7 Mayıs 2011 Cumartesi


'Kayıp anneleri Anneler Günü'ne yine buruk giriyor'

ANF
12:28 / 07 Mayıs 2011
AMED - İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının her hafta düzenlediği oturma eyleminin 117. haftasında Diyarbakır’ın Bismil İlçesi’nde gözaltına alınarak kaybedilen Mehmet Salim Acar’ın hikayesi anlatıldı. Oturma eyleminde bölgede yaşanan olaylara dikkat çekilerek, annelerin bir Anneler Günü’ne daha buruk girdiği vurgulandı.

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 117. haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. Oturma eylemine aralarında İHD yönetici ve üyeleri, MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi ve KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınları katıldı. Yoğun yağmur altında gerçekleştirilen oturma eyleminde kayıp yakınları çocuklarının fotoğraflarını taşıdı.

ANNELER GÜNÜNE BURUK GİRİYORUZ

Oturma eylemi öncesi bir konuşma yapan İHD Diyarbakır Şubesi Kayıp Komisyonu Üyesi Necibe Güneş Perinçek, yarın kutlanacak olan Anneler Günü’ne vurgu yaparak, Kürt annelerinin bir Anneler Günü’ne daha buruk girdiğini söyledi. Kayıp annelerinin 117 haftadır yakınlarının akıbetini öğrenmek için mücadele ettiğini ve umutlarını yitirmediklerini belirten Perinçek, “Ama geldiğimiz noktada annelerin yüreği halen buruk. Buradaki anneler bir Anneler Günü’ne daha böyle giriyorlar. Dağda yaşamını yitiren PKK’linin annesi de, Kastamonu’da yaşamını yitiren polisin annesi buruk giriyor Anneler Günü’ne” diye konuştu.

“Son süreçte yaşanan olaylar da gösteriyor ki, karanlık güçler yine devrededir” diyen Perinçek, “Yine sokaklar hareketli. Askeri operasyonlar son bulmuyor. Anneler yine acı dolu günler yaşıyor. Biz bunun artık son bulmasını istiyoruz” şeklinde konuştu.

17 YIL GEÇTİ HALA BİR HABER YOK

Perinçek’in konuşmasının ardından 20 Ağustos 1994 tarihinde Diyarbakır’ın Bismil İlçesi’nde pamuk tarlasında sulama yaparken kendilerini polis olarak tanıtan kişiler tarafından gözaltına alınan Mehmet Salim Acar’ın kaybediliş hikayesini oğlu İhsan Acar anlattı.

Babasının gözaltına alındıktan sonra Bismil İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürüldüğünü belirten Acar, şunları söyledi: “O dönemin Bismil Jandarma Komutanı İzzet Yüzbaşı, yaptığımız tüm başvuruları dikkate almayıp, bizleri hep geri çevirdi. Baban için Bismil Savcılığı’na, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’na, Başbakanlığa, İçişleri Bakanlığı’na ve Genelkurmay Başkanlığı’na yaptığımız tüm başvurulardan sonuç alamadık. Son çare olarak davayı AİHM’e taşıdık. AİHM’in dostane çözüm için önerdiği 105 bin euroyu da reddettik. Çünkü amacımız babamın akıbetini öğrenmekti. Aradan 17 yıl geçmesine rağmen maalesef halen çaresiz bir bekleyiş içerisindeyiz.”

TANIKLAR ÇIKIP KONUŞSUN

Devlet yetkililerine seslenen Acar, şöyle devam etti: “Devleti yöneten yetkililere seslenmek istiyor; acımıza kulak verin, feryadımızı duyun. Babam ve babam gibi olanların akıbeti gün yüzüne çıkarın ve katillerini de hukuk önüne çıkarmanızı istiyoruz. Bu tür olaylara karışmış, tanık olmuş tüm insanların vicdanlarının sesini dinlemelerini, bildiklerini söylemelerini talep ediyorum. Bu acı bizimle mezara kadar gitmesin. Failler bulunsun istiyorum.”

Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakika oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.

ANF NEWS AGENCY

5 Mayıs 2011 Perşembe

Kurtbaş, Kırbayır'ın katillerini anlattı
Foto: Kurtbaş, Kırbayır'ın katillerini anlattı
İSTANBUL (05.05.2011)- Gazetemizin tutuklu Genel Yayın Koordinatörü Sedat Şenoğlu'nun, Edirne F Tipi Hapishanesi'nde Tuncay Kurtbaş ile yaptığı röportaj üzerine savcılık harekete geçti. Savcılık, Cemil Kırbayır'ın işkencede öldürüldüğünü söyleyen Kurtbaş'ın ifadesine başvurdu.
Cemil Kırbayır'ın gözaltında işkenceyle katledildiği bilgisini veren Edirne F Tipi Cezaevi'nde tutuklu bulunan Tuncay Kurtbaş, bildiklerini savcılara anlattı. Gazetemizde yayınlanan röportaj üzerine 10 Mart 2011 tarihinde Kurtbaş'ın ifadesine başvuran Cumhuriyet Savcısı Feridun Mirzabey, “Atılım Gazetesi'ne vermiş olduğunuz röportajda Cemil Kırbayır isimli şahsın kaybolması olayı ile ilgili bilginiz olduğu anlaşılmakta, bu hususta beyanda bulunur musunuz” diye sordu.
Edirne F Tipi Hapishanesi'ndeki savcılık ifadesinde; Cemil Kırbayır'ın 13 Eylül 1980'de Adalet Partililerin komploları sonrası gözaltına alındığını söyleyen Tuncay Kurtbaş, Kırbayır'ın katillerinin isimlerini bir kez daha savcılık huzurunda ifşa etti. Kurtbaş, o dönem Kars Siyasi Şube Komiseri olarak görev yapan Kemal Kartal ve Mehmet Hayta'nın (veya Ayta) Cemil Kırbayır'a işkence yaparak öldürdüklerini anlattı.
Tuncay Kurtbaş, Cumhuriyet Savcısı Feridun Mirzabey'e verdiği ifadede, Cemil Kırbayır'ı askeri birimler ve siyasi şube polislerinin gözaltına aldığını kaydederek şunları söyledi: “Askeri olarak bir yüzbaşının ismi geçiyordu ancak ismini hatırlamıyorum. Asıl önemlisi, askerlerle birlikte siyasi şube polis komiseri Kemal Kartal ve sorgu amiri Mehmet Hayta'da (veya Ayta net hatırlamıyorum) bulunmakta olup, bu şahısların olaydaki etkisi önemlidir. Mehmet isimli sorgu amiri horoz dövüşçüsü olarak da tanınır. Kars'ta para karşılığı horoz dövüştürürdü. Kemal Kartal'ın durumu da ilginçtir. Çünkü kendisinin işkence yapmak ve Oruç Korkmaz isimli şahsı işkencede öldürmek suçundan 4,5 yıl kesinleşmiş cezası vardı. Buna rağmen nasıl devlet memurluğu yaptığını hala anlamış değilim. Bu iki şahıs Cemil Kırbayır'ı 13 Eylül ve devamı günlerinde yoğun işkence uygulamışlar ve sonra öldürüp kaçtı süsü vermişlerdir. Bu hususu bana onunla 13 Eylül'de birlikte gözaltına alınan şahıslar, yani o tarihte bizim tutuklu bulunduğumuz koğuşa şubeden gözaltına alınıp tutuklanıp gelenler anlattılar. Bunların isimleri resmi kayıtlarda mevcuttur. Hatta Cemil'e ne şekilde işkence uygulandığı onun ne şekilde kusturulduğu ve kendisine ne şekilde silahla ateş edilip öldürüldüğünü duyup bilen şahıslardır. Bu şekilde gözaltından tutuklanıp koğuşumuza gelen tutuklular olayı ayrıntıları ile anlattılar.”
Eğitim Enstitüsü'nde işkence yapıldı
O dönem gözaltına alınan kişilerin Kars Siyasi Şube ve Kars Eğitim Enstitüsü'nde tutulduğu ve işkenceye maruz kaldığı bilgisini veren Kurtbaş, “Cemil Kırbayır ise siyasi şubede yukarıda isimlerini verdiğim Kemal Kartal ve Mehmet Hayta (ya da Ayta) isimli şahıslarca öldürülmüşlerdir. Kars Göle grubu işkenceye tabi tutulup sonra tekrar sorgunun devamı için nezarethaneye alındıklarında, içlerinde Cemil Kırbayır'ın olmadığı anlaşılıyor. Bu olay 13 Eylül'den zannedersem bana anlatıldığı kadarı ile 5-6 gün sonra yani, 17-18 Eylül'de meydana gelmiştir” dedi.
“Kırbayır'ın cesedinin yerini karakol bekçileri bilir”
Cemil Kırbayır'ın cesedinin nereye gömüldüğünü kendisinin bilmediğini ifade eden Tuncay Kurtbaş, “Ancak olay günlerinde siyasi şubede emniyet bekçisi olarak görev yapan Selahattin ve Orhan isimli iki bekçi bilgi sahidir diye zannediyorum. Her ikisi de Kars çocuğudur. Bilgileri varsa söyleyecekleri kanaatindeyim” şeklinde konuştu.
“Kartal, Yeter ve Sağlam'ın da katili”
Cemil Kırbayır'ı öldüren Kemal Kartal ile 1993 yılında İstanbul'da gözaltına alındığında Gayrettepe'de karşılaştığını söyleyen Kurtbaş şunları kaydetti: “İsmi Bayram Kemal Kartal olarak geçiyordu. Hatta kendisinin sendikacı Süleyman Yeter'in işkencede öldürülmesinde de sorumluluğu vardır. Orada da sorgu amiri idi.
Hatta Cemil Kırbayır gibi 12 Eylül sonrasında gözaltına alınıp yine aynı kamu görevlilerince siyasi şubede sorgulanan Turan Sağlam da aynı şekilde işkence ile katledilmiş ve kaybedilmiştir. Bir kişi daha bu şekilde o tarihlerde işkencede ölmüştü. Ancak ismini hatırlamıyorum. Bu üçüncü arkadaşın ölümü ile ilgili Ahmet Kaya'nın bilgisi olduğunu zannediyorum. Kendisi Sincan 2 No'lu F Tipi Cezaevi'nde hükümlüdür.”
“Ayrıntılı bilgiyi Meclis Komisyonu'na vereceğim”
Kırbayır'ın işkencede öldürülmesiyle ilgili bildiklerini özet halinde savcıya anlattığını belirten Kurtbaş, TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Zafer Üskül ve beraberinde gelecek olan heyete daha ayrıntılı beyanda bulunacağını söyledi. “Şu ana kadar anlattıklarım olay hakkında özetle bildiklerimden ibarettir. Ben bu işin önemli takip edilmesi açısından daha ayrıntılı ifade vermek isterim. Başka ayrıntılar da bilmekteyim. Gerek bu olay ile ilgili gerekse benzer olaylarda birçok olayın açığa çıkması açısından dediğim gibi İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül ve heyetine ifade vermek istiyorum.”
Cemil Kırbayır'ın gözaltında öldürüldüğüne ilişkin ilk tanık olan Edirne F Tipi Cezaevi'nde bulunan Tuncay Kurtbaş'ın anlatımlarının gazetemizde yayınlanmasının ardından Taraf ve Radikal gazetelerinde de tanık bilgilerine yer verilmişti. Sincan F Tipi Cezaevi'nde bulunan Ahmet Kaya'da gazetemize gönderdiği mektupta, Turan Sağlam ve Cemil Kırbayır'ın işkencede öldürüldüğü bilgisine yer vermişti.
Tanık ifadelerinin ardından TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, 14 Nisan günü açıklama yapmış, Kırbayır'ın gözaltında öldürüldüğünü itiraf etmişti.

30 Nisan 2011 Cumartesi



Kayıp yakınlarından Şerko Maerifi için acil çağrı

ANF
13:23 / 30 Nisan 2011
AMED - Diyarbakır'da İHD ve kayıp yakınları her hafta düzenledikleri "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" eyleminde, İran’da her an idam edilme tehlikesi altında olan Kürt siyasi tutuklu Şerko Maerifi için acil çağrı yaptı. Uluslar arası kuruluşları harekete geçmeye çağıran İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, "Yanı başımızdaki İran'da bir insanlık trajedisi yaşanmaktadır. Ancak tüm dünya bu insanlık ayıbına sessiz kalmaktadır. 1 Mayıs günü yine bir Kürt genci idam edilecek. Bu vahşete daha ne kadar sessiz kalacağız? dedi.

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 116. haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. Oturma eylemine aralarında İHD yönetici ve üyeleri, MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi ve KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınları katıldı.

Kayıpların fotoğraflarının taşındığı oturma eylemi öncesi bir konuşma yapan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, yıllardır kayıpların akıbetinin ortaya çıkması için mücadele verdiklerini, ancak tüm girişimlere rağmen devletin ve AKP hükümetinin bu konuda bir adım atmadığını söyledi.

İran’da 1 Mayıs günü idam edileceği söylenen Şerko Maerifi’nin durumuna da dikkat çeken Bilici, “Yanı başımızdaki İran’da bir insanlık trajedisi yaşanmaktadır. Bu ülkede her gün insanlar idam edilmektedir. Ancak tüm dünya bu insanlık ayıbına sessiz kalmaktadır. 1 Mayıs günü yine bir Kürt genci idam edilecek. Bu vahşete daha ne kadar sessiz kalacağız? Bunlara artık bir dur demenin zamanı gelmiştir” dedi.

‘DURDURUN BU İDAMLARI’

Uluslar arası güçler ve sivil toplum örgütlerine de çağrıda bulunan Bilici, şunları söyledi: “Biz daha önce yaşanan bu idamları protesto etmek için bir çok ülkenin büyükelçiliklerine ve uluslararası insan hakları kuruluşlarına mektup gönderdik. O dönem gerçekleştirdiğimiz tepkiler sonucu bazı idam kararları ertelendi. Ancak bu sorun ortadan kalkmış değil. Adında İslam sözcüğü bulunan bir devlet, bu isminin tam tersi uygulamalara imza atmaktadır. Bizler insan hakları savunucuları olarak bu durumu kabul etmiyoruz. Ayrıca Türkiye Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve diğer ülkelerin yönetimlerine ve uluslararası insan hakları kuruluşlarına tekrar çağrıda bulunmak istiyoruz. Artık yeter, bu insanlık ayıbı karşısında bir şeyler yapın. Durdurun bu idamları.”

KÜRT SORUNU OPERASYONLARLA ÇÖZEMEZSİNİZ’

Konuşmasının devamında bölge genelinde yürütülen gözaltı operasyonları ve kırsal alanda yürütülen askeri operasyonlara değinen Bilici, “Tüm ısrarlı söylemlerimize rağmen devlet operasyonları sürdürmekten vazgeçmiyor. Birçok ilde onlarca Kürt siyasetçi gözaltına alınarak tutuklanıyor. Yine daha iki gün önce Dersim’de 7 PKK militanı yaşamını yitirdi. Bu devlet, bu iktidar sorunu çözümsüzlüğe sürüklemeye devam ediyor. 30 yıl boyunca bu yöntemleri denediniz, sonuç alınamayacağını kendiniz de gördünüz. Ancak halen aynı yöntemlerle sorunu çözmeye uğraşıyorsunuz. Kürt sorununu siyasi ve askeri operasyonlarla çözemezsiniz. Artık bunu anlayın ve bundan vazgeçin” diye konuştu.

Bilici’nin konuşmasından sonra İHD Kayıp Komisyonu Üyesi Necibe Güneş Perinçek, 22 Mayıs 1998 tarihinde Diyarbakır’da evinden ayrıldıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Ahmet Eğitmiş’in kaybediliş hikayesini anlattı. Konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakika oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.

ANF NEWS AGENCY

23 Nisan 2011 Cumartesi

Kayıp yakınlarından Mersin'de oturma eylemi

ANF
16:20 / 23 Nisan 2011
MERSİN - Mersin’de MEYA-DER öncülüğünde bir araya gelen yüzlerce kayıp yakını, çocuklarının mezarlarının bulunarak kendilerine teslim edilmesi için oturma eylemi düzenledi. MEYA-DER Sözcüsü Ali Atsız, hükümete seslenerek, “Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulması, çıkarılan kemiklerle ilgili DNA bankası oluşturulması, ortaya çıkarılan kemiklerin DNA bankasına alınmasını talep ediyoruz” dedi.

Mersin’de, MEYA-DER öncülüğünde bir araya gelen yüzlerce kayıp yakını, ellerinde çocuklarına ait fotoğraflarla BDP’li Akdeniz Belediye binası önünde oturma eylemi yaptı. Eyleme, aralarında BDP’nin desteklediği Bağımsız milletvekili adayı Ertuğrul Kürkçü, Akdeniz Belediye Başkaın M. Fazıl Türk, belediye meclis üyeleri ile partililer ve şehit annelerinin de bulunduğu yaklaşık 700 kişi katıldı. “Biji serok Apo”, “Şehit namirin”, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi”, “Ey Şehit, yolunuz yolumuzdur”, ve “PKK halktır, halk burada”, “Katil Erdoğan” sloganları atılan eylemde AKP Hükümeti’ne seslenen yüzlerce şehit annesi, çocuklarının kemiklerinin bulunarak kendilerine teslim edilmesi taleplerini haykırdı. Oturma eyleminin yapıldığı Belediye çevresinde Çevik kuvvet polisi panzer ve tazyikli su fırlatan tomo adı verilen araçlarla yoğun güvenlik önlemi aldığı gözlenirken, eylem yaşamını yitirenlerin anısına yapılan bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

ÇOCUĞUNU KAYBEDEN ANNEDEN 23 NİSAN DERSİ

Elinde kayıp olan çocuğuna ait fotoğrafla gazetecilerin yanına kadar gelerek konuşan Şerife Orhan adlı anne, “Bugün günlerden ne biliyor musunuz? Bugün 23 Nisan Çocuk Bayramı. Ama bizim çocuklarımız kayıp. Bir mezarları bile yok. Çocuklarımızı toprağın altında değil, kucağımızda uyutmak istiyoruz. Artık yeter! Bu kan, savaş dursun. Türk, Kürt, Arap hiçbir annenin yüreği yanmasın. Müslüman’ım diyen Başbakan Erdoğan’ın hiç mi vicdanı sızlamıyor. Bu savaşı bitirmek onların elinde” dedi.

Ardından söz alan Ertuğrul Kürkçü ise, Kürtlerin tek talebinin insanca, kardeşçe ve birlikte yaşam olduğunu, ancak kendilerine ölüm, işkence, cezaevi ve sürgünlerin reva görüldüğünü vurguladı. Musa Anter, Vedat Aydın, Mehmet Sincar, pek çok İHD yöneticisi Özgür Gündem gazetesinin yazarları, muhabirleri ve daha birçok değerli Kürt aydınının sistem tarafından katledildiğini belirtti.

Kürkçü, “Hiç kimsenin bu halka, annelere bu acıları yaşatmaya hakkı yoktur. Acılarınızı paylaşıyoruz. Oğullarınız ve kızlarınız Kürt Özgürlük Mücadelesi’nde yaşamlarını feda ettiler. 30-40 süren bu savaşta, orta büyüklükte bir kenti dolduracak kadar insanımız yaşamını yitirdi. Diyarbakır cezaevinde başlayan zulüm, bunu izleyen yıllarda HEP, DEP, HADEP, DTP ve Bugün BDP saflarında süren mücadelenin içinde pek çok insan, barışçıl, şiddetsiz bir politika sürdürdükleri halde katledildi. Savaşı istemedikleri halde, savaşa sürüklenen Türk kardeşlerimiz de hayatlarını kaybetti. Neresinden bakarsanız bakın, ezilen bir halk hakkını istedi, kendi dilini konuşmak, kendi dilinde eğitim görmek, kendi kendini yönetmek, diğer yurttaşlarla eşit olmak ve özgür vatanda yaşamak istedi. Başka da bir şey istemedi” diye konuştu.

Türkiye Cumhuriyet Devletinin ise, Kürtlerin barışçıl ve demokratik taleplerine savaş ve silahla karşılık verdiğini söyleyen Kürkçü, şöyle konuştu: “Bugün geldiğimiz noktada, bu sürecin artık silahlarla sürdürülemeyeceği artık ortaya çıkmıştır. Türkiye Cumhuriyet Devleti’ne, Cumhurbaşkanı’na, Başbakan’a, Parlamenterlere, tüm siyasi partilere ve TSK’ya buradan sesleniyoruz. Bir an önce barış için harekete geçin. Bu çatışmaya son verecek çözümü gündeme getirin. Çözüm son derece basit. İnsanların kendilerini yönetmelerine razı olun. Demokratik ve eşit yurttaşlık temelinde yeni bir anayasa hazırlayın. İşte o gün Türkiye’ye barış gelecektir.”

AKP ÖNCEKİ HÜKÜMETLERDEN DAHA ZALİM

MEYA-DER Sözcüsü Ali Atsız ise, “Yaşanılan vahşetlerin kirli yüzü açığa çıkmasın diye AKP hükümeti ve devleti tarafında ört bas edildiğini söyledi.

Kürt halkı özgürlük mücadelesinde binlerce evladını yitirdiğini hatırlatan Atsız, “Bir kısmı işkence, bir kısmı faili meçhullerle, bir kısmı çatışmalarda, bir kısmı da kimyasal silahlarla olmak üzere binlerce özgürlük savaşçısı katledildi. Bu insanlar adaletli bir dünya için eşit ve özgür bir gelecek için onurlu bir yaşam için her türlü zorluğu göze alarak özgürlük savaşımını verdi” dedi.

“Biz kayıp yakınları olarak bu kirli savaşta hayatlarını kaybeden, toplu mezarlara gömülen, bedenleri parçalanan, direnerek ölümsüzleşen evlatlarımızın anıları ile mücadelemizi sürdüreceğiz” diyen Atsız, açıklamasına şöyle devam etti; “Kaybettiklerimizin mücadelelerine olan bağlılığımızı bir kez daha göstermek için buralardayız. Burada AKP ve başbakana sesleniyoruz, artık bu kan dursun ve gençlerimiz ölmesin istiyoruz. Bütün çağrılara rağmen maalesef görünüyor ki AKP kendisinden önceki hükümetlerden daha zalimce uygulamalara giderek, kanın akması için bütün yolları deniyor. Bizlere bu yapılanları kınıyoruz. Kürt Sorunu, demokratik ve barışçıl yollarla çözülünceye dek mücadeleye devam edeceğiz. Hükümetten şu talepleri istiyoruz: ‘Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulması, çıkarılan kemiklerle ilgili DNA bankası oluşturulması, ortaya çıkarılan kemiklerin DNA bankasına alınmasını talep ediyoruz’ AKP devleti bilsin ki biz çocuklarımızın mücadelesinin arkasındayız, yolundayız”

Konuşmaların ardından yüzlerce şehit yakını, ellerinde kayıp çocuklarının resimleriyle, bir saatlik oturma eylemi başlattı. Ardından kitle Belediye binasından 10 kilometre uzaklıkta bulunan Barış çadırlarına doğru slogan ve alkışlar eşliğinde yürüdü.

ANF NEWS AGENCY

O kayıp dedesi için eylemdeydi

ANF
17:39 / 23 Nisan 2011
CİZRE - Cizre'de kayıpların bulunması için her hafta yapılan oturma eylemine katılan 7 yaşındaki Mariya Esendemir, 23 Nisan Çocuk Bayramı'nda çocuklar eğlenirken, o henüz kendisi doğmadan kaçırılıp işkence edilerek öldürülen dedesini sormak için alandaydı.

Cizre'de Orhan Doğan Caddesi üzerinde her hafta kayıpların bulunması için yapılan oturma eylemine katılan Maria Esendemir, kayıp dedesini sordu.

Elinde dedesinin fotoğrafıyla kameralara anlamlı bakan küçük Mariya dedesine kavuşamasa bile her hafta Cizre'deki kayıplar bulunsun eyleminde yer alacak.

Osman Esendemir, Güçlükonak'a bağlı Fındık beldesinde Tabur Komutanı Oktay'ın emri ile 24 Mayıs 1989 yılında gözaltına alındı. 18 Haziran 1989 tarihinde ise Banê köyü kırsalında kafası ve kolu parçalanmış bir şekilde çobanların ihbarı ile cesedi bulundu. Aile savcılığa başvurdu ama diğer kayıplar gibi bir sonuç alamadı.

ANF NEWS AGENCY

Kayıp yakınları: Failler bulunsaydı İbrahim ölmezdi

ANF
13:03 / 23 Nisan 2011
AMED - İHD ve kayıp yakınlarının her hafta düzenlediği oturma eyleminin 115. Haftasında konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, son günlerde yaşanan şiddet olaylarının tek sorumlusunun devlet olduğunu belirterek, “Bir kez daha tekrarlıyoruz; şiddetle bastırmayla bir yere varamazsınız. Polis tarafından öldürülen Aydın Erdem, Mahsum Karaoğlan, Mehmet Uytun’un failleri ortaya çıksaydı bugün İbrahim’i kaybetmemiş olacaktık. Ama maalesef katillerin üzerine gidilmiyor. İktidar güvenlik güçlerinin arkasında durarak onları savunuyor” diye konuştu.

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 115. haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. Oturma eylemine aralarında İHD yönetici ve üyeleri, MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi ve KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınları katıldı.

Oturma eylemi öncesi bir konuşma yapan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, YSK’nın bağımsız adaylara ilişkin veto kararı sonrası yaşanan olaylara değinerek, “Kürtler için legal siyaset yapmanın ne kadar zor olduğu bir kez daha ortaya çıktı. HEP’ten bu yana Kürtlerin yaşanan sorunları demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözme istemi şiddetle, kanla bastırıldı. Ancak Kürtler ısrarla demokratik siyasetten uzaklaşmadan legal alanda siyaset yapmayı sürdürdüler. DEP döneminde bu halkın temsilcilerini Meclis’ten atarak cezaevin koydular. Bu dönemde de ‘sizler siyaset yapamazsınız’ denilerek, onları seçime sokmamak için ellerinden geleni yapıyorlar” dedi.

Ancak, hukuk dışı, faşist, antidemokratik uygulamaların halkın iradesinin önüne geçemeyeceğinin bir kez daha ortaya çıktığını kaydeden Bilici şunları söyledi: “Son üç gündür sorunların demokratik bir şekilde çözümü için mücadele verildi ve yanlıştan dönüldü. Ancak yine bir can verdik. Ayrıca yüzlerce insan yaralandı ve gözaltına alındı. Cumhurbaşkanı sorunların şiddetle çözülemeyeceğini söylüyor. Doğrudur, biz de insan hakları savucuları olarak, Kürtler olarak sorunun şiddetle çözülemeyeceğini ısrarla söylüyoruz. Bunu her fırsatta söyleyen Kürtlerdir ve nitekim şiddete uğrayan da Kürtlerdir. Bunu söyledikleri için her türlü antidemokratik uygulamaya maruz kalıyorlar.”

ŞİDDETLE, BASTIRMAYLA BİR YERE VARAMAZSINIZ

Bölgede son günlerde polisin halka yönelik gerçekleştirdiği saldırıları kınadıklarını ifade eden Bilici konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizler yıllardır faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ortaya çıksın diye mücadele ediyoruz ama her gün bunlara yeni birisi ekleniyor. Bir kez daha tekrarlıyoruz; şiddetle bastırmayla bir yere varamazsınız. Polis tarafından öldürülen Aydın Erdem, Mahsum Karaoğlan, Mehmet Uytun’un failleri ortaya çıksaydı bugün İbrahim’i kaybetmemiş olacaktık. Ama maalesef hiçbir hesap sorulmuyor ve katillerin üzerine gidilmiyor. İktidar güvenlik güçlerinin arkasında durarak onları savunuyor. Son günlerde yaşanan olayların sorumlusu devlettir, Başbakan’dır İçişleri Bakanı’dır. Buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz; bu şiddeti yapanlardan bir an önce hesap sorulsun, İbrahim’in failleri ortaya çıkarılsın. Bu yapılmazsa, bir dahaki toplumsal gösteride sıranın kime geleceğini bilemiyoruz. Bu nedenle bunun hesabının sorulması gerekiyor.”

ARTIK DURDURUN BU ÖLÜMLERİ

Maraş’ın Pazarcık İlçesi kırsalında meydana gelen çatışmada yaşamını yitiren HPG’lilere de değinen Bilici, “Bakın yine kentimize bir cenaze geliyor. Geçen hafta bugün yine bir cenaze daha kaldırdık. Bu coğrafyaya her gün bir cenaze gönderiliyor. Her hafta bir cenaze merasimi yapılıyor bu kentte. Evet, biz de Cumhurbaşkanı gibi şiddetle bir şeyin çözülemeyeceğini söylüyoruz ama bu şiddeti uygulayan bizzat devlettir. Artık insanlarımızın ölümüne bir son verin, durdurun bu ölümleri” diye konuştu.

Bilicinin konuşmasının ardından 1994 yılında Mardin’in Kızıltepe İlçesi’nde gözaltına alınarak katledilen M. Zeki Aksoy’un hikayesini kardeşi Mahsum Aksoy tarafından anlatıldı. Ardından Aksoy’un annesi Sultan Aksoy da o dönem yaşadıklarını ve tanıklıklarını anlattı.

Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakika oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.

ANF NEWS AGENCY

19 Nisan 2011 Salı

'Bu insanlık suçu temizlenmeli'

http://www.ntvmsnbc.com/id/25204237/

Nurettin Yedigöl 30 yıl önce gözaltına alındı. Onunla birlikte içeriye giren arkadaşları Yedigöl'ün ağır işkenceler sonucu öldürüldüğünü söylüyor ama Yedigöl hala bir 'kayıp', hala bir mezarı yok. Kardeşi Muzaffer Yedigöl bir kez daha yineliyor: ''Devlet en azından özür dilemesini bilmeli. Yapanları cezalandırmalı...''


    Sol görüşlü bir genç
Nurettin Yedigöl 1955 Erzincan doğumlu. Dört kardeşin en büyüğü. Çiftçilikle uğraşan bir aileden geliyor. Zor şartlar altında okulunu bitiriyor. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini kazanıyor. 1973’te İstanbul’a geliyor. Onunla aynı dönemde Abdullah Gül de hukuk okuyor. Yedigöl, sol görüşlü olduğu için sol gruplara katılıyor. 77’de üniversiteyi bitiriyor. Birçok işte çalışıyor. 12 Nisan 1981’de İdealtepe’de yakalanarak gözaltına alınıyor. Bir daha kendisinden haber alınamıyor. Diğer tutsakların tanıklıklarına göre gözaltında kafasına çivi çakılarak elektrik veriliyor, ağır işkenceler sonucu öldürülüyor. Yedigöl'ün tüm işkencelere rağmen hiç kimsenin adını vermediği de biliniyor.

   
ntvmsnbc
Güncelleme: 10:13 TSİ 19 Nisan. 2011 Salı
İSTANBUL - Onlar ara sıra hatırlanıyor; yıldönümlerinde ya da bir ‘devlet büyüğü’nün ağzından düşen kelimeler arasında gündeme geliyorlar. Hepsinin isteği aynı ve yıllardır da bir umutla bekliyorlar: Acılarının biraz olsun azalması için, kaybedilen yakınlarının bir mezarı olsun, onları kaybedenler cezalandırılsın istiyorlar.
Cumartesi Anneleri her Cumartesi toplanmaya devam ediyor. Daha düne kadar devletin muhatap bile almadığı kayıp yakınları, Cemil Kırbayır ve Tolga Ceylan’ın akıbetinin araştırılmaya başlanmasıyla biraz olsun umutlanmıştı ama bir süre sonra kendi yakınlarıyla ilgili hiçbir şey yapılmadığını gördüklerinde tekrar başa döndüklerini ya da doğrusu hep başlangıçta olduklarını gördüler.
  CUMARTESİ ANNELERİ