24 Şubat 2011 Perşembe
Berfo Ana için ilk adım atıldı
24/02/2011 8:39
TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Başkanı Zafer Üskül, Berfo Ana'nın oğlu Cemil Kırbayır'ın 1980 yılında kaybolmasıyla ilgili Kars Cumhuriyet Başsavcılığı'nın soruşturma başlattığını açıkladı.
Berfo Ana, 5 Şubat günü Başbakan Erdoğan ile Dolmabahçe’deki ofisinde görüşen kayıp yakınları arasında yer almıştı. Başbakan bu görüşmede Cumartesi Anneleri’nin en yaşlısı olan 103 yaşındaki Berfo Ana’yla yakından ilgilenirken TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde bir alt komisyon oluşturulmuştu.
Cemil Kırbayır’ın dayısı ise 15 Şubat günü alt komisyona gelerek Üskül ile görüştü. Bu görüşmenin ardından Kars Cumhuriyet Başsavcısı ve Kırbayır’ın avukatıyla bilgi alışverişinde bulunduğunu söyleyen Üskül, “Bu görüşmeler neticesinde 1980 yılından itibaren kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır ile ilgili şu ana kadar hiçbir adli soruşturmanın başlatılmadığı öğrenilmiştir. Bu bağlamda, Cumhuriyet Başsavcılığı 23 Şubat 2011 tarihinde Cemil Kırbayır’ın kaybolmasıyla ilgili soruşturma başlatmıştır” dedi.
103 yıllık ömrün son 18 günü
103 yıllık ömrün 18 günü: Berfo Ana, 5 Şubat’ta Başbakan ile görüştü. 15 Şubat’ta erkek kardeşi kayıplarla ilgili alt komisyona bilgi verdi. Kayıp oğulla ilgili 30 yıldır tek bir soruşturma açılmadığı anlaşıldı. 23 Şubat: Kars Başsavcılığı, 8 Ekim 1980 günü kaybolan kayıp Cemil Kırbayır için soruşturma başlattı.
Cemil Kırbayır’ın dayısı ise 15 Şubat günü alt komisyona gelerek Üskül ile görüştü. Bu görüşmenin ardından Kars Cumhuriyet Başsavcısı ve Kırbayır’ın avukatıyla bilgi alışverişinde bulunduğunu söyleyen Üskül, “Bu görüşmeler neticesinde 1980 yılından itibaren kendisinden haber alınamayan Cemil Kırbayır ile ilgili şu ana kadar hiçbir adli soruşturmanın başlatılmadığı öğrenilmiştir. Bu bağlamda, Cumhuriyet Başsavcılığı 23 Şubat 2011 tarihinde Cemil Kırbayır’ın kaybolmasıyla ilgili soruşturma başlatmıştır” dedi.
103 yıllık ömrün son 18 günü
103 yıllık ömrün 18 günü: Berfo Ana, 5 Şubat’ta Başbakan ile görüştü. 15 Şubat’ta erkek kardeşi kayıplarla ilgili alt komisyona bilgi verdi. Kayıp oğulla ilgili 30 yıldır tek bir soruşturma açılmadığı anlaşıldı. 23 Şubat: Kars Başsavcılığı, 8 Ekim 1980 günü kaybolan kayıp Cemil Kırbayır için soruşturma başlattı.
22 Şubat 2011 Salı
BASINA VE KAMUOYUNA
21.02.2011
Hasan Ocak 21 Mart 1995 günü kaçırılarak gözaltına alınmış, bütün aramalarımıza rağmen aylarca kendisinden haber alamamıştık. Ve aylar sonra, işkence edilerek öldürülmüş bedenine kimsesizler mezarlığında ulaşabilmiştik.
Hasan’ın katledilmesi ile ilgili ilk soruşturma, Hasan'ın ölü bedeninin ilk bulunduğu yer olan Beykoz Cumhuriyet Savcılığı tarafından başlatılmış ancak yeterli soruşturma yürütülmemişti.
Ergenekon davası iddianamesinde yer alan bazı bilgiler ve Hasan’ın katlinden sorumluluğu bulunanlardan bazılarının Ergenekon davası kapsamında yargılanmaları nedeni ile ve bu kişilerin bu suçtan dolayı da yargılanmalarını sağlamak için yaptığımız iki müdahale talebi sudan gerekçelerle reddedildi.
Adaletin sağlanması için çabalarımızı devam ettirme kararlılığındayız.
Bu kez de, elde ettiğimiz bilgiler ve belgeler ışığında Beykoz Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunacağız. Ve 16 yıl önce başlatılan ancak yarım kalan soruşturmayı genişleterek sürdürmelerini, bir kısmı halen Ergenekon davası nedeni ile tutuklu bulunan suçlular hakkında yargılamayı başlatmasını ve suçluların cezalandırılmalarını isteyeceğiz.
Destek vermeniz ve izlemeniz dileğiyle.
OCAK AİLESİ adına
Emine OCAK
Hüseyin OCAK
Hüsniye OCAK ACER
Maside OCAK KIŞLAKÇI
TARİH : 23 Şubat 2011 (Çarşamba)
SAAT : 12.00
YER : Sultanahmet Adliyesi
Hasan Ocak dosyasının yeniden açılması istenecek
ANF
11:06 / 22 Şubat 2011 http://www.ajansafirat.com/index.php?rupel=nuce&nuceID=40878
İSTANBUL - Ocak ailesi, gözaltında öldürülen Hasan Ocak dosyasının yeniden açılması için Beykoz Savcılığı'na başvuruda bulunacak.Hasan Ocak adlı devrimci, 12 Mart Gazi Olaylarının ardından 21 Mart 1995 tarihinde kaçırılarak gözaltına alınmıştı. Ocak'ın işkence yapılmış cesedi, ailesinin ve arkadaşlarının uzun mücadelesi sonucunda 17 Mayıs 1995 tarihinde Kimsesizler Mezarlığı'nda bulunmuştu.
Olayın ardından Beykoz Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturmada herhangi bir ilerleme sağlanmadı. Ocak ailesi, Hasan Ocak'ın ölümünde adı geçen bazı kişilerin Ergenekon davasında sanık olmasının ardından davaya müdahil olmak için iki kez başvuruda bulundu. Ancak; bu talepleri kabul edilmedi.
Aile bu kez Beykoz Cumhuriyet Savcılığı'na suç duyurusunda bulunacak, 16 yıl önce başlatılan ancak yarım kalan soruşturmanın yeniden başlatılmasını isteyecek. Başvuru yarın Sultanahmet Adliyesi'nden yapılacak.
ANF NEWS AGENCY
Salı, 22 Şubat 2011 08:58
http://internationala.org/index.php/kutuphane/makale/2219-nunca-mas-bir-daha-asla.html
Değişen hükümetlerin “Bizim zamanımızda olmadı.”demekle yetinmeleri, üstüne üstlük kayıplara, kayıplar eklemeleri bir devlet ve hatta bir medeniyet icadı olarak neredeyse yüz yıllardır uygulanan bir savaş tekniği. İlk olarak Yerlilere uygulanan bu yöntemin geliştiricisi ise Arjantin askeri cunta döneminin başkanı General Videla. 30. 000 kişiyi “kaybeden” Arjantin cuntasının bu uygulaması tarihe “Arjantin ölümü” olarak geçmiştir. 1976-1983 yılları arasında egemen olan askeri diktatörlüğün kullandığı bu yöntem “çeşitli işkencelerden geçtikten sonra, uyuşturulmuş halde askeri kargo uçaklarına “yüklenerek”, okyanusun ortasına” (1) atılan insanlardan ibaret değil sadece.“Ölüm uçuşları”nda kaybedilen insanların çocukları da bir tür savaş ganimeti olarak, çocukları olmayan subaylara dağıtılmıştır. Dersim Harekâtı’ndan sonra paylaşılan çocukların kaderi ile ne kadar da benzer. Yalnız bu benzerliğin akıbeti, 1983’deki askeri diktatörlüğün seçimle değişmesinden sonra göreceli farklılaşmıştır. Devlet Başkanı Raul Alfonsin, seçim kampanyası boyunca yürüttüğü “adalet” vaadini CONADEP (Kayıp Kişiler Ulusal Komisyonu) ile gerçekleştirdi. Başkanlığını Ernesto Sabato’nun yaptığı komisyonun çalışmaları bugün için yapılması gerekenlerin hali hazırdaki sunumudur adeta. “Komisyon personeli; hapishaneleri, gizli mezarlıkları, emniyet binalarını teftiş etti; cunta döneminde ülkeyi terk etmek zorunda kalmış kişileri tanıklık yapmak üzere ülkeye davet etti, bu davete uyarak gelenleri dinledi, gelmeyenlerin bulundukları ülkelerdeki Arjantin elçilik ve konsolosluklarında ifade vermelerini sağladı. Komisyonca alınan, iki saatlik etkili bir tanık ifadesinin özeti ulusal televizyonda gösterildi. Komisyon, düzenli basın açıklamaları yaptı, hala hayatta olabilecek kişilerin yerlerini tespit edebilmek amacıyla, kayıp aileleriyle yakın çalışma yürüttü.” (2) Bu çalışmanın hazırlandığı rapor “Nunca Mas” (Bir Daha Asla!) adı ile tarihe geçti. Komisyon hukuksal süreçte adaleti tecelli ettiremese de konuyu bu sürece taşıyabilmesi bakımından önemlidir.
Hakikat ile hiç işi olmayan ülkemiz ise “Hakikat komisyonları” ile hiç yüz göz olmamıştır. Kurulan komisyonların ahvalini Sırrı Süreyya Önder özetledi geçen haftalarda: “Bizde devletin zülf-ü yârine dokunacak işler hep komisyonlara havale edilir ve bugüne kadar, sonuç alabilmiş bir komisyon görülmemiştir.” Ayıp olmasın yekten manasız değillerdir. Evraklar, bürokratik prosedürler, yemişim gizliliğini cinsinden çok gizli (!) dosya takasları, bir ileri üç geri olay mahal gezintileri, dostlar iz peşinde görsün hesabına yatışlar… Hani neredeyse yalan var, kuyruklu yalan var bir de komisyonlar var diyeceğim. Bir taraftan da “yalan’ın bacakları kısa olur” derler. Ama eli yüzü düzgün “inkârların” bacak uzunluğu bu kusuru ikame eder, ediyor.
Mukayeseli ilerleyemeye devam edelim. General Videla, 1985 yılında ömür boyu hapis cezası alsa da imdadına bazı gerekçeler yetişmiştir. Ulusal komisyondan çıkan sonuçlar bile 1986’da yürürlüğe konulan “Son Nokta Kanunu”nun çeşitli yargılamaların önünü kapatmasına engel olamamıştır. Bu kanun “Yürürlüğe giriş tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılmaması halinde, askeri yönetim mensuplarına karşı bir daha dava açılamayacağını öngörüyordu. Bunun dışında “emre itaatten kaynaklanan zaruret hali”ni cezasızlık nedeni sayan bu kanun, bir çok subaya karşı dava yolunu kapatmıştı. İzleyen altı ay içinde askeri diktatörlük dönemindeki insan hakları ihlallerinden dolayı yargılanan subayların sayısı 370’ten 40 civarına indi.” (3)
Videla, 1990 yılında Devlet Başkanı Carlos Menem tarafından çıkartılan af yasası ile bir kez daha yırtmış olsa da 2010 yılında yapılan yargılamalardan paçayı sıyıramamıştır. Geç gelen adalet 85 yaşındaki Videla’nın gözünün yaşına bakmamıştır. Onunla birlikte askeri cunta döneminin 12 görevlisini müebbet hapis cezasına mahkûm etmiştir.
Haddim değil, ama görüyorsunuz ki hakikat komisyonlarından korkmak gereksiz bir vehme kapılmaktır. Çıkartırsınız bir yasa ne apoletliler ne kod adlılar ne ağır ağabeyler ne de lacivert kravatlılar etkilenir, hukukun sözde “yüz tanımaz, kıdem bilmez” adaletinden. Ya da Şili Demokrasisinin, General Augusto Pinochet’e yapmış olduğu güzellik gibi 300 davadan “ihtiyarlık bunaması” sebebiyle sıvışılabilir. (Tüm bunlardan yola çıkarak söyleyebiliriz ki 12 Eylül cuntasının ileri gelenleri için telaşlanmaya lüzum yoktur. “Yargılama” gibi vaatleri seçim arifelerine bırakmak yeterlidir.) Hep bir ağızdan söyleyelim şimdi: “Demokrasilerde çareler tükenmez.” Şükür ki canilik idrar, kan, dışkı örneklerinden tespit edilemiyor yoksa bürokraside olacak alavere dalaverelerden emin olun bugünleri mumla arardık.
Sözcük anlamının dışında pratikte gördüğümüz siyaset hızlı bir adaptasyonu şart koşar. Koşula göre tutarsız B, C… planları, güne yapışacak ama günlere yapışmayacak demeçler, şıkıdım şıkıdım halka yılışmalar bunun ilk akla gelen şekilleridir. Bir iki hafta önce Recep Tayyip Erdoğan ile Cumartesi Annelerinin buluşması da bu konunun 5 yıldızlı örneğidir. Hatırlarsanız, 1997'deki albümünün kapağına Fehim Tosun'un fotoğrafını koyan U2 grubunun, 2010’da Türkiye’ye konser sebebiyle gelmeleriyle kısa bir dönem kayıplar ve dolayısıyla Cumartesi Anneleri hatırlanmıştı (!) Gene o dönem Başbakan Erdoğan, "Onlar kim, ne yapıyorlar, sadece oturuyorlar, arkalarında kimler var biliyor musunuz?" demişti. Bundan sonra yorum yapmak kelime israfı. -Burada kişiden çok siyasetin kendisine odaklanınız.- En son Mutki'de ortaya çıkan toplu mezarlara gelişigüzel dalan kepçeleri seyreden bir kayıp yakınının yaşadığı zulümden utanmak herkesin boynunun borcu, bilhassa “Bizim zamanımızda olmadı.” deyiveren devlet yetkililerinin boynunun borcu.
İşin gerçeği bu ülkenin canileri, toplu infazları gizlice gerçekleştirmeyecek kadar ileriye götürmüş. Köylerin üstüne boşaltılan mermiler, “yanlışlıkla” vurulan çocuklar, “terörist” olma ihtimaliyle kurşunlanan köylüler bu toprakların geçmişi, bugünü. Öldürülen eşinin bağırsaklarını elleriyle içeri sokan, belindeki puşiyle bağlayan Leyla Aybi için geçmişi, geçmişte bırakmak zor. Bunun üstüne suçluların hala cezalandırılmamış olması kolay kolay kaldırılabilecek bir şey değil. Asıl bu yaşatılanlar, halkı “kin ve nefret duyguları” aşılıyor.
General Videla’nın “Kayıplar, kayıplardır. Ne yaşıyorlar ne de ölüler, kayıplar.” ifadesindeki arsızlık, yüzsüzlük bu topraklardaki tutumdan farklı değil. İstenilen “bari acıya erişebilmektir.” Zaman, örtüsü ile onlara refakat etsin diye, veda edebilsinler diye ve bir Cumartesi Annesi’nin dediği gibi gidebilecekleri bir mezar taşı olsun diye. Çok mu?
Filiz Gazi
filizgazi@gmail.comBu e-Posta adresi istek dışı postalardan korunmaktadır, görüntülüyebilmek için JavaScript etkinleştirilmelidir
1. Mithat Sancar, Geçmişle Hesaplaşma “Unutma Kültüründen Hatırlama Kültürüne”, İstanbul: İletişim Yayınları, 2008, s. 218
2. Sancar, s. 218-219
3. Ruth Fuchs’tan aktaran Sancar, s. 221
20 Şubat 2011 Pazar
Kayıplar Resim Sergisi
Alttaki linkten Ersan Çağatay'ın Gözaltında kayıplar ile ilgili yapmış olduğu resimleri galeri ortamında görebilirsiniz.
http://www.3dvas.com/galleries/gallery.php?ex=3076
http://www.3dvas.com/galleries/gallery.php?ex=3076
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)