23 Nisan 2011 Cumartesi

Kayıp yakınları: Failler bulunsaydı İbrahim ölmezdi

ANF
13:03 / 23 Nisan 2011
AMED - İHD ve kayıp yakınlarının her hafta düzenlediği oturma eyleminin 115. Haftasında konuşan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, son günlerde yaşanan şiddet olaylarının tek sorumlusunun devlet olduğunu belirterek, “Bir kez daha tekrarlıyoruz; şiddetle bastırmayla bir yere varamazsınız. Polis tarafından öldürülen Aydın Erdem, Mahsum Karaoğlan, Mehmet Uytun’un failleri ortaya çıksaydı bugün İbrahim’i kaybetmemiş olacaktık. Ama maalesef katillerin üzerine gidilmiyor. İktidar güvenlik güçlerinin arkasında durarak onları savunuyor” diye konuştu.

İHD Diyarbakır Şubesi ve kayıp yakınlarının “Kayıplar Bulunsun, Failler Yargılansın” sloganıyla her hafta düzenlediği oturma eylemi, 115. haftasında Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde gerçekleştirildi. Oturma eylemine aralarında İHD yönetici ve üyeleri, MEYA-DER, Barış Anneleri İnisiyatifi ve KESK’e bağlı sendikaların temsilcileri ile kayıp yakınları katıldı.

Oturma eylemi öncesi bir konuşma yapan İHD Diyarbakır Şube Sekreteri Raci Bilici, YSK’nın bağımsız adaylara ilişkin veto kararı sonrası yaşanan olaylara değinerek, “Kürtler için legal siyaset yapmanın ne kadar zor olduğu bir kez daha ortaya çıktı. HEP’ten bu yana Kürtlerin yaşanan sorunları demokratik ve barışçıl yöntemlerle çözme istemi şiddetle, kanla bastırıldı. Ancak Kürtler ısrarla demokratik siyasetten uzaklaşmadan legal alanda siyaset yapmayı sürdürdüler. DEP döneminde bu halkın temsilcilerini Meclis’ten atarak cezaevin koydular. Bu dönemde de ‘sizler siyaset yapamazsınız’ denilerek, onları seçime sokmamak için ellerinden geleni yapıyorlar” dedi.

Ancak, hukuk dışı, faşist, antidemokratik uygulamaların halkın iradesinin önüne geçemeyeceğinin bir kez daha ortaya çıktığını kaydeden Bilici şunları söyledi: “Son üç gündür sorunların demokratik bir şekilde çözümü için mücadele verildi ve yanlıştan dönüldü. Ancak yine bir can verdik. Ayrıca yüzlerce insan yaralandı ve gözaltına alındı. Cumhurbaşkanı sorunların şiddetle çözülemeyeceğini söylüyor. Doğrudur, biz de insan hakları savucuları olarak, Kürtler olarak sorunun şiddetle çözülemeyeceğini ısrarla söylüyoruz. Bunu her fırsatta söyleyen Kürtlerdir ve nitekim şiddete uğrayan da Kürtlerdir. Bunu söyledikleri için her türlü antidemokratik uygulamaya maruz kalıyorlar.”

ŞİDDETLE, BASTIRMAYLA BİR YERE VARAMAZSINIZ

Bölgede son günlerde polisin halka yönelik gerçekleştirdiği saldırıları kınadıklarını ifade eden Bilici konuşmasını şöyle sürdürdü: “Bizler yıllardır faili meçhul cinayetler, yargısız infazlar ortaya çıksın diye mücadele ediyoruz ama her gün bunlara yeni birisi ekleniyor. Bir kez daha tekrarlıyoruz; şiddetle bastırmayla bir yere varamazsınız. Polis tarafından öldürülen Aydın Erdem, Mahsum Karaoğlan, Mehmet Uytun’un failleri ortaya çıksaydı bugün İbrahim’i kaybetmemiş olacaktık. Ama maalesef hiçbir hesap sorulmuyor ve katillerin üzerine gidilmiyor. İktidar güvenlik güçlerinin arkasında durarak onları savunuyor. Son günlerde yaşanan olayların sorumlusu devlettir, Başbakan’dır İçişleri Bakanı’dır. Buradan tekrar çağrıda bulunuyoruz; bu şiddeti yapanlardan bir an önce hesap sorulsun, İbrahim’in failleri ortaya çıkarılsın. Bu yapılmazsa, bir dahaki toplumsal gösteride sıranın kime geleceğini bilemiyoruz. Bu nedenle bunun hesabının sorulması gerekiyor.”

ARTIK DURDURUN BU ÖLÜMLERİ

Maraş’ın Pazarcık İlçesi kırsalında meydana gelen çatışmada yaşamını yitiren HPG’lilere de değinen Bilici, “Bakın yine kentimize bir cenaze geliyor. Geçen hafta bugün yine bir cenaze daha kaldırdık. Bu coğrafyaya her gün bir cenaze gönderiliyor. Her hafta bir cenaze merasimi yapılıyor bu kentte. Evet, biz de Cumhurbaşkanı gibi şiddetle bir şeyin çözülemeyeceğini söylüyoruz ama bu şiddeti uygulayan bizzat devlettir. Artık insanlarımızın ölümüne bir son verin, durdurun bu ölümleri” diye konuştu.

Bilicinin konuşmasının ardından 1994 yılında Mardin’in Kızıltepe İlçesi’nde gözaltına alınarak katledilen M. Zeki Aksoy’un hikayesini kardeşi Mahsum Aksoy tarafından anlatıldı. Ardından Aksoy’un annesi Sultan Aksoy da o dönem yaşadıklarını ve tanıklıklarını anlattı.

Yapılan konuşmaların ardından kayıp yakınları 5 dakika oturma eylemi yaparak eylemlerine son verdi.

ANF NEWS AGENCY

19 Nisan 2011 Salı

'Bu insanlık suçu temizlenmeli'

http://www.ntvmsnbc.com/id/25204237/

Nurettin Yedigöl 30 yıl önce gözaltına alındı. Onunla birlikte içeriye giren arkadaşları Yedigöl'ün ağır işkenceler sonucu öldürüldüğünü söylüyor ama Yedigöl hala bir 'kayıp', hala bir mezarı yok. Kardeşi Muzaffer Yedigöl bir kez daha yineliyor: ''Devlet en azından özür dilemesini bilmeli. Yapanları cezalandırmalı...''


    Sol görüşlü bir genç
Nurettin Yedigöl 1955 Erzincan doğumlu. Dört kardeşin en büyüğü. Çiftçilikle uğraşan bir aileden geliyor. Zor şartlar altında okulunu bitiriyor. İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesini kazanıyor. 1973’te İstanbul’a geliyor. Onunla aynı dönemde Abdullah Gül de hukuk okuyor. Yedigöl, sol görüşlü olduğu için sol gruplara katılıyor. 77’de üniversiteyi bitiriyor. Birçok işte çalışıyor. 12 Nisan 1981’de İdealtepe’de yakalanarak gözaltına alınıyor. Bir daha kendisinden haber alınamıyor. Diğer tutsakların tanıklıklarına göre gözaltında kafasına çivi çakılarak elektrik veriliyor, ağır işkenceler sonucu öldürülüyor. Yedigöl'ün tüm işkencelere rağmen hiç kimsenin adını vermediği de biliniyor.

   
ntvmsnbc
Güncelleme: 10:13 TSİ 19 Nisan. 2011 Salı
İSTANBUL - Onlar ara sıra hatırlanıyor; yıldönümlerinde ya da bir ‘devlet büyüğü’nün ağzından düşen kelimeler arasında gündeme geliyorlar. Hepsinin isteği aynı ve yıllardır da bir umutla bekliyorlar: Acılarının biraz olsun azalması için, kaybedilen yakınlarının bir mezarı olsun, onları kaybedenler cezalandırılsın istiyorlar.
Cumartesi Anneleri her Cumartesi toplanmaya devam ediyor. Daha düne kadar devletin muhatap bile almadığı kayıp yakınları, Cemil Kırbayır ve Tolga Ceylan’ın akıbetinin araştırılmaya başlanmasıyla biraz olsun umutlanmıştı ama bir süre sonra kendi yakınlarıyla ilgili hiçbir şey yapılmadığını gördüklerinde tekrar başa döndüklerini ya da doğrusu hep başlangıçta olduklarını gördüler.
  CUMARTESİ ANNELERİ

14 Nisan 2011 Perşembe



Üskül: Cemil Kırbayır işkenceyle öldürüldü

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1046148&Date=14.04.2011&CategoryID=77

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, kamuoyunda Berfo Ana olarak tanınan Berfo Kırbayır'ın gözaltında kaybolan oğlu Cemil Kırbayır'ın işkencede öldürüldüğü kanaatinde olduklarını açıkladı.

Üskül: Cemil Kırbayır işkenceyle öldürüldü
TBMM - Üskül, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, kayıplarla ile ilgili kurulan alt komisyonun Kırbayır konusunda ulaştığı nokta hakkında bilgi verdi.

Üskül, Başbakan Erdoğan’ın kayıp aileleriyle yaptığı toplantıda oğlu Cemil Kırbayır’ın akıbetini soran ve Başbakan’dan bizzat ilgilenme sözü alan Berfo Ana’ya da kara haberi verdi.

Ailenin iddialarına göre, Kırbayır'ın 13 Eylül 1980'de evinden alınıp 247. Piyade Alayına, orada bir hafta tutulduktan sonra da Kars Askeri Gözetimevine gönderildiğini, sorgu evi olarak kullanılan Dede Korkut Eğitim Enstitüsünde emniyet personelince sorgulandığını, işkenceye tabi tutulduğunu ve 8 Ekim 1980'de öldürüldüğünü anımsatan Üskül, polisin ise gözaltında tutulduğu yerden kaçtığına ilişkin tutanak tuttuğunu kaydetti.

Kırbayır'ın annesi Berfo Kırbayır'ın oğlunun mezarının olması için kemiklerini talep ettiğini hatırlatan Üskül, alt komisyonun bir takım çalışmalar yaptığını kaydettiği.

Öğrendikleri birinci şeyin; Kırbayır'ın yok olmasının ardından Kars'ta Cumhuriyet Savcılığının hiçbir soruşturma yapmadığı olduğunu dile getiren Üskül, Kars Cumhuriyet Başsavcılığının kendilerinin bilgi istemesinden hemen sonra bir soruşturma başlattığını ve o soruşturmanın halen devam ettiğini anlattı.

Üskül, o dönemde emniyet, MİT ve sıkıyönetimde görev yapan kişilerin isimlerini istediklerini, Emniyet ve MİT'ten çok kısa sürede yanıt aldıklarını, ancak Milli Savunma Bakanlığından henüz bir yanıt alamadıklarını bildirdi.

O dönemde görev yapan polis ve bekçiler, MİT görevlileri, Cemil Kırbayır ile birlikte gözetimevinden sorgu evine götürülen 3 kişi, gözetimevine Kırbayır'ın götürülüşüne tanık olanlar ve Kırbayır ile ilgili bilgi sahibi başka kişileri de dinlediklerini kaydeden Üskül, şunları söyledi:

“Bütün bunlardan şöyle bir sonuç çıkıyor: Kırbayır, 13 Eyül 1980'de yakalanmıştır. Bir hafta kadar Göle'de tutulmuştur, sonra Kars'a nakledilmiştir. Kars'ta gözetimevine alınmıştır. O sırada gözetimevinde yüzlerce insan bulunmaktadır. Bir polis ekibi sorguya alınması istenen kişileri gözetimevinden almakta sorguevine götürmekte, sorgu bittikten sonra da gözetimevine tekrar götürmektedir. Sorguevinde, emniyet görevlileri, MİT gözlemcisi ve sıkıyönetim görevlileri sorgulamada bulunmaktadır. Bu düzen içinde Kırbayır, 8 Ekim 1980'de sorguevine getirilmiştir. Birlikte getirildiği 3 kişi aynı gün götürüldüğü halde Kırbayır, götürülmemiştir. Kırbayır'ın kaçtığına ilişkin bir tutanak tutulmuştur. Kaçmasından sorumlu sayılan 3 polis memuruna kınama cezası verilmiştir ki kınama cezası hafif bir cezadır.”

“İŞKENCE YAPILMIŞTIR”
Bu seyir içinde yaptıkları değerlendirmeyi aktaran Üskül, şöyle konuştu:

“Cemil Kırbayır'a sorguevinde işkence yapılmıştır. Bilgisine başvurduğumuz bazı kamu görevlileri o sorguevinde işkence yapıldığını ve Cemil Kırbayır'ın kaçmasının mümkün olmadığını ifade etmişlerdir. Bize göre de bir kişinin oradan kaçma ihtimali yoktur. Sorguya getirilen kişi gözleri bağlı getiriliyor, sorgulamayı beklerken hücreye konulmaktadır, sonra yine gözleri bağlı sorgu odasına alınmaktadır, sorgu sırasında da bu kişinin gözlerinin bağlı olması gerekmektedir. Gözlerinin bağlı kalması için ellerinin arkadan bağlı olması gerekir. Sorgulamadan önce ya da sonra kalorifer borusuna kelepçelenen bir kişinin kaçma ihtimali aşağı yukarı yoktur. 2. ya da 3. kattan atladığı söyleniyor. Bunu başarması da akla uygun gelmemektedir. Atlaması halinde ise koşarak oradan uzaklaşması son derece zor görünmektedir.”

Dede Korkut Eğitim Enstitüsünü yerinde incelediklerini, yerleşim biriminin dışında olduğunu anlatan Üskül, pek çok güvenlik görevlisinin olduğu bir yerde Kırbayır'ın kaçmasının zor göründüğünü anlattı.

Üskül, alt komisyonun çalışmalarını rapor haline getireceğini belirterek, görevliler hakkında soruşturma açma ve gereğini yapmanın Kars Cumhuriyet Başsavcılığının görev alanı içine girdiğini, elde ettikleri bilgileri Başsavcılık ile paylaştıklarını dile getirdi.
Üskül, “Çok geç olmayan bir tarihte Cumhuriyet Başsavcılığı da soruşturmasını tamamlayıp gereğini yapacaktır” dedi.

“VİCDAN SAHİBİ KİŞİLERİN YER GÖSTERMESİNİ BEKLİYORUZ”
Soruları da yanıtlayan Üskül, “Size göre gözaltındayken öldürüldü mü?” sorusuna “Bizim kanaatimiz o yöndedir” yanıtını verdi.

Üskül, bir başka soru üzerine, net bilgi alamadıklarını, ancak Kırbayır'ın akıbetinin ne olduğunu bilen birkaç kişinin olduğu kanaatinde olduklarını söyledi. Üskül, “Vicdan sahibi bu birkaç kişinin konuşmasını, yer göstermesini bekliyoruz” dedi.

Üskül, bilen kişilerin kimler olduğu konusunda izlenimlerinin olduğunu belirterek, “Ancak bunu sizinle paylaşamam şu anda” diye konuştu.

“Bu kişiler devlet görevlisi mi?” sorusuna karşılık da Üskül, “Teorik olarak sorguevinde sorgulanan bir kişi işkence sırasında ölmüşse, onu ortadan kaldıracak kişiler herhalde orada görev yapan kişilerdir. Başkası olabilir mi?” dedi.

Bu kişilerin hayatta olup olmadığının sorulması üzerine ise Üskül, bir bölümünün hayatta olduğunu söyledi.

“KIRGINLIĞIM YOK”
Yeniden milletvekili adayı olmaması ile ilgili kırgınlığının olup olmadığının sorulması üzerine ise Üskül, “Hayır” karşılığını verdi. Biraz tatil yapacağını söyleyen Üskül, “Benim gibi bir insanın siyasetten uzak durma ihtimali olabilir mi? Siyaset illa milletvekili olarak yapılmaz. Tabii ki ilgileneceğim” dedi. (aa)

8 Nisan 2011 Cuma

'Kayıp Tolga, faili meçhul olarak değerlendirilemez'

08/04/2011 13:13
http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1045510&Date=08.04.2011&CategoryID=77

TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, Tolga Baykal Ceylan'ın gözaltında kaybolmadığı kanaatinde olduklarını söyledi.

'Kayıp Tolga, faili meçhul olarak değerlendirilemez'
TBMM - Üskül, düzenlediği basın toplantısında, Tolga Baykal Ceylan'ın kaybolmasıyla ilgili oluşturulan alt komisyon çalışmalarıyla ilgili bilgi verdi.

Üskül, Ceylan'ın İğneada'da kimlik sorgusunun ardından bir daha jandarma karakoluna gitmediğini, jandarma ile bir daha ilişkisinin olmadığını tespit etiklerini bildirdi.

“Kanaatimizce Tolga Baykal Ceylan gözaltında kaybolan bir kişi değildir” diyen Üskül, şunları söyledi:

“Çünkü gözaltına alınmamıştır, karakola götürülmemiştir, ifadesine başvurulmamıştır, nezarete konulmamıştır. Karakol kayıtları incelendiğinde ve tüm tanıkların ifadesi dikkate alındığında, bu çok açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır.

Ceylan'ın kaybolmasını 'faili meçhul' olarak değerlendirmek de mümkün değildir. Bu anlamda kaybolmuş bir kişi değildir. Bir asayiş sorunu olarak karşımıza çıkıyor. Şu anda kayıptır, doğru ama bunun herhangi bir siyasi yönü yoktur ya da güvenlik görevlileriyle ilişkileri sonucunda ortaya çıkmış bir kaybolma olmadığı konusunda net bir kanaatimiz var.”

Üskül, araştırmanın sonuçlanmadığını, bekledikleri bazı bilgiler olduğunu, Demirköy Cumhuriyet Savcılığının da önemli sayılabilecek bazı konularda çalışmalarını titizlikle sürdürdüğünü bildirdi.

YURT DIŞINA ÇIKMA İHTİMALİ
Daha sonra soruları yanıtlayan Üskül, Ceylan'ın denize açıldığı ve denizde kaza sonucu boğulduğuna ilişkin ellerinde bilgi olmadığını ifade ederek, “Genellikle bu tür boğulma olayı olduğunda cesedin en geç bir hafta içinde ortaya çıktığı belirtiliyor. 'Boğulmuştur' deme imkanına sahip değiliz” diye konuştu.

Bir soru üzerine, Ceylan'ın yurt dışına çıkmış olmasının da bir ihtimal olduğunu ifade eden Üskül, bu ihtimali düşünerek Demirköy Cumhuriyet Savcılığının Ceylan'ın yurt dışında aranması için emniyetle irtibata geçtiğini kaydetti. Üskül, “Bulgaristan'a geçmiş olabilir. Geçmişse orada mıdır, oradan başka yerlere geçmiş midir? Bu konuda araştırmaların yapılması gerekir” dedi.

Ceylan'ın ıslak elbiselerinin bulunduğunun anımsatılması üzerine Üskül, o günlerde havanın yağışlı olduğunu, deniz suyu ile ıslanmamış da olabileceğini kaydetti. Üskül, şunları söyledi:

“Ceylan'ı en son muhtemelen 10 ya da 11 Ağustos'ta deniz kenarında bir çoban görüyor ve o sırada hava yağışlı. 16 Ağustos'ta da bir köylü kayığının kaybolduğunu jandarmaya bildiriyor. Kayığın bulunduğu yerde Ceylan'ın çamaşırlarını buluyor. Bu çamaşırların Ceylan'a ait olduğu tespit edildi. Ne olmuştur, bilemiyoruz. Bir teori; belki kayığı aldı, hava o sırada yağışlı olduğu için ıslanmıştı, elinde bir poşet vardı ve poşette başka giysiler vardı. Islak giysileri bıraktı kuruları giydi ve açıldı. Kayığın bulunduğu yerden Bulgaristan'a 1 ya da 1,5 saatte kürek çekerek geçmek mümkün.”

Tolga'nın İğneada'ya gitmeden dedesinden 300 lira alıp “yurt dışına gitmek istediğini” söylediğini aktaran Üskül, “Herkesin söylediği, Tolga yurt dışına geçmek istediğini belirten bir kişi. İğneada'da da karşılaştıklarına Bulgaristan'a nasıl geçileceği konusunda sorular soruyor” diye konuştu.

Ancak “yurt dışına gitmiştir” denilebilecek kanıtların ortada olmadığını ifade eden Üskül, “İlginçtir, biz epey süredir konu üzerinde çalışıyoruz, annesi hiç bizi arayıp 'ne yaptınız, hangi noktaya geldiniz?' diye sormadı. Konuyla ilgilenmiyor. En azından bizim çalışmalarımızla ilgilenmiyor. Nedenini bilmiyoruz” dedi.

“Annenin oğluyla iletişime geçtiğini mi düşünüyorsunuz?” sorusuna ise Üskül, “Bilemem” karşılığını verdi. Üskül, Cemil Kırbayır olayıyla ilgili büyük olasılıkla gelecek hafta ayrıntılı bir açıklama yapacaklarını bildirdi.

ÇARKIN'IN DİNLENİLMESİ TALEBİ
Komisyon üyesi CHP İzmir Milletvekili Ahmet Ersin ve diğer CHP'li üyelerin Ayhan Çarkın ile ilgili alt komisyon kurulması için talebi olduğunun anımsatılması üzerine Üskül, “Ahmet Ersin sık sık dilekçelerle komisyonumuza başvurur, bunu size iletir, haber yapar ve işi orada bitirir, takip etmez” dedi.

“Bu saatten sonra komisyonun toplanma ihtimali yok” diyen Üskül, “Onun için önemli olan komisyonla ilgili olarak bu tür olayları gündeme getirip haber olmaktır. Zafer Üskül'ü eleştirmek, sataşmak eğer bazı CHP'lilere prim getiriyorsa benim açımdan bir sakıncası yok” ifadesini kullandı.

51 rapor yayınladıklarını, bunlardan sadece üçünde Ersin'in imzası olduğunu dile getiren Üskül, “Onun derdi alt komisyon kurulması ve bir araştırma yapılması değil. Bunu ortaya atarak haber olmaktır” diye konuştu. (aa)
Askeri bölgede toplu mezar              http://www.atilim.org/haberler/2011/04/08/Askeri_bolgede_toplu_mezar.html
VAN (08.04.2011)- Van Barosu, İnsan Hakları Derneği (İHD) Van Şubesi ve Mazlum-Der Van Şubesi, Van'da askeri yasak bölge alanında bulunan Toprakkale mevkisinde bulunan bir taş mağarada, toplu mezar olduğu iddiasıyla Van Cumhuriyet Başsavcılığına başvuruda bulundu.
Van Adliyesi önünde toplanan insan hakları savunucuları adına açıklama yapan Van Barosu İnsan Hakları Komisyonu üyesi Avukat Abdulbasit Bildirici, 12 Eylül müdahalesinin ardından 'askeri bölge' olarak korunan Topraklale'deki mağaranın bir toplu mezar olduğuna dair önemli şüphelerin bulunduğunu belirtti.
Bildirici şöyle konuştu: "1995 yılında kardeşini kaybeden Vanlı bir vatandaşın anlattıklarında bu gizlidir. Bu tanık, gözleri bağlanarak yaklaşık yarım saatlik yolcuğun ardından bir mağarada gözleri açılınca, kokuşmuş onlarca cesetle karşılaşmıştır. Bu manzaraya fazla dayanamayan bu kişi, çıkmak isteyince gözleri bağlanarak mağaradan çıkarılmıştır. Kaybolan kardeşi şimdiye kadar bulunamamıştır. Tahminlere göre vatandaşın anlattığı mağara, Toprakkale'deki mağaradır. Delillerin kaybolmaması için askeri yasak bölgedeki mağara derhal incelenmelidir." (ETHA)

6 Nisan 2011 Çarşamba

Suriye'de kayıp Kürt tutsak öldürüldü mü?

ANF
10:30 / 06 Nisan 2011
HALEP - Suriye rejimi isyan hareketinin sürdüğü bir sırada 3 Kürt siyasi tutsağı serbest bıraktı ancak onlarla birlikte 10 ay önce tutuklanan Tehsin Memo halen kayıp. Memo’nun öldürüldüğünden şüphe ediliyor.

Suriye’de Kürtlere yönelik insan hakları ihlallerini bildiren KurdWatch sitesi Yekiti partisinin üç üyesi Nezmî Ebilrehman Mihemed, Ehmed Xelîl Derwîş ve Yaşa Xalid Qadir’in serbest bırakıldığını duyurdu. Ancak onlarla birlikte 10 ay önce tutuklanarak Şam yakınındaki işkencesiyle ünlü Sidnaya cezaevine konulan Yekiti üyesi Tehsin Xeyri Memo’dan halen kayıp. KurdWatch, Memo’nun öldürüldüğünü tahmininde bulunuyor.

İKİ TUTSAK DAHA SERBEST

Öte yandan Kürt Özgürlük Partisi üyeleri Salih Ebdo ile Hisen Hemid Mihemed’in de serbest bırakıldığı belirtildi. Emdo ve Mihemed 19 Ağustos 2007’de tutuklanarak Devlet Güvenlik Mahkemesi tarafından dört yıl hapse mahkum edilmişlerdi. Bunlar Devlet Başkanı Beşar El Esad’ın 15 Mart’tan bu yana devam eden isyan karşısında ilan ettiği af kapsamında serbest bırakıldılar.

Serbest bırakılan başka Kürt tutukluların da olduğu yönünde bilgiler var ancak bunların kimlikleri ve sayıları hakkında bilgi alınamadı.

ANF NEWS AGENCY

3 Nisan 2011 Pazar

Kılıçdaroğlu kayıp yakınlarını ziyaret etti

http://www.radikal.com.tr/Radikal.aspx?aType=RadikalDetayV3&ArticleID=1045012&Date=03.04.2011&CategoryID=78

03/04/2011 19:10

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Yakınlarını Kaybetmiş Aileler Derneğinin (YAKAD) çok önemli bir başarı elde ettiğini belirterek, "Eskiden kayıp yakınları sahipsizdi. Bu dernek kayıp yakınlarının sesi oldu ve siyasilerin dikkatini çektiniz" dedi.

Kılıçdaroğlu kayıp yakınlarını ziyaret etti
Fatih'teki YAKAD merkezini ziyaret eden Kılıçdaroğlu, kayıplar sorununa parti olarak çok duyarlı olduklarını, konuyu meclise götürme konusunda öncülük ettiklerini ifade etti.
Mecliste konuyla ilgili gerekli sonucun alınamadığını fakat parti olarak konunun üzerine gitmeye devam edeceklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, yakınlarını kaybeden ailelerin acısını tarif etmenin mümkün olamayacağını söyledi.

Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

“Bundan sonra CHP olarak konuyu daha sıcak ve yakından takip edeceğiz. Sizler YAKAD olarak çok önemli bir başarı elde ettiniz. Eskiden kayıp yakınları sahipsizdi. Bu dernek kayıp yakınlarının sesi oldu ve siyasilerin dikkatini çektiniz. Eminim bu dernekte farklı siyasi gruplara mensup insanlar vardır ama acı ortak paydamızdır. Tekrar söylüyorum, bu konuda üzerimize düşen bütün gayreti göstereceğiz. Siz de dernekten haberi olmayan diğer kayıp yakınlarını da bu çatı altında birleştirmeye gayret edin.”
Kılıçdaroğlu, kayıp insanların bulunmasında medyaya da büyük görev düştüğünü ifade ederek, halkın gözü, kulağı olan medyanın konuyla daha yakından ilgilenmesini umut ettiklerini söyledi.

'ACILARINIZI PAYLAŞIYORUZ'

Yakınlarını kaybeden ailelere “Umudunuzu kaybetmeyin” çağrısında bulunan Kılıçdaroğlu, “Sizi bir arada tutan işte o umuttur. Bizler de sizlere destek olmaya çalışacağız ama tabii ki ateş düştüğü yeri yakıyor. Acılarınızı bütün kalbimizle paylaştığımızı bilin” dedi. Ziyarette, 12 yaşındaki Umut Gönül de Ablası Ebru Gönül'ün 17 Nisan 1997'de daha kendisi doğmadan kaybolduğunu, bu nedenle ailesinin kendisine “Umut” adını verdiğini belirterek “Ablamı hiç tanımadım. Annem sürekli ablam için ağlıyor. Kayseri'deki çocuklar nasıl bulunduysa ablamı da bulun” diye konuştu.

Kızı Zeynep Poyraz'ı Gazi olaylarında kaybettiğini söyleyen Menekşe Poyraz ise davanın Trabzon'da görüldüğünü, buraya gidip gelmekte zorlandıklarını belirterek, bu konuda yardım istedi.
Ayhan Çarkın'ın televizyona çıkıp Gazi olaylarıyla ilgili konuştuğunu söyleyen Poyraz, “Devlet neden Çarkın'a hesap sormuyor?” dedi. Kemal Kılıçdaroğlu, YAKAD'ı ziyaretinin ardından Fatih'te bir süre dolaşarak esnafı ziyaret etti. Bir kahvede vatandaşlarla sohbet eden Kılıçdaroğlu'na daha sonra gittiği çiğ köftecide ikramda bulunuldu.

Öte yandan, Kılıçdaroğlu, YAKAD ziyareti öncesinde, Akatlar Kültür Merkezi'nde düzenlenen CHP Gönüllüleri Toplantısı'na katıldı.
Burada yaptığı konuşmada yoksul ailelere sigorta ve bedelli askerlikle ilgili partisinin hazırladığı projeleri anlatan Kılıçdaroğlu, yoksulluk sigortasını 40 yıldır hiçbir hükümetin getirmeye cesaret edemediğini söyledi. Hiç kimsenin giysisi ve etnik kimliğiyle uğraşmadıklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, bu coğrafyada huzurlu ve kardeşçe yaşamak için herkesin karnının doyması gerektiğini kaydetti. (AA)