Biz bunun artık son bulmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

17 YIL GEÇTİ HALA BİR HABER YOK

Perinçek’in konuşmasının ardından 20 Ağustos 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Bismil İlçesi’nde pamuk tarlasında sulama yaparken kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından gözaltına alınan Mehmet Salim Acar’ın kaybediliş hikayesini oğlu İhsan Acar anlattı.

Babasının gözaltına alındıktan sonra Bismil İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldüğünü belirten Acar, şunları söyledi: “O dönemin Bismil Jandarma Komutanı İzzet Yüzbaşı, yaptığımız tüm başvuruları dikkate almayıp, bizleri hep geri çevirdi. Baban için Bismil Savcılığı’na, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Başbakanlığa, İçişleri Bakanlığı’na ve Genelkurmay Başkanlığı’na yaptığımız tüm başvurulardan sonuç alamadık. Son çare olarak davayı AİHM’e taşıdık. AİHM’in dostane çözüm için önerdiği 105 bin euroyu da reddettik. Çünkü amacımız babamın akıbetini öğrenmekti. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen maalesef halen çaresiz bir bekleyiş içerisindeyiz.”

TANIKLAR ÇIKIP KONUŞSUN

Devlet yetkililerine seslenen Acar, şöyle devam etti: “Devleti yöneten yetkililere seslenmek istiyor; acımıza kulak verin, feryadımızı duyun. Babam ve babam gibi olanların akıbeti gün yüzüne çıkarın ve katillerini de hukuk önüne çıkarmanızı istiyoruz. Bu tür olaylara karışmış, tanık olmuş tüm insanların vicdanlarının sesini dinlemelerini, bildiklerini söylemelerini talep ediyorum. Bu acı bizimle mezara kadar gitmesin. Failler bulunsun istiyorum.”

Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakika oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.

ANF NEWS AGENCY

5 Mayıs 2011 Perşembe

Kurtbaş, Kırbayır'ın katillerini anlattı
Foto: Kurtbaş, Kırbayır'ın katillerini anlattı
İSTANBUL (05.05.2011)- Gazetemizin tutuklu Genel Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu'nun, Edirne F Tipi Hapishanesi'nde Tuncay Kurtbaş ile yaptığı röportaj üzerine savcılık harekete geçti. Savcılık, Cemil Kırbayır'ın işkencede öldürüldüğünü söyleyen Kurtbaş'ın ifadesine başvurdu.
Cemil Kırbayır'ın gözaltında işkenceyle katledildiği bilgisini veren Edirne F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Tuncay Kurtbaş, bildiklerini savcılara anlattı. Gazetemizde yayınlanan röportaj üzerine 10 Mart 2011 tarihinde Kurtbaş'ın ifadesine başvuran Cumhuriyet Savcısı Feridun Mirzabey, “Atılım Gazetesi'ne vermiş olduğunuz röportajda Cemil Kırbayır isimli şahsın kaybolması olayı ile ilgili bilginiz olduğu anlaşılmakta, bu hususta beyanda bulunur musunuz” diye sordu.
Edirne F Tipi Hapishanesi'ndeki savcılık ifadesinde; Cemil Kırbayır'ın 13 Eylül 1980'de Adalet Partililerin komploları sonrası gözaltına alındığını söyleyen Tuncay Kurtbaş, Kırbayır'ın katillerinin isimlerini bir kez daha savcılık huzurunda ifşa etti. Kurtbaş, o dönem Kars Siyasi Şube Komiseri olarak görev yapan Kemal Kartal ve Mehmet Hayta'nın (veya Ayta) Cemil Kırbayır'a işkence yaparak öldürdüklerini anlattı.
Tuncay Kurtbaş, Cumhuriyet Savcısı Feridun Mirzabey'e verdiği ifadede, Cemil Kırbayır'ı askeri birimler ve siyasi şube polislerinin gözaltına aldığını kaydederek şunları söyledi: “Askeri olarak bir yüzbaşının ismi geçiyordu ancak ismini hatırlamıyorum. Asıl önemlisi, askerlerle birlikte siyasi şube polis komiseri Kemal Kartal ve sorgu amiri Mehmet Hayta'da (veya Ayta net hatırlamıyorum) bulunmakta olup, bu şahısların olaydaki etkisi önemlidir. Mehmet isimli sorgu amiri horoz dövüşçüsü olarak da tanınır. Kars'ta para karşılığı horoz dövüştürürdü. Kemal Kartal'ın durumu da ilginçtir. Çünkü kendisinin işkence yapmak ve Oruç Korkmaz isimli şahsı işkencede öldürmek suçundan 4,5 yıl kesinleşmiş cezası vardı. Buna rağmen nasıl devlet memurluğu yaptığını hala anlamış değilim. Bu iki şahıs Cemil Kırbayır'ı 13 Eylül ve devamı günlerinde yoğun işkence uygulamışlar ve sonra öldürüp kaçtı süsü vermişlerdir. Bu hususu bana onunla 13 Eylül'de birlikte gözaltına alınan şahıslar, yani o tarihte bizim tutuklu bulunduğumuz koğuşa şubeden gözaltına alınıp tutuklanıp gelenler anlattılar. Bunların isimleri resmi kayıtlarda mevcuttur. Hatta Cemil'e ne şekilde işkence uygulandığı onun ne şekilde kusturulduğu ve kendisine ne şekilde silahla ateş edilip öldürüldüğünü duyup bilen şahıslardır. Bu şekilde gözaltından tutuklanıp koğuşumuza gelen tutuklular olayı ayrıntıları ile anlattılar.”
Eğitim Enstitüsü'nde işkence yapıldı
O dönem gözaltına alınan kişilerin Kars Siyasi Şube ve Kars Eğitim Enstitüsü'nde tutulduğu ve işkenceye maruz kaldığı bilgisini veren Kurtbaş, “Cemil Kırbayır ise siyasi şubede yukarıda isimlerini verdiğim Kemal Kartal ve Mehmet Hayta (ya da Ayta) isimli şahıslarca öldürülmüşlerdir. Kars Göle grubu işkenceye tabi tutulup sonra tekrar sorgunun devamı için nezarethaneye alındıklarında, içlerinde Cemil Kırbayır'ın olmadığı anlaşılıyor. Bu olay 13 Eylül'den zannedersem bana anlatıldığı kadarı ile 5-6 gün sonra yani, 17-18 Eylül'de meydana gelmiştir” dedi.
“Kırbayır'ın cesedinin yerini karakol bekçileri bilir”
Cemil Kırbayır'ın cesedinin nereye gömüldüğünü kendisinin bilmediğini ifade eden Tuncay Kurtbaş, “Ancak olay günlerinde siyasi şubede emniyet bekçisi olarak görev yapan Selahattin ve Orhan isimli iki bekçi bilgi sahidir diye zannediyorum. Her ikisi de Kars çocuğudur. Bilgileri varsa söyleyecekleri kanaatindeyim” şeklinde konuştu.
“Kartal, Yeter ve Sağlam'ın da katili”
Cemil Kırbayır'ı öldüren Kemal Kartal ile 1993 yılında İstanbul'da gözaltına alındığında Gayrettepe'de karşılaştığını söyleyen Kurtbaş şunları kaydetti: “İsmi Bayram Kemal Kartal olarak geçiyordu. Hatta kendisinin sendikacı Süleyman Yeter'in işkencede öldürülmesinde de sorumluluğu vardır. Orada da sorgu amiri idi.
Hatta Cemil Kırbayır gibi 12 Eylül sonrasında gözaltına alınıp yine aynı kamu görevlilerince siyasi şubede sorgulanan Turan Sağlam da aynı şekilde işkence ile katledilmiş ve kaybedilmiştir. Bir kişi daha bu şekilde o tarihlerde işkencede ölmüştü. Ancak ismini hatırlamıyorum. Bu üçüncü arkadaşın ölümü ile ilgili Ahmet Kaya'nın bilgisi olduğunu zannediyorum. Kendisi Sincan 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde hükümlüdür.”
“Ayrıntılı bilgiyi Meclis Komisyonu'na vereceğim”
Kırbayır'ın işkencede öldürülmesiyle ilgili bildiklerini özet halinde savcıya anlattığını belirten Kurtbaş, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Zafer Üskül ve beraberinde gelecek olan heyete daha ayrıntılı beyanda bulunacağını söyledi. “Şu ana kadar anlattıklarım olay hakkında özetle bildiklerimden ibarettir. Ben bu işin önemli takip edilmesi açısından daha ayrıntılı ifade vermek isterim. Başka ayrıntılar da bilmekteyim. Gerek bu olay ile ilgili gerekse benzer olaylarda birçok olayın açığa çıkması açısından dediğim gibi İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül ve heyetine ifade vermek istiyorum.”
Cemil Kırbayır'ın gözaltında öldürüldüğüne ilişkin ilk tanık olan Edirne F Tipi Cezaevi'nde bulunan Tuncay Kurtbaş'ın anlatımlarının gazetemizde yayınlanmasının ardından Taraf ve Radikal gazetelerinde de tanık bilgilerine yer verilmişti. Sincan F Tipi Cezaevi'nde bulunan Ahmet Kaya'da gazetemize gönderdiği mektupta, Turan Sağlam ve Cemil Kırbayır'ın işkencede öldürüldüğü bilgisine yer vermişti.
Tanık ifadelerinin ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, 14 Nisan günü açıklama yapmış, Kırbayır'ın gözaltında öldürüldüğünü itiraf etmişti.