16 Aralık 2010 Perşembe

Arjantin: Kayıp tutukluların kızına el koyan iki sanığa 10 yıl hapis cezası

Arjantin: Kayıp tutukluların kızına el koyan iki sanığa 10 yıl hapis cezası

16/12/2010
María Laura D’Amico
İşadamı ve tango şarkıcısı Omar Alonso ve deniz subayı Juan Carlos Herzberg,   María Elena Corvalán ve Mario Suárez Nelson’un kızına elkoymaktan suçlu bulundu.
La Plata 1.nolu Federal mahkemesi Omar Alonso ve Juan Carlos Herzberg, diktatörlük döneminde gözaltında doğan bir bebeğe el koymaktan dolayı 10 yıl hapis cezasına carptırıldı.
İnsanlığa karşı işlenen suçlar kapsamında açılan dava da , Mahkeme heyeti: Miguel Etchecolatz, Cristian von Wernich ve Carlos Rozanski altı dakikadan daha az bir süre de diktatörlük dönemi kurbanları María Elena Isabel Corvalán ve Mario César Suárez Nelson’un kızları ile ilgili davada verilen kararı okudu.
Daha önce ki benzer davalarda olduğu gibi kararın sonunda, “ bütün bu suçlar insanlığa karşı işlenen suçlardır, Arjantin’de son sivil-askeri diktatörlük döneminde, gözaltında doğan çocuklara sistemli bir planın parçası olarak el konulması gerçekleştirilen  soykırımın bir delilidir,” deniyor.
La Plata’lı tüccar ve tango şarkıcısı Alonso 1977′de kendinden daha genç olan  María Luján Di Mattía ile evlendi; çiftin çocukları olmuyordu.  Deniz subayı olan Herzberg 8 Ağustos’da henüz dört beş saatlik olan bir bebeği bu çifte getirdi. Bebeğin annesi María Elena Isabel Corvalán güvenlik güçleri tarafından kaçırılarak La Cacha’da ki gizli gözaltı merkezine getirildi. Burada üç buçuk kiloluk bir çocuğu dünyaya getirdi. Kocası Mario César Suárez Nelson, aynı yıl, 10 Haziran’da askerler tarafından öldürüldü. Her ikisi de Montoneros grubuna aitti ve çocuklarını ismini Lucía olarak koymayı planlıyorlardı.
Alonso çocuğu alınca kendi biolojik kızı olarak María Natalia adıyla Dr.Francisco Antonio Bosia tarafından verilen sahta bir doğum belgesini kullanarak kayıt ettirdi.
Natalia dün tamamlanan dava da konuşarak,: “ Ben buna inanıyordum. Ancak açıklanmayan şeyler vardı. Bir doğum günü sırasında annem bana benim  bir kayıp kızı olduğuma inandığını söyledi. Onun gözlerinde gördüğüm terörü hiçbir zaman unutamam. Bu benim için korkunç bir şey idi. Bana bu şekilde yalan söylemelerine inanamadım,” dedi.
1982 yılında Plaza de Mayo Kayıp Anneleri Dernegi Natalia’nın kayıp ailelerin çoçuğu olabileceğine dair ihbarlar almaya başladı.  Üçyıl sonra iddialar adli makamlara iletidi, soruşturma başladı.1986′da Alonso’ya karşı dava açılınca ailesi ile birlikte Paraguay’a kaçtı. 1993′de La Plata’ya geri dönünce gözaltına alındı; Di Mattía 1996′da Arjantin’e iade edildi. Dava bir sonuca bağlanmadan kapandı.
2005 yılında kayıp anneleri federal bir mahkemede yeniden dava açmayı başardılar; bunun nedeni yapılan bir DNA testi sonucu Nataila’nın Corvalán ve Suárez Nelson’un kızı olduğunun ispatlanması idi. Böylece, Alonso’nun, Natalia’nın bir subayın gayri meşru çocuğu olduğu şeklindeki savunmasının yalan olduğu ispatlandı.
Savcı Hernán Schapiro sanıklar için 20 yıl hapis istedi. Kayıp annelerini temsil eden avukatlar ise deniz sıubayı için 19 yıl, Alonso için ise 25 yıl hapis cezası isteminde bulundu. Ceza açıklandığı sırada mahkeme’de hoşnutsuzluk belli eden protesto sesleri duyuldu.
Natalia’nın ninesi  Lovelli, mahkeme’nin verdiği cezalara ”şaşırdığını” söyledi. Ancak, Lovelli, “sosyal örgütlerin 25 yıl süren mücadelesi sonucu ne hapis cezası verilirse verilsin bu olumlu bir sonuçtur. Mamafih, toplumun bir çocuğu kaçırıp 10 yıl hapis yatarak bedel ödeneceğini düşünmesini istemiyoruz” dedi.

13 Aralık 2010 Pazartesi

ICAD 6. Kurultayı başladı

ICAD 6. Kurultayı başladı PDF Yazdır e-Posta
LONDRA (10.12.2010)- Dünyanın değişik ülkelerinde gözaltında kaybedilenlerin yakınları Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Komitesi (ICAD)’ın düzenlediği 6. kurultay için Londra’da buluştu. Kayıpların bulunması ve kaybedenlerden hesap sorulması için seslerini ve yüreklerini birleştiren kayıp yakınları, 6. Kurultay aracılığıyla çığlıklarını dünyaya duyurmak istiyorlar. Dilleri, kültürleri, inançları, dünya görüşleri farklıda olsa da, gözaltında kayıplar olgusu duyguları ortaklaştırdı.

Gözaltında Kayıplara Karşı Mücadele Komitesi (ICAD)’nin 6.Kurultayı Londra'da başladı, 9 Aralık günü başlayan kurultay 12 Aralık’ta sona erecek. Dört gün sürecek olan kurultaya, Kayıp yakınları konuşacak, “Savaş ve Kayıplar”, “Ulusal Hareket ve Gözaltında Kayıplar”, “İnsan hakları ihlallerine ve gözaltında kayıplara karşı mücadele” konularını işlenecek ve çalışma grupları kurularak, mücadele biçimleri yönünde karar alınacak, düşünceler ortaklaştırılacak.

Arjantin’de, Almanya’da, İrlanda’da, Bask-İspanya, Belçika, Fransa, Hollanda, İtalya, Meksika, Fas, Marako, Nepal, Norveç, İskoçya, İsviçre, İspanya, Filistin, Irak, Srilanka’da Tamiler, Türkiye ve Kuzey Kürdistan, Hindastan-Maniplu’de, delegelerinin yanı sıra İngiltere'de yaşayan; Şili, Baluç, Flipin ve Tamil temsilcileri delege olarak kurultaya katıldılar.

Latin Amerika’dan Ortadoğu’ya, Kaybedenler Kaybedecek”, “Gözaltında kayıplara son”, “Kayıpları unutma, unutturma” ve gözaltında kaybedilenlerin listesinin olduğu pankartların asıldığı salonda, dünyanın değişik ülkelerinde gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ve ‘hesap sorun’ bakışları altında kurultay başladı.

Toplam, 26 ülkede delegelerin katıldığı kurultaya, Liber Pueblo-Arjantin, Rote Hilfe e.V. Kızıl Yardım Gazetesi-Belçika, Mültecilerin ve Göçmenlerin Hakları İçin Kervan-Almanya, Almanya Göçmen İşçiler Federasyonu (AGİF), Berlin Enternasyonal Dostluk ve Dayanışma Derneği, ICAD Uluslararası Büro, İngiltere-Almanya-Belçika-İsviçre-Hollanda, Sinn Fein Poblachtach, Bask İnsan Hakları Gözlem Evi, Brüksel Mahkemesi Yürütme Kurulu Üyesi ve SOS Irak Koordinatörü, BRussels Tribunal, Kızıl Yardım Belçika, Proleter Dayanışma Derneği (APS)-İtalya, İşkence Magdurlarına Destek Kollektifi-Meksika, H.I.J.O.S Mexico, İnsan Hakları Derneği–Fas, Uluslararası Dayanışma Komitesi-Nepal, Sosyalist Kadınlar Birliği-SKB-Avrupa, Eski Politik Tutsaklar Komitesi-Şili, Uluslararası Bağlantı-Mapuche, Kızıl Parti-Norveç, Latin Amerika Koordinasyonu, Dayanışma Komitesi (CSP )-Kolombiya, İngiltere Toplumu- Etiyopya, Savaşa Hayır Koalisyonu Hartneck Komitesi-İngiltere, Kayıpları için Uluslararası Ses (IVBMP)-Baluch, Baluch Sesi Gazetesi, İnsan Hakları İçin Kampanya- Filipinlerde, Toplumların Kriminalize Edilmesine Karşı Kampanya (CAMPACC-UK), Kürt Federasyonu (FED-BİR)-Kürt Kültür Merkezi- Barış Meclisi- İngiltere, Göçmen İşçiler Kültür Derneği (GİK-DER)-İngiltere, Ermeni Toplumu- İngiltere, Tamil Forumu (BTF)- Britanya,Barış ve Adalet İçin Kadınlar-Irak, Halkların Uluslararası Mücadele Ligi (ILPS)- İngiltere, Özgür Tutsaklarla Dayanışma Komitesi-Avrupa, Ezilen Göçmenler Konfederasyonu (AvEG-Kon)-Avrupa, Bağımsız ve Birleşik İçin Kadın Dayanışması-Irak, Güney Asya Dayanışma Grubu, Edinburg Göçmen Aileler Birliği (EGA-BİR)-İskocya, Irak Komünist Partisi – Halkin Birligi, İsviçre Göçmen İşçiler Federasyonu (İGİF), Göçmen İşçiler Kültür Derneği (ACTIT)-Fransa, Zürih Eğitim ve Kültür Merkezi-İsviçre, Latin Amerika Koordinasyonu-İngiltere, Kayıp yakınları-Flipin, Uluslararası Sosyalist Afrika-İngiltere, Güney Asya Dayanışma Grubu-İngiltere, Kurtuluş Cephesi-Kaşmir-Pakistan, Yeni Demokrasi Marksist Leninist Parti- İnsan Hakları ile Dayanışma-Srilanka kurumları kurultaya destek verdi.

Kurultaya, Hasan Ocak’ın annesi, Emine Ocak, Abisi Hüseyin Ocak ve Kardeşi Aysel Ocak, Hüseyin Toraman’ın annesi Hatice Toraman, Maksut Tepelinin eşi, Şehriban Erdoğan Tepeli. İHD Genel Merkez Yöneticisi Gülseren Yoleri, ICAD Türkiye Seksiyonu Temsilcisi Ayşe Yılmaz da hazır bulundular.

Kürt Toplum Merkezin’de açılışı yapılan 6. Kurultay, delegelerin tanıtımı ile başladı. Değişik ülkelerde kurultaya katılan delegeler, duygu ve düşüncelerini ifade ederek ortaklaştırdılar. Hüzünlü anların yaşandığı kurultayda, kaybedenlerden hesap sorulacağı 6. kez ilan edildi. Egemen sistemin, emekçileri ve muhalif güçleri, sosyalist, komünist ve devrimcileri susturmak için, gözaltında kaybetmeleri yoğunlaştırdığı belirtilerek, gözaltında kayıplara karşı mücadelenin zorunluluğu ve önemine değinildi. ICAD gibi kurumların gözaltında kayıplar mücadelesindeki rolünün önemi hatırlatıldı. 6. Kurultayı düzenleyen ICAD’a teşekkür edildi.

Kurultayın ikinci günü: Saat, 9.30’da Woodgreen’de yapılacak basın açıklaması ile kurultayın duyurusu yapılacak. Saat, 10.45’de “Kayıp yakınları konuşuyor”, saat, 14.00’de, “Savaşlar ve Kayıplar” olgusu işlenecek. Saat, 16.30’da, “Ulusal Hareketler ve Gözaltında Kayıplar” konusu ele alınacak. Akşam ise kültürel programlar düzenlenecek.

Arjantin’de kayıp anneleri: Ümit ve insan haklarının yaşayan mirası

Arjantin’de kayıp anneleri: Ümit ve insan haklarının yaşayan mirası

09/12/2010

Marie Trigona
Mother of Plaza de Mayo with photos of missing childrenMayo Meydanı (Plaza de Mayo) annelerinden biri, 1976 askeri darbesinin 34′üncü yıldönümünde , 29 Temmuz 1976′da kaybolan oğlu ve gelininin resimlerini elinde tutuyor. Resim: Marie Trigona/WNN
Buenos Aires, Arjantin: Buenos Aires’in merkezinde ki Mayo Meydanı (Plaza de Mayo), onlarca yıldır protestoların sürdürüldüğü bir merkezdir.  Arjantin’de kayıpların aileleri her perşembe öğleden sonra bu meydanda yürüyüşe başladı.
Plaza de Mayo’nun anneleri,  dünyaya ‘Arjantin’in Kirli Savaşı’  olarak adlandırılan dönemde sevdiklerine yapılanları unutmadıklarını göstermek için  hep birlikte vakur bir şekilde meydanın içinde yürüyerek insan haklarının savunusunu bir  miras olarak gelecek kuşaklara bıraktılar.
Plaza de Mayo’nun anneleri, yakın zaman önce yapılan ‘insanlığa karşı suçlar’ olarak bilinen soruşturmalar ve ortaya çıkan gerçeklerin ayrılmaz bir parçası idiler; onlar Arjantin’de askeri rejimin iktidarda olduğu  1975-1983 yılları arasında yaklaşık 30.000 kız ve erkek evlatın anneleri idiler.
İki kayıp çocuğun annesi olan Carmen Robles Zurita, “ Kendi çocuklarımı ve başkalarının çocuklarını aramaya devam ediyorum, çünkü benim için senin kızınızda benim kızımdır; o biraz da olsa bana da aittir. Benim çocuklarımda biraz da olsa senindir” dedi.  Oğlu Nestro Juan Agustín Zurita, 25 yaşında iken  1 Ağustos 1975′de kaçırıldı ve Carmen’in kızı  María Rosa Zurita, 21 yaşında iken 21 Kasım 1975′de kaçırıldı.
Şimdi otuz yıl sonra nihayet, adaleti  mahkemelerde aramak mümkün. Kurbanların aileleri ve insan hakları savunucularının araştırmalarının bir sonucu olarak Arjantin Hükümeti, Anayasa mahkemesi İnsan hakları kolunun askeri hükümetin  üyelerini insan hakları ihlalleri davalarına karşı koruyan yasayı iptal etmesinin ardından kendi karanlık geçmişini ziyareti ediyor..
Toplumun İtici Gücü

Uluslararası yasalar ve insan hakları uzmanı Dr. Rodolfo Mattarollo, “ İnsanların ortadan kaybolması toplumda bir felçe yol açtı.’ dedi
“ Bugün, çocuklarımıza ne olduğu hakkında bütün gerçeğe veya bilgiye sahip değiliz.”-
Marta Ocampo de Vazquez,
Plaza de Mayo Anneleri’nin Başkanı– Kurucu Üye
30 Nisan 1977′de hükümet binalarının önündeki büyük meydanda 14 anne bir araya geldi. Diktatörlük insanları kamusal alanlarda toplanmalarını yasaklamışdı,  bundan dolayı meydanın merkezindeki piramit’in etrafında yürümeye başladılar.  Polis istasyonları, hapishaneler, mahkemeler ve kiliselere başvuran ancak hiç bir sonuç alamayan kadınlar giderek artan bir şekilde yürüyüşe katıldıkça  kayb ettikleri ve kayıp edilmiş çocuklarının kundak bezlerini temsil eden beyaz esarplar giyerek kendilerini tanımlamaya başladılar.
Plaza de Mayo annelerinin başkanı Marta Ocampo de Vazquez ” Bugün, çocuklarımıza ne olduğu hakkında tam gerçeğe veya bilgiye sahip değiliz.” diyor, ve  ” Emirleri kim verdi? Onları kim infaz etti? Çocuklarımızın son anlarında ne oldu?” diye soruyor.

Anneleri hiç bir şey, hatta fiziksel saldırılar ve futursuzca tehditler bile protestolarından vazgeçiremedi. 1977′de kurucu annelerden üç tanesi ve annelerin faaliyetlerini destekleyen  iki Fransız rahibesi’de ‘kaybolanların” arasına katıldılar.

Annelerden Margareta de Oro ‘Kayıp Anneleri’ kitabının yazarı Josephine  Fisher’e “ Bugün kendime baktığımda şaşırıyorum. Önceden utangaç bir çocuk gibiydim. Sİyasi bir bilinçim yoktu. Hiç bir görüşüm yoktu. Bütün istediğim çocuklarımın iyi olması idi. Çocukları ile her yere giden annelerden biriydim. Eğer okula bağış toplamak için bir balo düzenleseler biletleri satan bendim.  Çocuklarımın yaptığı herşeyin içinde yer aldım. İnsan yalnızca bir şey kaybedince bilinçli hale geliyor. Anneler ilk bir araya geldiğinde çok ağlardık ve daha sonra bağırıp, hesap sormaya başladık, ve artık çocuklarımızı bulmak dışında  hiçbirşeyin önemi yoktu. Şimdi savaşıyorum, bağırıyorum, eğer gerekiyorsa itiyorum, tekme atıyorum, ancak halen kendime bütün o silahların kafama doğrultulduğu askeri binalara nasıl gittiğimi soruyorum. ” dedi.
Geçmişin Acıları
22 yaşındaki Arjantin Deniz Kuvvetleri üsteğmeni ve istibharat elemanı Alfredo Ignacio Astiz, kayıplardan birinın ağabeyi ‘Gustavo Niño,’  adıyla Plaza de Mayo annelerinin arasına sızdı. Astiz’in aralarına sızması anneleri ve ulusu onlarca yıl rahat bırakmadı. Anneler, toplantılara katılan ve onlarla brlikte yürüyen genç  “Gustavo,”yu halen hatırladıklarını söylüyorlar.
“ Kendi çocuklarımı ve herkesin çocuklarını aramaya devam ediyorum.”
- Plaza de Mayo annelerinden Carmen Robles de Zurita
8 Aralık 1977′de  anneler – Esther Ballestrino de Careaga ve Maria Eugenia Ponce de Bianco –  sekiz kişiyle birlikte Buenos Aires’de ki Santa Kruz kilisesinde katıldıkları bir toplantıdan askeri görevliler tarafından zor yoluyla kaçırıldılar.Azucena Villaflor, isimli kurucu annelerden biri de bir kaç gün sonra evinin önünden kaçıırıldı.
İki gün sonra 10 Aralık’ta  834 annenin imzaladığı bir bildiri Arjantin’in günlük gazetelerinden  “La Nacion,”da ilan olarak yayınlandı. İlan, Arjantinli yetkililere onların kayıp çocuklarının davalarını açıp araştırarak adaleti yerine getirme çağrısında bulunuyordu.
Santa Kruz Kilisesi’ne yapılan gizli baskından iki hafta, ve 15 Aralık’da yapılan öğleden sonra yürüyüşünden bir hafta sonra beş kadının ceseti Plata nehrinin kıyılarından bulundu. Plata nehri Atlantik okyanusuna açılan Arjantin ve Uruguay arasında bulunan geniş ve uzun bir nehirdir.
Buenos Aires’de ki ABD elçiliği 1977′de bakanlığa yolladıkları bir raporda(o zaman gizli idi)  “Anneler 15 Aralık’da, her Perşembe öğleden sonra yapılan yürüyüşlerine   büyük bir katılım planlıyordu, ancak Anneler grubu’nun bazı üyelerinin kaçırılması katılımcılar üzerinde korkutucu bir etki yarattı….Yayınlanacak ilan için ek bir imza listesi ve ilanı ödemek için toplanan 250 dolarda kaçıırlma sırasında alındı, ” diye yazdı.
Mother of Plaza de Mayo, Elia Espen, at Santa Cruz ChurchAnnelerin Santa Kruz kilisesinden kaçırılmasının 30.uncu yıldönümünde ( 8 Aralık 2007) Plaza de Mayo annelerinden Elia Espen, yaşamlarını yitiren anneler için anma taşının önünde eğilirken. Resim: Marie Trigona/WNN
1990′lı yılların başlarında, forensik bilim alanında yeni gelişmeler ile iskeletlerden numuneler alarak DNA tespiti yapmak mümkün hale geldi. Genetik testler dünya çapında insan hakları araştırmalarında önemli bir araç haline geldi.
2005 yılında, Arjantin Forensik Antropoloji Timi (EAAF), detaylı bir forensik inceleme sonucunda nehir kıyısında bulunan dört cesedin kimliklerini tespit etmeyi başardı. Her hangi bir kuşkuya yer yoktu. Cesetler üç kurucu anneye aitti: Azucena Villaflor, Maria Eugenia Ponce ve Esther Careaga,  French rahibe Léonie Duquet.
“Çalıştığımız her yerde kayıbın bir aile için yarattığı inanılmaz acı ve felçe  tanık olduk”
Mercedes Doretti,
Arjantin Forensik Anthropoloji Timi(EAAF) kurucularından
“ Dört kadının cesetlerinin okyanusa Hava Kuvvetleri uçaklarından atıldığı düşünülüyordu. Cesetler 1977′de kıyıya vurdu ve  “N.N.” (kimliği belirsiz) olarak  Buenos Aires’e bağlı General Lavalle belediye mezarlığında gömüldü. Yıllık 2006  EAAF raporunda, “EAAF  dört kadının cesetini Geneeral Lavalle mezarlığından çıkardı ve  anthropolojik ve  genetik analiz sonucu kimliklerini tespit etti” diye yazıldı.
EAAF kurucularından Mercedes Doretti,”Çalıştığımız her yerde kayıbın bir aile için yarattığı inanılmaz acı ve felçe tanık olduk. Bir kayıbın mezarını bulmak geçmişin acılarını silmeye yetmiyor ancak iyileşme sürecinin bir parçası ve çok önemli bir tazminat biçimi. Ailelerin buna ihtiyacı var. Gerçekte, çok sık olarak, mezarın bulunması ve kimlik tespiti tazminat sürecinin ayrılmaz bir parçası olarak görülmüyor”’ dedi.
Kurucu üyelerin kendilerinin  ‘kaybolmasından’ 28 yıl sonra, 8 Aralık 2005′de, anneler  Azucena Villaflor, Maria Ponce de Bianco ve Esther Ballestrino de Careaga ‘nın naaşları yakıldı ve külleri onları onurlandırmak için Buenos Aires’de Plaza de Mayo’ya gömüldü.
Dokunulmazlık Duvarlarının Kırılması
Arjantin’in yedi yıl süren askeri diktatörliğünden beri, Plaza de Mayo anneleri yorulmaksızın gerçek, açıklık ve mesuliyet için mücadele etti. Bugün, Anneler dokunalmazlık duvarını uluslararası bir sembol haline gelen şiddete başvurmayan eylemleri vasıtasıyla yıkmayı başardılar.
2003′de Af Örgütü ve Uluslararaarası Hukuk Komisyonu, 1986′da geçen Arjantin Son Dönem yasası ve 1987′de ki İtaat yasasının,  ” 1976 ve 1983 yılları arasında askeri hükümetler iktidarda olduğu dönemde meydana gelen  binlerce zorla ortadan kaybolma, işkençe ve yargısız infaz  davasının araştırılmasını engellemek için kullanıldı.”dedi. Bu yasalar, hükümetin af yasaları çıkararak askeri eylemleri ve insan hakları ihlallerini affetmesine karşı mücadele eden annelere karşı vurulmuş sert darbelerdi.

“ Bugün gençlik  bayrağımızı devir alırken,  30,000 ‘kayıp’ hiç bir zaman ‘kayıp’ olmayacak.Onlar her zaman aramızda olacaklar.”
Plaza de Mayo Annelerinin 2010 bildirisinden-
Günümüzde, yıllardır af ve tutuklamalar arasında gidip gelen, Alfredo Ignacio Astiz Yüksek Mahkeme’de yeni bir dava ile karşı karşıya. Diğer 17 subay ve görevli ile birlikte araştırma altındadır. Kişisel suçlara ilave olarak, Mahkeme, ayrıca, 1976-1983 arasında Buenos Aires’de ki Deniz Kuvvetleri Mekanik Okulu ESMA’da  ‘insanlığa karşı işlenen’  suçları da araştırıyor.
Arjantin’de ki en büyük ve en kötü şöhrete sahip merkez olarak bilinen ESMA  ‘kayıpların’ bir parçası olan 5.000′den fazla isim ile ilişkilendiriliyor.
Plaza de Mayo Annelerinin  Gerçeklik Komisyonu üyesi Nora Cortinas, (Şimdi) “Askerler çocuklarımızın hiç bir zaman çıkmadığı mahkemelere çıkıyorlar. ” dedi.  15 Nisan 1977′de kayıp olan Nora’nın oğlu Carlos Gustavo Cortiñas bir ekonomi öğrencisi idi.
Annelerin bir çoğu 80′li yaşlarda olduğu için, bazıları eski Arjantin askeri makinasının işledikleri suçlar için hesap verdiğini görememekten korkuyorlar.
Anne Cortinas, ayrıca, “Mahkemelerin, dava sırasını esas alarak biraz hızlanmasını istiyoruz; bunun anlamı hükümetin sorumluluk alarak şahitler, hakimler ve avukatlara karşı tehditlerin son bulmasına yardım etmesidir, böylece, bu ülkede gerçekten de adalet var diyebiliriz,” dedi.
Şimdi 81 yaşında olan annelerden Ocampa de Vazquez, onlarca yıldır mücade ve hayal kırıklıkları içinden geçti.. Ancak, gerçeği bulmak için uzun mücadelesinin sürmesi gerektiğini biliyor: ” Sonun yakın olduğunu düşünmüyorum” dedi.

Güneyde ki Neuquén eyaletinden anne Ines Ragni, “Mücadelemize devam ediyoruz, çünkü halen cezalandırılmamış suçlar ve kayıplar hakkında cevaplanmamış sorular vardır,” dedi.  ”Bir daha asla,” Arjantin ve bulunduğu bölgedeki askeri diktatörlüklerinden acı çeken Brezilya, Şili ve Uruguay’da   tarihteki karanlık sayfalarının bir daha hiçbir zaman yeniden yaşanmamasını dileyen annelerin sloganı oldu.
Anneler, “Çocuklarımız yaşamak istediler ancak onların yaşamları ellerinden alındı. Bugün sokaklarda protesto eden gençler çoçıklarımızın hatıralarının bir parçasıdır.” diyorlar.
Bugün gençlik  bayrağı devir alırken,  30,000 ‘kayıp’ hiç bir zaman ‘kayıp’ olmayacak. Onlar her zaman aramızda olacaklar.”
_____________________________________________________
Kaynak: http://www.mujereslibres.blogspot.com/
Çeviri: Erol Yeşilyurt

Yazar hakkında: Marie Trigona Arjantinli yazar, tercüman  ve radyo-video yapımcısıdır.  Latin Amerika’da işçi hakları, sosyal hareketler,toplum medyası ve insan hakları üzerine çalışmaları vardır. Yazıları Z Magazine and ZNet, NACLA, Monthly Review, Canadian Dimension, The Buenos Aires Herald, Left Turn, Americas Program, Clamor, Venezuela Analysis, Upsidedown World  diğer dergi ve sitelerde yayınlanıyor.

http://lahy.wordpress.com/2010/12/09/arjantinde-kayip-anneleri-umit-ve-insan-haklarinin-yasayan-mirasi/

20 Kasım 2010 Cumartesi

Şemdinli'de kaybedilen 14 kişi anıldı

Şemdinli'de kaybedilen 14 kişi anıldı

ANF
16:46 / 19 Kasım 2010
HAKKARI - Hakkari'nin Şemdinli ilçesine bağlı Ortaklar Köyü Ormancık mezrasında 1994 yılında askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan 14 kişinin aileleri, Pesan Çayı'na gül bırakarak kaybedilen yakınlarını andı.

Şemdinli ilçesine bağlı Ortaklar Köyü Ormancık mezrasında 1994 yılında askerler tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan kayıp 14 kişinin Ormancık mezrasında yaşayan yakınları Pesan Çayı'na güller bıraktı. Gidecek herhangi bir mezarın olmadığından dolayı Pesan çayına yapay güller bırakan kayıp yakınları, onları bu bayram da buruk bir şekilde anmanın üzüntüsünü yaşadı.

Kayıp 14 kişinin fotoğraflarını ellerinde taşıyan aileler, 32 bayram onlarsız bir bayram geçirdiklerini söyledi.

24 Temmuz 1994 tarihinde Hakkari'nin Şemdinli ilçesine bağlı Ortaklar Köyü Ormancık mezrası yakınlarında yaşanan çatışma nedeniyle savaş uçakları mezrayı bombalamış ve Ormancık mezrası boşaltılmıştı. Askerler, Ormancık mezrasında Casim Çelik, Yusuf Çelik, Mihçek Çelik, Hurşit Taşkın, Temal Izci, Abdulaziz Inan, Salih Şengül, Naci Şengül, Sıddık Şengül, Cabbar Selvi, Reşit Selvi, Hayrettin Öztürk, Aşur Seçkin ve Kerem Inan'ı gözaltına almış ve bir daha bunlardan haber alınamamıştı.

Bir askerin Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderdiği ihbar mektubunda kayıplardan Kerem Inan'ın Ormancık mezrasında, Aşur Seçkin'in ise Hapuşte yaylasında Yarbay Ali Çamurcu tarafından öldürülüp gömüldüğünü, diğer 12 kişinin de Derecik Güvenlik Iç Taburu' gömüldüğünü ihbar mektubunda belirtmişti. Kayıp yakınlarının kazı çalışmaları için Şemdinli Savcılığı'na müracaatta bulunmuş, Derecik Iç Güvenlik Taburu'nda yapılan kazı çalışmasında herhangi bir bulguya rastlanılmamıştı.

ANF NEWS AGENCY

15 Kasım 2010 Pazartesi

Faili meçhul Ali Tekdağ 16. yılında anıldı

Faili meçhul Ali Tekdağ 16. yılında anıldı

ANF
15:06 / 14 Kasım 2010
AMED - 13 Kasım 1994'te telsizli ve silahlı kişiler tarafından zorla arabaya bindirilerek kaybettirilen faili meçhul Ali Tekdağ'ın ölümünün 16. yılında anma töreni yapıldı.

Evli ve yedi çocuk babası, pastacı olan Tekdağ 13 Kasım1994 yılında telsizli kişilerce otomobile bindirilerek götürülmüş ve o günden sonra ailesinin tüm çabalarına rağmen kendisinden haber alınamamıştır.

Yapılan anmaya Diayder Seydaları, Bağlar Belediye Başkanı Yüksel Baran, Kayapınar Belediye Başkanı Mahmut Dağ, Bağlar İlçe Başkanı Mahmut Kurbanoğlu, , Sur İlçe Başkanı Mehmetşah Teke, 5 Nisan Özgür yurttaş Derneği yöneticileri, TUHAD DER yöneticileri ve çok sayıda kayıp yakını katıldı.

Saygı duruşu ile başlayan anmada Ali Tekdağ'ın fotoğraflarının yer aldığı sinevizyon gösterimi yapıldı. Sinevizyon gösterimi esnasında Tekdağ'ın ailesi duygulu anlar yaşadı. Daha sonra bir konuşma yapan Diay-Der Başkanı Zahit Çiftkuran, şehadet mertebesine ulaşmanın kolay olmadığını belirtti ve toprağı, evi ve dili için savaşırken can vermiş kimselerin dinde şehit olarak geçtiğini dile getirdi.

Bugüne kadar Kürtler üzerinden dini kullanarak birçok oyunlar oynandığını belirten Çiftkuran, artık Kürt halkının bu konuda daha dikkatli davranarak böylesi oyunlara gelmemesini söyledi.

ANF NEWS AGENCY

9 Kasım 2010 Salı

Kaçırılan Şahbudak yaşadığı dehşeti anlattı

İSTANBUL - Dört gün boyunca kayıp olan Necat Şahbudak'ın kendilerini polis diye tanıtan telsizli ve silahlı şahıslar tarafından kaçırıldığı ortaya çıktı. 8 Kasım’da Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına kendisini kaçıran şahıslar ile ilgili suç duyurusunda bulunan ve can güvenliği olmadığı gerekçesiyle koruma talep eden Şahbudak, nasıl kaçırıldığını ve yaşadığı dehşet dolu saatleri ANF'ye anlattı.

Dört gün önce Bağcılar Göztepe mahallesinde çalıştığı Şah Tekstil'den öğle paydosunda namaz kılmak için gittiği camiden çıktığında sarışın, uzun boylu, ince bıyıklı bir şahıs tarafından tehditkar bir şekilde çağrıldığını anlatan Şahbudak,''Daha önce de böyle olaylara karşılaştığım için, oradan uzaklaşmaya çalıştım ancak, Tatar yüzlü, pis sakalı başka bir şahıs tarafından durduruldum. Bağıracağımı hareketlerimden anladıklarında bana polis olduklarını söyleyerek bellerindeki silahları gösterip,'Düş önümüze, sakın sesini çıkartma yoksa vururuz' dediler. Kendilerinden biraz daha önde yürümemi istediler. Camiden 50 metre kadar uzaklaştığımız bir sırada fark ettirmeden telefonumu çıkartıp amcamı arayarak beni götürdüklerini söyledim. Elimde telefon olduğunu fark eden şahıslar aniden önümüze yanaşan Fiat Polio Marka lacivert renkli bir araca yaka paşa bindirdiler'' diye konuştu.

Arabanın içinde onlarla boğuşurken ellerini plastik kelepçelerle gözlerini de siyah bir bantla bağladıklarını belirten Şahbudak daha sonra olanları şöyle anlattı:''Kimsiniz ne istiyorsunuz? diye sordum, bana ağza alınmayacak küfürlerle saldırdılar. Yaklaşık 10-15 kilometre gittikten sonra beni arabadan indirdiler. Kollarıma girerek bayağı yürüttükten sonra bir merdivenden aşağı indirdiler. Orada bir tabureye oturtarak sorguya başladılar. Sesleri çoğaldığı için kaç kişi olduklarını anlayamıyordum. Bana,' Diyarbakır, Van, Hakkâri’yi biliyorsun değil mi? Seninle orada yapacak işlerimiz var. Bizimle geleceksin'' dediler. Ne işim var orada hiç bir yere gitmeyeceğimi söylediğimde 'Ya bize çalışırsın ya da ölürsün' diyerek işkenceye başladılar.''

POŞET, SU, SÜNGER VE HORTUMLU İŞKENCE

Önce kafasına naylon poşeti geçirip sıkmaya başladıklarına dikkat çeken Şahbudak şöyle devam etti:' 'Nefesiz kalmıştım. Poşeti kaldırdılar 'Kabul ediyor musun?' diye sordular kabul etmediğimi vurgulandığımda en az 5 kez bu yöntemi tekrarladılar. Sonuç alamayınca darp izi kalmasın diye yüzüme sünger dayayarak vurmaya başladılar. Bu yetmedi bana diz çöktürüp su dolu bir kovaya başımı sokup çıkarttıklarında boğulacağımı sandım. Bununda işe yaramadığını görünce bu defa beni soyup şort ile bırakıp hortum ile ıslattılar. Daha sonra bilmediğim bir madde koklattılar. Birden sersemleştim. Aralarından birisi kafama silahı dayayarak, 'Bu son şansın kabul et yoksa öldürürüm bak' dedi. Vuracaksan vur dediğimde şahıslar yanımdan uzaklaşarak bir şeyler fısıldadıklarını duydum. Üzerime fışkırttıkları sudan dolayı titriyordum ve o anda tamam dedim kendi kendime beni vuracaklar. Daha sonra sesinden yeni birisi olduğunu fark etiğim bir şahıs yaklaştı. Bak dedi ' Bizimle hareket edersen çok para kazanacaksın, kendine yazık etme bizi de uğraştırma' dediğinde kaçma fırsatı bulabileceğimi düşünerek tekliflerini kabul ettiğimi söyledim.''

'BİLECİK KAVŞAĞINDA KURTULDUM'

Elbiselerini yeniden giydirerek ellerini çözdüklerini anlatan Şahbudak, sonrasını da şöyle dile getirdi: “Gözlerim bağlı olarak bu defa basamağından daha yüksek olduğunu anladığım bir araca bindirdiler. İstanbul çıkışında gözlerimi açtılar sadece arabanın içinde iki şahıs olduğunu gördüm. Arkada yanımda oturan 35-40 yaşlarında sakalı, kırlaşmış siyah saçları vardı orta iri yapılıydı. Arabayı kullanan ise daha genç daha parlaktı. Saçları kumraldı o da iri yapılıydı. Otobandaydık. Aralarında şakalaşıyorlardı ancak bana koklattıkları madde yüzünden hala kendime gelemediğim için ne söylediklerini tam kavrayamıyordum. Kendime gelmeye çalışıyordum. Bir saat boyunca öylesine gittik. Adapazarı Bilecik tabelasını görünce ancak nerede olduğumuzu anladım. Bir kamyon tesisinde yemek yediler, ben yemedim. Buradan hareketle 15-20 kilometre daha gittik. Birden arama yol kenarında durdu. Arabayı kullanan tuvalet ihtiyacını gidermek için indi diğeri ise telefonda konuşuyordu.'Ya bu an kaçarsın ya da hiç' diyerek cesaretimi toplayarak bir hamleyle telefonda konuşana kafa attım ve karanlıktan istifade ederek önümdeki arsaya girerek koşmaya başladım. Arkamdan silah sesleri yankılanıyordu bana 'Dur' diye bağırarak koştuğum yöne doğru ateş ediyorlardı. Durmadım yola varana dek korku içinde koşmaya devam ettim. Kurtuldum. Onları şaşırtmak için İstanbul yönüne değil Bilicik yönüne doğru hızla yürümeye başladım. Saat 20.30 civarlarındaydı yol kenarında iki kamyon şoförünün sohbet ettiğini gördüm. Yanlarına gidip beni Bilecik'e götürmeleri konusunda ikna ettim. Kamyonla Bileşik şehir girişine kadar gittik. Oradan şehir merkezine inerek Telefon kulübesinden amcam Seyfettin Şahbudak'ı aradım. Durumu anlatarak beni Bilecik şehir girişinden almalarını söyledim. Orada bir kaç saat bekledikten sonra şahısların tekrar izimi bulacakları korkusuyla şehir merkezine tekrar inerek amcamı aradım. Nihayet sabaha karşı geldi. İstanbul yönünde değil de Bursa yönüne gittik. Orhan Gazi'ye vardığımıza orada bir tesiste arabayı çekip uyuduk.''

'CAN GÜVENLİĞİM YOK !'

Ertesi gün İstanbul'a doğru hareket ettiklerini ancak ailesinin hayatını tehlikeye atmamak için, amcasından başka kimseye haber vermediğini ifade eden Şahbudak, ''Kartal tarafında 2 gün akrabalarda kaldıktan sonra Pazar akşamı İstanbul'a geldik. Pazartesi ise hemen Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmaya gittim'' dedi.

Şahbudak, kendisini kaçıranların belinde telsiz olduğunu hatırlatarak, ''Can güvenliğim yok. Savcıdan şüphelilerin bulunmasını ve cezalandırılmalarını istediğimde bana 'Bulabilirsek eyvallah' diyerek beni geri yolladı. Şu anda yaşadıklarımdan dolayı psikolojim çok bozuk ve büyü bir travma yaşıyorum. Sadece hayatını normale dönemsini istiyorum. Herkes tarafından destek bekliyorum'' şeklinde konuştu.

Kaynak: ANF NEWS AGENCY

8 Kasım 2010 Pazartesi

Necat Şahbudak nerede?

Necat Şahbudak nerede?

ZEYNEP KURAY -ANF
08:35 / 08 Kasım 2010
İSTANBUL - İstanbul Bağcılar'da gündüz ortası herkesin gözleri önünde sivil polisler tarafından gözaltına alınan ve 4 gündür kendisinden haber alınamayan Necat Şahbudak ile ilgili polisin önce ‘Evet bizde’ daha sonra ise ‘hayır gözaltında değil’ demesi gözaltında kaybedildiği endişesine yol açtı.

Bağcılar'da 4 Kasım günü namaz kılmak için Yenibeyda Zeliha Hatun Camii'ne giden ve camii çıkışı herkesin gözü önünde 3 sivil polis tarafından gözleri bağlanarak gözaltına alınan 30 yaşındaki Necat Şahbudak'tan 4 gündür haber alınamıyor.

Bugüne kadar defalarca gözaltına alınan ve bir kez de kaçırılıp işkence edildikten sonra gölün kenarına atılan Şahbudak’la ilgili İstanbul polisinin önce ‘evet elimizde’ daha sonra ise ‘Gözaltın da değil’ dedi. Şahbudak 4 Kasım günü ellerinde telsiz 3 sivil polis tarafından gözaltına alınırken, araca zorla bindirildiği sırada cami önünde toplanan kalabalığa ''Ben Necat Şahbudak, polisler beni götürüyor, aileme haber verin'' diye bağırdığı ve polisler kendisinden kimlik sorduğu sırada ise amcasını arayarak, "Beni alıp götürüyorlar avukatıma haber ver" dedi. Ancak, Şahbudak’tan o gün bugün haber alınamıyor.

İHD İstanbul Şubesi Şahbudak için harekete geçerken ailesi ise çocuklarının son dönemler de polis tehdidi altında olduğunu ve gözaltında olduğunun kabul edilmemesinin ise endişe verici olduğunu belirtti.

Şahbudak’ın ailesinin ve kendisinin yaşam öyküsü de gözaltında kaybedilmek olasılığını arttırıyor.

1992 yılında Bitlis’in Tatvan ilçesine bağlı Suboyu köyünün ‘PKK’ye yardım ediyorlar’ iddiasıyla askerler tarafından yakılması üzerine aile üyeleri zorunlu olarak İstanbul’a göç etmek zorunda kaldılar. Henüz 12 yaşında olan Necat Şahbudak İstanbul’a göç edince Gündem Gazetesinde dağıtımcı olarak çalışmayı seçti. 1995 yılından 1999 yılına kadar özgür basın yayın geleneğinde çalışan Şahbudak, diğer yandan Mezopotamya Kültür Merkezi’nde de (MKM) tiyatro kurslarına katılıyordu. 1999 yılında PKK Lideri Abdullah Öcalan'ın yakalanıp Türkiye'ye getirilmesinden 1 yıl sonra 15 Şubat 2000'de düzenlenen bir protesto gösterisinde katıldığı iddiasıyla 6 kişi ile beraber gözaltına alındı.

VATAN'DA 4 GÜN İŞKENCE!

Şahbudak’ın bu tarihten sonra başına gelenleri ise abisi Kerem Şahbudak anlattı. Şahbudak, kardeşinin Gündem Gazetesinde çalıştığı dönem içersinde defalarca gözaltına alındığını anlatarak, ''Ancak bu defa ki farklıydı. Vatan diye adlandırılan İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gidince o güne kadar hiç görmediği bir işkenceyle karşılaştı. Gözaltında kaldığı 4 gün boyunca işkenceden geçirildiğini bana anlattı. Zaten tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldığında sürekli kusuyordu, rengi bembeyazdı, vücudu sigara yanıkları ve darp izleri ile vardı” dedi.

Kardeşinin işkenceciler hakkında suç duyurusunda bulunmasına rağmen, hiçbir dava açılmadığını dile getiren Şahbudak, bu olaydan sonra Gündem gazetesinden ayrılan kardeşinin kendilerine ait konfeksiyonda çalışmaya başladığını söyledi. Ancak polislerin kardeşini burada da rahat bırakmadığını dile getirdi.

FECİ ŞEKİLDE DÖVDÜLER ÖLDÜ DİYE BIRAKTILAR !

Kardeşinin 2001 yılında da sivil polisler tarafından gözleri ve elleri bağlanarak gözaltına alındığını söyleyen Şahbudak, ''Necat’ı feci şekilde dövdükten sonra ‘öldü’ diye Küçükçekmece’de bulunan gölün kıyısına bıraktılar. Onu gören bir Kürt ailesi hemen yardımına koşmuş ve tedavisini evlerinde yapmışlar. 15 gün kendine gelemedi'' diye konuştu.

Şahbudak, 2006 yılında da Ümraniye Karakolu tarafından bir kez gözaltına alındığını belirti.

‘CAMİİ ÖNÜNDE GÖZALTINA ALINMIŞ’

Eşiyle birlikte aynı konfeksiyonda çalıştığını belirten Necat Şahbudak'ın eşi Güllü Şahbudak ise olay gününü şöyle anlattı: ''Öğle saatlerinde yemek paydosunda eşim çok yakında bulunana Bağcılar-Göztepe'de ki Yenibeyda Zeliha Camisine namaz kılmaya gitti. Daha sonra saat 13.30-14.00 arasında beni arayıp 'beni alıp götürüyorlar avukatıma haber ver' diye telefon açtı. Daha önceleri bana polisler tarafından takip edildiğini ve bir gün mutlaka alınacağını söylemişti. Hemen amcasına haber verdim. Ne olduğunu araştırdığımızda cami çıkışında cemaatin gözleri önünde telsizli 3 sivil polis tarafından kimliği sorulduktan sonra, gözleri bağlanarak bir araca bindirilerek götürüldüğünü öğrendik.''

EMNİYET GÖZALTINDA DEDİ SONRA İNKAR ETTİ

Bunun üzerine amcası oğlu Sami Şahbudak ile birlikte İstanbul Emniyet Müdürlüğüne gidip eşini sorduğunu ifade eden Güllü Şahbudak, polislerin eşinin gözaltında olduğunu ve bir gün sonra mahkemeye çıkartılacağını söylediklerini ifade etti. Güllü Şahbudak, ''Ama ertesi gün tekrar gittiğinde burada böyle biri olmadığını ifade ettiler. Eşimin can güvenliğinden endişeliyim'' dedi.

EMNİYET ‘YOK’ DİYOR

Ailesinin ve İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi'nin emniyet birimlerine sözlü ya da yazılı yaptığı başvurularda polisler Necat Şahbudak'ın gözaltına alındığını kabul etmediler. ''Bizi memleketimizden sürmeleri yetmemiş gibi buralarda da rahat bırakmadılar'' diyen abi Şahbudak, kardeşinin kaçırılmasından bir gün sonra konfeksiyonun önüne 3 sivil polis aracının arayı gözetlediğine dikkat çekerek, ''Kardeşimi diri ya da ölü bulana kadar bu işin peşini bırakmayacağım'' dedi.

İstanbul Emniyeti İHD ve Şahbudak’ın avukatlarının yaptığı başvurulara ise ‘gözaltında öyle biri yok’ cevabı verirken, İHD olayla ilgili çok yönlü bir girişim başlattıkları ve rapor hazırladıkları öğrenildi.

ANF NEWS AGENCY